Saygıdeğer Çok Kıymetli Büyüğüm,
Size ve bütün dostlara bir pazar sabahından sağlık, huzur, mutluluk, birlik, beraberlik, bereket, dostluk, neş’e, ferahlık ve saadetler içinde geçecek nice zamanlar dileklerimi sunuyor ve hepinize bu duygularla merhaba diyorum...
Efendim, malumunuz olduğu üzere dün Hicri Yılbaşı idi. Yani Hicret gibi bir muhteşem olayı başlangıç kabul eden ve üç aylardan sonra en feyizli ay olarak bilinen Muharrem ayı ile başlayan bir yeni yıla girmek daha nasip oldu. İnşallah bu yeni yılın bütün insanlık alemine getireceği yepyeni, renk ve ışık dolu sonsuz güzellikler olur ve bizler de site mensupları olarak yaşayayacağımız, tanık olacağımız güzellikleri sizin güzelliğinizle anlam kazanan bu site çatısı altında hepbirlikte paylaşmayı günden güne artan bir coşku ile sürdürürüz...Allah sizi, bütün güzelliklere, doğruya, Hakka, adalete sarılmayı herzaman sürdürebilen, eğriyi doğrudan ayırarak bütün gönül aydınlığı en doğru hükmü verebilen ve gereğinde onları ortam ve şartlar ne olursa olsun mertçe dile getirerek insanlara yardımcı olabilmek için bahane arayan büyüğümüzü bu yeni yıl ve onu izleyecek nice zamanlar içinde de sağlık, afiyet, himmet, bereket ve yepyeni çalışmalar ve en hayırlı sonuçlarıyla aziz kılsın inşallah.
Efendim, insan bu dünyada Hakkı bulmak, güzellikleri keşfetmek, bir sonraki adımda daha iyi olana koşmak, sevgisini, dostluğunu, kendisine nasip edilmiş olan nimetlerini paylaşarak hazret-i insan makamına yükselebilmek için var. Hayatını güzellikler üzerine odaklayarak, iyinin, güzelin, temiz, nezih, asil olanın her nefeste arayışı içinde olmak, içinde bulunduğu anı, ne geçmiş sorgusu, ne gelecek kaygısı içinde kalmadan en güzel yaşayabilmenin aşkı içinde olabilmek, paylaşmanın çok daha fazlasıyla geri döneceğinden en ufak bir şüphede kalmadan getirdiği güzellikleri yudumlamanın iç huzurunu tadabilmek ne güzel... Çoğumuz duymuşuzdur, babasıyla kırda gezmeyen çıkan küçük çocuğun dağa seslendiğinde dağdan aynı sözlerin kendisine yansıması üzerine duyduğu şaşkınlığı ve babasının bunun hayatın özü olduğunu ve hayat boyu yapılan her davranışın bir gün kendisine geri döneceği şeklindeki izahını... Evet, hayatın özü bu... İnsan bu dünya hayatı içinde ne ekerse onu biçiyor, hem bu hem de öteki dünyasında biçilmek üzere üstelik... Çok değerli gönül dostları sizin sayfanızda dergi yazıları bölümünde yer alan “Öğretmen Leman Hanım” başlıklı yazınızı okumuşlardır. Orada verilen muhteşem örnekte vurgulanan gerçekle, aslında hayatın akışı içinde hep karşı karşıyayız. Bazan bir insandan gelen ummadığımız bir davranış, belki yıllar önce bizim bir başkasına yapmış olduğumuz hareketin bir cevabı olarak bize dönüyor, iyi veya kötü. Ama bu çok hassas, inceler incesi görülmez ipliklerle birbirine bağlı olaylar, bağımsız hadiseler zannediliyor, aradaki rabıta kurulamıyor. Oysa hayat yaptıklarımızın bir ilahi aynada bizlere yansımasından başka birşey değil. Bir tarlaya arpa ekip, o tarladan hasat zamanı buğday devşiren olabilir mi? Bundan uzun bir süre önce bir tv sohbetinizde anlatmıştınız. Televizyonda bir programda bir çılgınlık olarak arka arkaya tabaklar kıran bir kimseden bahsederek acaba bu kimse o tabakları yerlere savuran kollarının bir gün bir kazada tutmaz hale geleceğinden nasıl emin olabilir demiştiniz? Ama belki yıllar sonra bu ilgiyi kurabilmek hiç de kolay olmayacaktır o kimse için, davranışlarını nesfaniyet batağından çıkaramamışsa ve hatalarını farkederek hayatın gerçek anlamının farkına varamamışsa eğer. Hiç şüphe yok ki insanın karşılaştığı bazı olaylar da kendisine sunulan bir imtihan olmakta, o imtihanlardan geçtikçe de hazret-i insan olma yolunda ilerlemektedir.
Efendim, bir hafta kadar önceydi. İşyeri servisinde bir hanımla sohbet ediyorduk. Kendisi kısıtlı bir bütçe ile iki çocuğunu üniversitede okutmaya çalışan dar gelirli bir hanım. Bir konudan söz açıldı, kendisi için “Ama ben dedi bir insanı sıkıntıda bırakmaktan hiç hoşlanmıyorum, muhakkak elimden gelen birşey varsa yaparak onu rahatlatmak istiyorum. Ve de bu benim de hep karşıma çıkıyor, bana yansıyor”. Ve şöyle bir anısını anlattı. Bir sabah eşi işine gidecek, ancak bakıyorlar adamın otobüse binecek kadar parası cebinde yok. Öylesine dar bir durumdalar. Düşünmeye başlıyorlar, apatmandaki bütün komşuları, hangisinden borç istesek ki diye. Ancak bir türlü ayakları hiçbir komşuya uzanmak istemiyor. Bu şekilde sıkıntı içinde bunalırken kapı çalınıyor. Hiç tanımadıkları bir zat kapıda. “Efendim” diyor, “beni köyden nineniz yolladı. Elinde kalan bir parça arazisi varmış onu satmış. Ondan bir pay da sizin hakkınız diye size gönderdi, buyurun”.
Efendim, yine maddi imkanları çok dar bir öğrencim anlatmıştı. Birgün bir camide namaz kılıyor, çıkışta bakıyor ki başlatılan bir ulusal yardım kampanyası için para toplanıyor. Cebini yokluyor, bakıyor sadece o gün fakültede öğle yemeği yiyecek kadar parası var. Onu verirse o gün yemek yeme imkanı yok, aç kalacak. Ama yardım yapanları gördükçe de imreniyor ve elindeki parayı bağışlıyor. Fakülde öğle çıkışı, tabi cebinde para olmayınca içerde dolanıyor ve bölümünün duyuru panolarına göz gezdiriyor. Bir de ne görsün, fakülte o yılın bursiyerlerini açıklamış, aralarında kendi adı da var. Yaptığı yardımın kat kat fazlası olan bursu fakülteden hiç karşılıksız alıyor bir yıl boyunca.
Efendim, hiç şüphe yok ki işin bir de maddi olmayan yönü var. İnsan bugün gösterdiği sevgilerle, saygılarla, paylaştığı gözyaşlarıyla yarınını güzelleştiriyor, etrafındaki insanların niteliğini belirliyor. Bugün kırdığı bir kalp, ağlattığı bir insan da yarın kendisi oluveriyor bir başka hayat sahnesi içinde. Kimsenin yaptığı yanına kalmıyor. İncitilen bir kalp bazan bir ömür boyu insanın ayağında bir zincir olarak kalabiliyor, onu ağlatabiliyor. İnsan sevgileri kadar var, insan verebildiği kadarına sahip, insan güzellikleri başkalarına yaşatabildiği kadar yaşıyor. O halde hayatı birbirine zehir etmek niye? Neden bir güzelliği yaşamak varken bu kavgalar, kalp kırışlar? Bir yoksulun gözlerinde günlerdir süren bir açlığın, kimsesizliğin, yalnızlığın izlerini gördüğü halde belki sımsıcak bir selamla ve belki bölüşülen bir yarım ekmekle bile olsa çok şeyi değiştirebilecekken neden bu vurdumduymazlık? Hayat tarlası başkasının ektiklerinden bize de biçtirir zannıyla mı bu çekip gidiş?
Evet hayat bir dağ. Yaptıklarımız oradan bir gün bizlere yansıyor hiç eksiltilmeden. Nasıl seslenmişsek öyle. O halde hayata aşkla seslenelim, ve seslenişimizi öyle güzelleştirelim ki yarın o ses bize geri döndüğünde onunla cümle eksiklerimiz bitsin. Bugün kırdığımız bir insan yarın ellerimizden tutmasını dört gözle bekleyeceğimiz kimse olmadan önce alalım tedbirlerimizi. Bu güne güvenmeyelim. Unutmayalım ki hayat muhteşem bir ayna. Herkesin ektiğini biçeceği muhteşem bir tarla... Bunun aksi bugüne kadar hiç olmadı. Yüce Rabbimiz Kur’an- Kerim’de “Sen Allah’ın kanunlarında bir değişiklik bulamazsın” buyuruyor. Ama hala vakit erken, hasat zamanına henüz var. Şimdi ekme zamanı. Haydi, geçmişe bir sünger çekerek “Acaba olur mu, ben de bir başlangıç yapabilir miyim, artık çok geç veya ya geri çevrilirsem, mahçup olursam” diye hiç düşünmeden çıkalım yola... Yanlışlarımızdan, bir türlü kurtulamadığımız ve aslında bizim de şikayetçi olduğumuz, tekrarladıkça da bir türlü huzura kavuşamadığımız hatalarımızdan hicret edelim. Bu yepyeni yılın ilk adımını böylece atalım ve koşalım sevgilere...Yarınlarımızın sevgi, yardım, huzur, dostluk, saadet içinde geçecek günlerinin tohumlarını kendi ellerimizle ekelim, bu kadarı yeter diye düşünmeyelim, daha çok ekelim güzellikleri, sevgileri, saygıyı, yardımlaşmayı ne kadar çok ekersek o kadar çok biçeceğiz diye bir an aklımızdan çıkarmadan ekelim, hep ekelim...
Efendim, burada Yüce Rabbimizden size ve bütün gönül dostlarına hayatın güzelliklere açılan sır kapısından sonsuz güzelliklerin sağnak sağnak her nefeste yağmasını diliyor, sonsuz selam, saygı, sevgi ve hürmetlerimi sunuyorum. Bütün zamanlarınız sağlık, afiyet ve yepyeni feyizler içinde hayatın bütün güzellikleriye dopdolu olsun inşallah...
Müsaadenizle,
Çiğdem Seçkin Gürel
Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları :
Muharrem ayının güzellikleri Yazan Çiğdem Seçkin Gürel
Cvp: Muharrem ayının güzellikleri Yazan Sabri Tandoğan