Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Sayın Sami Melih Bey’den aldığımız sunum
Gönderen : Sami Melih
Tarih : 12/9/2009 4:12:20 AM


 


Çok sevdiğim Büyüğüm,


Bir şey paylaşıyorum ki içinde “en güzel” olandan var. Yani “paylaşmak”tan.


Günlerden Pazar. Kalktım, kahvaltı için henüz iştahım yok, acıkınca çıkıp ekmeğimi alır, güzelce kahvaltımı yaparım deyip ders başına oturdum. Evde güzel bir sükunet ortamı var. Bir buçuk saatlik bloklar halinde çalışıyorum… Bir bloğun içinde açlık baskınlaştı ki bloğu bölmemek için aparatif niyetine bir bardak süt içtim ve bir bisküvi yedim, devam ettim. Bu yediklerim açlığımı unutturdu. Bir blok, bir blok daha derken saat 15:00 oldu.  Tam, yeter artık, gidip ekmeğimi alayım diye düşünürken, ardı arkası kesilmeyen helikopter sesleri duymaya başladım. Habire üstümden geçip duruyorlardı. Arkasından sürekli çalan siren sesleri. “Allah Allah, hayırdır inşallah” diyorum. Bir an savaş mı acaba diye düşündüğüm bile oldu. Televizyon veya internet yok ki açıp bakayım ne oldu diye. İnternet Cafe işleten bir tanıdığımı aramak fikri geldi aklıma, ne olduğunu öğrenmek için. Hayırdır, ne iş diye sordum. İmralı’daki malum şahsın başı ağrımış da buradaki akıllılar da onu protesto ediyormuş, dükkanları kapatıp/kapattırıp yürüyüş yapıyorlarmış. Telefondaki hemen otomatik bir mekanizma işletmeye başlıyor ben sormadan: “Ağabey, dün belki on sefer geldiler, sorun çıkmasını istemiyoruz dediler, biz de pislikle pislik olmayalım deyip kapattık işyerini”.  Ulan adi herifler, siz bir halt edip kendi dükkanlarınızı kapatıyorsunuz da açmak isteyenlere niye engel oluyorsunuz?  Sorun çıkmasını istemiyorlarmış. Ulan aşağılık herifler, siz düpedüz milleti tehdit ediyorsunuz, arkasından da utanmadan demokrasiden dem vuruyorsunuz, Allah cezanızı versin!


Efendim, daha fazla sıkmadan, dehşetle akan şelalenin arasındaki huzurlu yuvaya geleyim.


Nihayet ekmek almak için çıktım evden. Dışarıda öyle bir hal var ki, istisnasız her taraf kapalı. Manav, kasap, market, büfe, hiçbir yer açık değil. Bir saate yakın soğukta ekmek aradım. Yok, yok. Bir ara bir adamın elinde poşet içinde ekmek gördüm, hemen sordum nereden aldığını, “valla bir evden  getirdim” diye cevapladı. Teşekkür edip devam ettim aramaya. Kulağıma bir telefon konuşmasının sesi erişti tanımadığım birinden: “orada ekmek bulabileceğimiz bir yer var mı” diye soruyordu öbür tarafa. Ne var ki tatminkar bir cevap alamıyordu. “Nasıl yapacağız yav yemek yiyecek bir yer de yok” diye sürdürüyordu konuşmayı. 


İşin kötüsü açlığımı da ertelemiştim erteleyebileceğim kadar. Burada, gurbette tanıdığım pek fazla kimse de yok yardım istemek için, daha doğrusu biraz karıştırsam arayabileceğim yerler olur ama onları bu kargaşada rahatsız edip evlerinden çıkartmak istemiyorum. Arada “tesadüf diye bir şey yoktur” diye hatırlatıyorum kendime. Fazla fazla biraz aç kalacağız… Son bir umut olarak yürüyüş yapılıp güvenlik güçlerinin muhtemel müdahale yerine yakın bir muhite bakmaya karar verdim… Buranın da pek farkı yok diğer taraflardan, her yer kapalı. Cadde boyunca yürümeye devam ederken, caddeyi kesen sokaklardan birinin uzandığı yere doğru öylesine bir baktım, uzaktan bir şey dikkatimi çekti. Bir meşrubat dolabının üstünde bir kasa, içi ekmek dolu. Hem de o kadar uzaktan renklerinin canlılığı fark ediliyor, taptazeler. J Rüya gibi geldi. Hemen yürüdüm oraya doğru. Selam verdim, “iki ekmek alabilir miyim” diye söyledim. Ekmeklerim poşetin içinde tutuşturuldu elime. Bir Güç, iki ekmek aldırmıştı bana. Normalde tek başına kalıyorum, her ekmek alışımda bir gün için bir tane alırım. Acaba o kadar aradığımdan açgözlülük mü yapmıştım? Sonradan açgözlülük olmadığını anlayacaktım. Elimde ekmek poşeti ile eve doğru dönerken, mümkün mertebe elimdeki poşeti öne doğru çıkarıp, karşıdan gelenlerin görmesini sağlamaya çalışıyorum, olur ki benim gibi arayan biri çıkarsa görüp sorabilsin diye. Hatta isteyene fazladan aldığım bir taneyi de vermeye can atıyorum, çok aradığımdan olacak… Kimse sormadı velhasıl…


Eve geldim, yiyeceğimi bir güzel yedim. O kadar acıkmışım ki bir ekmeğin tamamını götürmüşümJ. Arkasından namazımı da kıldıktan sonra tekrar oturdum ders başına. Aradan iki üç saat gibi bir zaman geçtikten sonra kapım çalındı. Kapıyı açtığımda karşı kapı komşum olan hanımı gördüm karşımda:  “çok özür dilerim, biraz ekmeğiniz var mıydı? Çocuklar aç da, heryer de kapalı” utanan bir ifade ile… Tabii deyip arkamı döndüm ve mutfağa doğru yürürken yüzümü hafif bir tebessüm hali sardı. Kalan bir ekmeği, ısmarlanmış gibi doğal bir şekilde sahibine teslim ettim. Sevinmişti, “ben de size pasta vereyim” diyerek aldı ekmeği. Teşekkür ederim, ben biraz önce yemek yedim diyerek tok olduğumu ima ettim, tekrar teşekkür etti…


Efendim, bir ekmeğin değeri nedir ki? Ama ben sanki koca bir serveti paylaşmıştım… Allah’a şükürler olsun. Kim tahmin edebilirdi ki daha çocukları tam büyümemiş, kimsesi olmayan hanımın o akşamki yemeğinin ekmeğini bana aldırdığını Rezzak Olan Allah’ın. Elhamdülillahi Rabbil Alemiyn, Errahman, Errahiym, Elkeriym, Elhaliym, Errezzak….


Hürmetle Ellerinizden öper, güzel dostlara selam ederim.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]