Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Sayın Korkut Karaca Bey'den aldığımız sunum
Gönderen : Korkut Karaca
Tarih : 5/11/2009 6:07:25 AM


 


Beyin öyle bir güçtür ki...


 


Kafadan geçen her düşüncenin bir talep olduğuna inanıyorum...


İyi şey ister, güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir.


Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız.


Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz kor-kuyla yola çıkar ve hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji yayarsa-nız mutlaka şoföre kaza yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanız ve böyle kor-kularınız varsa sakın araba kullanmayın...


Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir şeyler olur. Yani biri bir taş atsa bile gelir sizin çocuğunuzun kafasını bulur o zaman siz şunu düşünürsünüz "onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler geliyor.
Neden acaba? Bu tıpkı (yumurtamı tavuktan çıkar, yoksa tavuk mu)'yu andırmıyor mu?


Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize merhaba, günaydın diyemi-yoruz, bir araya geldiğimizde hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim demeye korkar olduk, işler nasıl deseler, derhal şikâyet etmeye ve her şeyin kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve ölümler-den bahsediyoruz yani dostlarla da sohbetin güzelliği, keyfi kalmadı.


Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu soran bizden para iste-yecekmiş gibi. Aynen devam edin, neyi YOK diyorsanız, onu YOK etmeye devam edin, sürekli şikâyet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin bereketini kaçırın, ayrıcada bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da kaçırdığınızı fark edeceksiniz.


Sürekli 'param yok' diyen insanlar paralarının bereketini öyle kaçırırlar ki bir gün gelir birde bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani çıkan hesap-ta olmayan mecburi harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması gereken miktarlar da olabilir.


Hep 'hastayım' diyen insanlar mutlaka hasta olurlar. Beyin şartlanmaya gör-sün, hangi hastalıktan korkup, çağırıyorsanız size onu getirir.


Allah zaten verilen nimetlere şükretmesini bilmeyen kullarından bu ni-metleri bir müddet sonra almaya başlar.


Çevrenize bakın örneklerini çok göreceksiniz.


Gelin bundan sonra Nasılsın diyenlere


ÇOK İYİYİM ÇOK ŞÜKÜR demekle işe başlayın.


Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman bulamıyoruz.


Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var.


Sevgi sunulmazsa sevgi değildir.


Neyi severseniz sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun.


Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri dö-nüşünden aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.


Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir kişi-liğe sahipse lütfen en olumlu olduğunda bebeğini kucağına alıp onu çıplak tenine deydirsin.


Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı bir bebek olmasını istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif bir ortamda büyütmeye çalışın.


Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız sev-ginizi gösterin.


Öpün, koklayın ve bilin ki bu günler çok çabuk geçecek ve bilin ki çok çabuk büyüyorlar.


Bazı anne ve babalar çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade ede-mez ve gösteremezler.


Neden?


Ne zaman göstereceksiniz?


Allah'ın verdiği bu armağana sevgiyi en güzel şekilde göstermemiz bir şükür ve teşekkür değil mi?


Beyin öyle bir güçtür ki, insan beyin gücünü kullanarak isterse kendini felç de edebilir, öldürebilir de, kanserini de yenebilir.


Yeter ki beynini şartlandırabilsin.


Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi vardır. Her bir hücre yaklaşık 7,3 kilovoltluk enerji açığa çıkarır.


Pratikte mümkün değil ama teorikte beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilovoltluk bir enerji açı-ğa çıkar ki bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak güce sahiptir.


 


Size tıp kitaplarına girmiş bir olayı anlatmak istiyorum,


 "Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir istasyon-da duruyor..


İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin biri bir vagonu temizler-ken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını dışardan kilitliyor..


Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak sonra et almak üzere bir is-tasyonda duruyor.


Kapalı kalan işçinin vagon kapısı açıldığında işçinin donarak öldüğü gö-rülüyor.


Fakat bir bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya geçi-rilmemiş.


Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini sandığı için beyin aynen donmanın şartlarını hazırlayarak, donmanın tüm belirtilerek göstererek vü-cudunu buna uyduruyor."..


Yani beyninizi olumlu şeylere kanalize edin.


Bazı insanlar vardır, hep konuşurken daha yaşasam 1–2 sene daha ya-şarım diye konuşup sık sık bunu tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm za-manı belirlerler.


Ben bu laftan çok korkarım, eğer bunu inanarak söylerlerse beyinlerini öyle bir şartlarlar ki, öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri zamanda ölürler.


Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir hedefiniz ve hayalleriniz olsun ki uzun yaşayabilesiniz.


 "İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış."


Ne doğru bir laf değil mi?


Dün bitti. Dünün tekrarı yok, aynı rüyalar gibi.


Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir, kötü de.


Ama şu anımı biliyorum, ayağım kırık bu yazıyı yazıyorum. Eşim yanım-da, çocuklarım sağ ve ben bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve yarınımı da bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve en pozitif şekilde değerlendiririm.


Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem.


Siz de böyle yapın. Hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3'e bö-lün.


Dün, bugün, yarın diye...


Biz ani stresleri çok severiz.


Çünkü ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve hafıza, algılama, enerji süper olur.


Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır.


Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde ku-rarsanız, hep bunu düşünürseniz, gelen olumlu şeylerin hepsi geri gider.


Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak şikâyetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon, kalple ilgili şikayetler ve kan-sere zemin hazırlamış olursunuz.


Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki?


Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli.


Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı dağıtın.


Başka işlere kanalize olun ki stresin etkisi az alsın veya sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın.


Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda mistik etkisi onların pozitiflenmesini sağlar.


Ben evde sokakta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim...


 


Saygılarımla,


Prof. Yıldız Batırbaygil


 

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]