Sayın Gözde Dalan,
19.1.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, mailin beni çok mutlu etti. Ne güzel birşey bir insanın sevildiğini hissetmesi. Ve zor zamanlarda birilerinin onun gözyaşına ortak olması, gözyaşını paylaşması. Allah senden razı olsun. Allah iki dünyanı cennet etsin. Sebebini ben de bilmiyorum, “yaşayan ölü”nün davranış tarzı beni çok, ama çok üzdü. İzahını yapamıyorum. Belki üst üste biriken acıların, ıstırapların, gözyaşlarının, yanlış anlaşılmaların artık bardağı taşıran son damlasıydı. İnsanlar ne kadar dayanıklı da olsalar zaten dolan bardaklar bazan bir damla ile taşıveriyor. Ama Allah’a sonsuz şükürler olsun, bir dost eli, bir evladın sımsıcak, tertemiz, bembeyaz yaklaşımı bu yaraları sarıyor, tedavi ediyor. “Yaşayan ölü” nün bana hücum tarzı, şekli ve dozajı tahminlerimi de aştı. Çünkü bu konu benim çocukluk yıllarımdan beri en çok üzerinde durduğum, en hassas olduğum bir nokta idi. Daha çok küçük yaşlardan itibaren bütün insanların kardeş olduğuna bütün samimiyetimle inandım. Ben bunu laf olarak söylemiyorum, edebiyatını da yapmıyorum. Allah şahittir ki bugün içinde yaşadığımız dünyada bunu benim kadar kuvvetle hisseden çok ama çok az insan vardır. Ta lise yıllarımdan beri içimde besleyip büyüttüğüm bir düşünce vardı: Bir gün dedim kültür bakanı olursam veya zengin bir insan olursam bir büro kuracağım. Oraya dünyanın bütün dillerini bilen tercümanlarını toplayacağım ve bir dünya gençliği dergisi çıkaracağım. Acaba bir İngiliz, bir Amerikalı, bir Fransız, bir Japon, bir Çinli, bir Tayland’lı, bir Seylanlı, bir Dubai’li gencin duyguları, düşünceleri, tesbitleri ve bekleyişleri, istekleri nedir? Dünyanın bir ucundan öbür ucuna kadar uzanan bir yelpaze içinde tek istisna olmadan bütün dünya gençliğine uzanabilmek, onlarla temeli sevgiye, saygıya, hoşgörüye, edebe, inceliğe, anlayışa dayanan bir müşterek kardeşlik duygusuyla birbirini kucaklayan, anlayan, bir birliktelik içinde yaşayabilmek. Bugüne kadar ne kültür bakanı oldum, ne zengin olabildim ama böyle bir aşk, böyle bir heyecan içimde hep sımsıcak yaşadı... Bugün de öyle. Şimdi ben bu konu üzerinde çocukluğumdan beri tir tir titrerken
“Ben cihanın altın terazisine
Ağırlığımca sevgi vermişim
Ses edin, uzak milletlerin gençleri
Bütün antenlerimi germişim”
derken, ne ile itham ediliyorum? Doğrusu çok kırıldım. Hayırlısı. Demek ki hayatta bu acıyı da görecek, bu ıstırabı da yaşayacakmışım. Demek ki yetişebilmem, tekamül edebilmem için bunun da idraki gerekliymiş. Allah yardımcımız olsun. “Bu da geçer ya hu” diyebilelim. Madem ki insanı hayat yolunda yetiştiren acılar ve ıstıraplar oluyor, o halde Allah’dan yardım isteyip, sineye çekeceğiz.
Değerli yavrum, en acılı zamanlardan birinde uzatmış olduğun bu melek eli hiç unutmayacağım. Daima minnetle, şükranla hatırlayacağım. Allah cümlemizin yari ve yardımcısı olsun.
Yeni maillerini bekliyor, selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Sabri Tandoğan
Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları :
Zor zamanda uzanan bir dost eli Yazan Gözde Dalan
Cvp: Zor zamanda uzanan bir dost eli Yazan Sabri Tandoğan