Merhaba, Çok Sevgili Büyüğüm ve Çok Değerli Gönül Dostları...
Hepinize yepyeni güzellikler ve mutluluklar içinde olmanız dilekleriyle gönülden selamlar, sevgiler sunarken sözü bu kez de izninizle siz sayın büyüğümüzün yıllar önce kaleme aldığı ve daha önce sadece bir kısmını paylaşabildiğimiz yazılarınıza bırakalım...
En güzel çalışmalarla en güzel sonuçlara ulaşmanız dilekleriyle hoşçakalın...
Çiğdem Seçkin Gürel
AŞK VE TESLİMİYET (2)
Bazı kimseler var. Kışın ortasında Uludağ’a gidiyorlar kayak yapmak için. Kimi on gün, kimi on beş gün. Ne yapıyorlar? Bu kadar kısa bir süre için hoca tutuyorlar. Ne olur, ne olmaz belki düşer, bir tarafımız kırılır diye… Bazı kimseler, kendi ebedi hayatları için bu yola gitmiyorlar. Ben öğrenirim, kitap okuyarak kendimi yetiştiririm diyorlar. Hiç de gerekli değil bir yol gösterici diyorlar. Kütüphaneler kitapla dolu diyorlar. Aslanım benim, buyur, meydan açık. Çık yola. Ne duruyorsun? Bu meydan, bu güne kadar, senin gibi nice sahte pehlivanları gördü. Niceleri helâk olup gittiler. Beka makamlarını yaşamadan, fenâ makamlarında boğulan niceleri; gören gözler, işiten kulaklar, hisseden kalpler için ibret dersleri vererek, helâke uğradılar. Kitap okuyarak yüzme öğrenmeye çalışanlara söylenecek sözümüz yok… O kadar.
Ya iman et, ya da aklını erdirmeye çalış. Aman sakın ha inatçı olma. Çok sakın. İnat, nefsin tekme atmasından başka bir şey değildir. İnsan ne haldeyse, o hâl onun miracıdır. Kendi idrakindeki Allah’a miracı… İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar. Önemli olan yaşarken uyanabilmek, gaflet perdesinden kurtulabilmektir. Mevlid Kandili, nurun gönle doğuşu bayramıdır. Mirac, külli aşkı aşmaktır. Aşkın, insanların tahammül edebileceği dereceye inmiş haline muhabbet denir. Mirac’ta ilim ve akıl bile perdedir. Bir noktadan sonra Cebrail Aleyhisselam, Resulullah Efendimize, “Ben daha öteye gidemem” derken kasdı neydi? Yücelik gönül ile nefsin birbiriyle dengede oluşundadır. Muhabbeti en az olan kul, en çok gazaba müstehak olandır. Sevgi ve muhabbet olmayan her düşünce, her söz, her davranış çirkindir, kırıcıdır, inciticidir. Seni mânâ aleminde yücelten, ötelere götüren sevginin ve muhabbetin sıcaklığıdır. Allah’ın muhabbeti âlemi kaplamıştır. Kainatın sırrı muhabbettedir. O bütün kapıları açar, bütün cihanı aydınlatır. Hazreti Muhammed, muhabbetin aslı, özü ve kendisidir. Allah’ın aşkının tezahür ettiği ışık ve nurdur. Cenab-ı Hak, “Ben insanın sırrıyım, insan Benim sırrım” buyuruyor. Mevlana,
“Dinle neyden kim hikayet etmede
Ayrılıklardan şikayet etmede”
diyor. Bu ayrılık, Hakk’a özlemden başka nedir? Bu özlemle feryat ediyor insan. Bu susuzluk ancak Hakk’a vuslatla diniyor. Aslında, O bize şah damarımızdan daha yakın. Ama nefsin kesâfetinden farkında değiliz. Göremiyoruz. Onun için Kainatın Efendisi, “Nefsini bilen, Rabbini bilir” buyurdular. Bir yol gösterici olmadan nefsimizi nasıl bileceğiz, nasıl Müslüman edeceğiz, nasıl Rabbimizi bileceğiz? O öyle bir adaptör ki, cüz’i ruhu, küllî ruha bağlıyor. Öyle bir mercek ki, daha ferasetle bakmayı temin ediyor. Büyük Yunus bir mısraında,
“Yunus bir haber verir, işitenler şad olur”
diyor. Şad olamıyorsak, kabahat bizdedir. Mânâ lezzetini tadmadan insan nasıl şadolabilir? Sevgili ile beraber olmadan mutluluk mümkün olur mu? Mümin demek aynaya bakan, aynada sevgilisini gören demektir. Bütün kainat, O’ndan bir nişâne değil mi?
Sabri TANDOĞAN
3 Temmuz 1996
Yeni Mesaj Gazetesi