subHeader_l

 Gönül Sohbetleri - Cilt IV                                                                          Sabri Tandoğan

 

Şahsiyet Olmak

Günümüzde en çok sözü edilen, en çok aranılan, her alanda ihtiyaç duyulan bir nitelik; insan olmak, şahsiyet olmak. Hepimiz hayatın hemen her alanında onun ihtiyacını duyuyoruz, bula­madığımız zamanlar ıstırap duyuyoruz, acı çekiyoruz. Nasıl ye­meğe tadını veren tuzsa, hayata da bir anlam, bir renk, bir güzellik getiren, vazgeçilemeyen nitelik, şahsiyet olmak. Şahsi­yet sahibi insanlar olmadığı zaman veya sayıları çok azaldığı zaman, hayat da anlamını kaybediyor. Çekilmez bir yük hâlini alıyor. Bu tipler, özellikle aydın geçinen, inançsız, merfkuresiz, idealsiz insanlar arasından çıkıyor. Soruyorsunuz, nasılsın, iyi misin? Cevap veriyor, sürünüyoruz diyor. Bir açıdan doğru, ger­çekten onlar yaşamıyorlar, sürünüyorlar. Zaten o kafa yapısıyla onların başka bir şey olmaları da beklenemez. Şahsiyet sahibi insanların, çağlar boyu değişmeyen bazı özellikleri var; birinci vasıfları dürüst, temiz ve asil olmaları. Temiz olmayan insan­ların, idealleri olmayan insanların, ister istemez bir bataklığa gömülecekleri pek tabiidir. Şahsiyet sahibi insanlar dürüsttür, samimidir, içi dışı birdir. Şahsiyet sahibi insanlar yalan söyle­mezler, riyakârlık yapmazlar, onların ipi ile kuyuya inilebilir, onlara güvenip bağlanabilirsiniz. Onlar inandıkları dava uğrunda sonuna kadar diretirler, hani günümüzde çok kullanılan bir söz var, pazara kadar değil, mezara kadar diye. Onlar bir gülün üze­rindeki yağmur tanesi gibidirler, insana ferahlık ve huzurlu bir hava getirirler. Onlar sokulurlar yanınıza kırk yıllık dostmuş gibi, onlar iyi ve güzel adına her türlü fedakârlığı göze alırlar, ge­rekirse yaparlar. İnsan yaşamında, kişiler arası ilişkilerde en önemli unsur itimattır, güven duymaktır, inanabilmektir. Şair ne güzel söylüyor,


“Sen yanmazsan


Ben yanmazsam


Biz yanmazsak


Nasıl çıkar


Karanlıklar aydınlığa.”


Ancak özü sözü bir, inancı uğruna gerektiğinde canını, malını, makamını, rütbesini ortaya koyan, koyabilen insanların arkasından gidilir. Onlarla beraber omuz omuza savaşılır, yoksa minicik çıkarları, menfaatleri, hesapları kitapları için davasından dönen insanların arkasından kendi karıları, çocukları bile git­mez. Ne hikmettir, özü sözü birbirini tutmayan, dün şöyle, bu­gün böyle konuşan insanlar, hiçbir zaman lider olup kitleleri arkalarından sürükleyemezler. Yaşamanın, var olmanın en önemli unsuru içtenliktir, samimiyettir. İç ile dışın, söz ile hareketin, zahir ile batının birbiri ile çelişkili olmamasıdır. Dinde, bilimde, güzel sanatlarda, askerlik ve kumanda sanatında, dev­let yönetiminde daima mert, yiğit, içi dışı bir, özü sözü bir insanların peşinden gidilmiş, onlara itimat edilmiş, sevgi ve saygı duyulmuştur. Bir gün birisi bana sorsa, dese ki; insan olmanın birinci şartı nedir? Cevap verirdim; samimi olması, yalandan, riyadan, ikiyüzlülükten uzak olması. Tarih boyunca hayatın çeşitli alanlarında büyük işler başarmış, büyük insan­ların hayatlarını inceleyin, hiç değişmeyen bir gerçek olarak bu durumu görürsünüz. Aslında samimiyetten uzak iki yüzlü in­sanlar, hiçbir zaman hiçbir yerde kendilerini sevdirip, saydırıp kabul ettiremezler. En yakınları bile güler onların arkasından. Yaşamak çok ciddi bir iştir, biz bu dünyaya yiyip içmeye, yatıp uyumaya, gülüp eğlenmeye gelmedik. Biz bu dünyaya aslımızı bulabilmek, kendi hakiki şahsiyetimize ulaşabilmek, adam ola­bilmek için gönderildik. Tarihte hiç kimse çevresindeki insanları ebediyen aldatamamıştır. Atalar sözü ne kadar anlamlıdır, ya­lancının mumu yatsıya kadar yanar derler. Samimiyetten uzak yaşayanların içinde, bugüne kadar hiçbir alanda bir tek şahsiyet sahibi insan yetişmemiştir, bundan sonra da yetişmeyecektir. O güzel insanlar, içi dışı bir, özü sözüne uygun insanlar, bir dalın üzerindeki bahar çiçeği gibidirler, Allah onların sayılarını art­tırsın.


Ne acıdır ki, çevremizdeki insanlara baktığımızda, her alan­da nitelikli insan bulmak gittikçe zorlaşmaktadır. Güvensizlik, itimatsızlık, bir duman gibi çevremizi sarmış. Kaypaklığı, oynak­lığı, sözünde durmamayı kendine ilke edinmiş nice insanlar var. Onlar için tek ölçü, kendi çıkarları, kendi menfaatleri. Bunu açık açık utanmadan, arlanmadan söyleyenler de var. Bir süre için onlar mal mülk, para pul, mevki makam sahibi olabilirler ama asıl olamayacakları şey, mutlu olmaktır, huzurlu olmaktır, güzel insan olmaktır. Tıpkı tabiat kanunları gibi, hayatın da ezeli ve ebedi kanunları vardır. Onlara ihanet eden, asıl kötülüğü ken­dine yapmış olur. Ve bir insanın öleceğini anladığı zaman hayata bakıp da, “Lanet bize ey hayat, sen saf ve mübeccelsin” demesi ne kadar acıdır. Biz bu dünyaya bir kere geliyoruz, reenkarnasyon dedikleri, bir palavradan, kuyruklu bir yalandan başka bir şey değil. Hepsi bu kadar. Onun için her günümüzü, her ânımızı çok ciddi, çok dikkâtli yaşamak zorundayız. Re­sulullah Efendimiz, “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” buyuruyor. Hepimiz için parola, her an daha iyiye, daha güzele gitmek olmalı. Muhammedi bir aşkla, insanıyla, hayvanıyla, bit­kisiyle, cemâdatıyla bütün kâinatı kucaklayıp, “Sevmek devâm eden en güzel huyum”, “Seviyoruz, seviliyoruz, güzelli­ğimiz bu yüzden” diyebilmeliyiz. Allah cümlemize bu güzelliği nasip etsin.


 

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

 

Geri Dön

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]