Pek muhterem büyüğüm Sabri Tandoğan Bey babacığım,
Aralık ayı başında annemin aniden hastalandığını zatınıza yazmış sizin o sevgi ve şefkat dolu dualarınızı bu güzel gönül sohbetleri sayfasını takip eden kardeşlerimin duasını istirham edip dilemiştim.
"Sayın Melek Hanım, 11.12.2013 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, annene şifalar diliyorum. Rabbime ve Resulüme dua ediyorum. İnşallah Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla en yakın bir zamanda şifa bulur, ayağa kalkar. Bütün temiz mü’min ve Müslim kardeşlerimizin de şifa duaları etmelerini rica ederim.
Selam, sevgi ve saygı ile.
Sabri Tandoğan"
şeklinde hemen mukabelede bulunmuştunuz fakat ben gün geçtikçe annem ağırlaşınca bu nezakete şifa dolu, sevgi dolu yazıya cevap ve teşekkür yazamadım. Şimdi annemle başbaşayım, annem MR sonuçlarına, o kadar teste, seruma, iğneye rağmen neden doktor çıkarmadı, buradan çıkamayacağım, bir türlü iyileşemiyorum diye çok ağladı, ben de çok ağladım, yarın da işgünüm o kadar moralim bozuldu ki kaç gündür gönülsohbetlerini okuyamamıştım, burada anneme de okuyorum, odadaki televizyonu açmıyoruz, gönülsohbetleri.neti bulup okuyayım annem de dinlesin dedim. Annem bir yandan ağlıyarak sen de teşekkür mesajı yaz, pazar günü Mevlid Kandili Kainatın yaradılış sebebi en kamil şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın (S.A.V)şefaati ile bana da cümle hastalara da Sabri Tandoğan Beyefendi'den ve siteyi takip eden kardeşlerimizden, çocuklarımdan şifa dile kızım Meleğim dedi. Evet annem için yine Sizin Sabri Tandoğan Bey babam ve siteyi okuyan kardeşlerimin dualarınızı bekliyorum. Herkesin mübarek Kandilini şimdiden kutluyor zatıalinizin ellerinizden hiç tanımadan kalben gelişen büyük bir, evlat sevgisi ile öpüyorum. Annem çocukluğundan beri İstanbul'un Kocamustafapaşa semtini çok sever, Sümbülü Sinan, Ramazan Efendi beni de çocukluktan beri götürdüğü tevazu ve edebin yaşadığı içimizi ve kainatı dinlediğimiz uhrevi sığınaklarımızdır. Yahya Kemal'in o semti anlatan şiirini de ikimiz de çok severiz, şimdi anneme okuyacağım Sizlere ve siteyi okuyan kardeşlerime minik bir Kandil armağanı olsun, hayatlarımıza tez zamanda annemin Kandilde dağıtıp ikram ettiği helvaları, lokumları, akideleri gibi tatlılık dolsun, annem yine Kandillerde tatlılarını ikram edebilsin.
Kocamustafapaşa
Koca Mustapaşa! Ücra ve fakir İstanbul!
Ta fetihden beri mü’min, mütevekkil, yoksul,
Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
Kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü’yada.
Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz
Ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.
Manevi çerçeve beş yüz senedir hep berrak;
Yaşıyanlar değil Allah’a gidenlerden uzak.
Bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı
Hisseden kimse hakikat sanıyor hülyayı.
Ahiret öyle yakın seyredilen manzarada,
O kadar komşu ki dünyaya dıvar yok arada,
Geçer insan bir adım atsa birinden birine,
Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.
Serviliklerde sükun, yolda sükun, evde sükun.
Bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskun.
Bir afif aile sessizliği var evlerde;
Örtüyor farkı asaletle çekilmiş perde.
Kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak..
Her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.
Kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,
Çeşmeden her su içerken: <<Şükür Allah’a>> diyen
Yaşıyor sade maişetlerin en safında;
Ruh esen kuytu mezarlıkların etrafında.
Bu vatandaş biraz ahşapla, biraz kerpiçten
Yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten.
Türk’ün asude mizaciyle Bizans’ın kaderi
Karışıp mağrifet iklimi edinmiş bu yeri.
Şu fetih vak’ası, yarap! Ne büyük mu’cizedir!
Her tecellisini nakletmek uzundur bir bir;
Bir tecellisi fakat, ruhu saatlerce sarar:
Koca Mustafa var, camii var, semti de var.
Elli yıl geçtiği günlerde büyük mu’cizden,
Hak’dan ilham ile bir gün o güzel semte giden
Rum vezir, eski manastırda ederken secde,
Kalbi çok dolduran iman ile gelmiş vecde,
Onu, tek Tanrısının mabedi etmiş de hayal,
Vakfedip her neye malikse, bütün mal ü menal,
Bir fetih camii yapmak dilemiş islama.
Sebep olmuş bu eser yad edilir bir nama.
Dört asırdır inerek camie nur üstüne nur
Yerde bulmuş yaşıyanlar da, ölenlerde huzur.
Ona hala gidilirken geçilir bir yoldan,
Göze çarpar ölüm ayetleri sağdan soldan,
Sarmaşıklar, yazılar, taşlar ağaçlar karışık;
Hafız Osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık
Bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;
Belli, kabrinde, O, bir nura sarılmış yatıyor.
Gece, şi’riyle sararken Koca Mustapaşa’yı
Seyredenler görür Allah’a yakın dünyayı.
Yolda tek tük görünenler çekilir evlerine;
Gece sessizliği semtin yayılır her yerine.
Bir ziyaretçi derin zevk alarak manzaradan,
Unutur semtine yollanmayı artık buradan.
Gizli bir his bana, hatif gibi, ihtar ediyor;
Çok yavaş, yalnız içinden duyulan sesle, diyor:
Onların meşrebi, iklimi ve ırkındansın.
Gece, her yerdeki efsunlu sükunundan iyi,
Avutur gamlıyı, teskin eder endişeliği;
Ne ledünni gecedir! Ta ağaran vakte kadar,
Bir mücevher gibi Sünbül Sinan’ın ruhu yanar.
Ne saadet! Bu tarflarda, her ülfetten uzak,
Vatanın fatihi cedlerle beraber yaşamak! ...
Geç vakit semtime döndüm Koca Mustapaşa’dan
Kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü’ya’dan.
Bu muammayı uzun boylu düşündüm de yine,
Dikkatim hadisenin vardı derinliklerine;
Bu geniş ülkede, binlerce latif illerde,
Nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,
Manevi varlığının resmini çizmiş havaya.
Ki bugün karşılaşan benzetiyor rü’yaya.
Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
Budur alemde hudutsuz ve hazin öksüzlük.
Sızlatır bazı saatler dayanılmaz bir acı,
Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
Ruh arar başka teselli her esen rüzgarda.
Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!
Şair : Yahya Kemal Beyatlı
Selam, saygı ve saf sevgimle
İstanbullu Melek
Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları :
İstanbul'a selamlar, sevgiler, dualar Yazan Melek
Cvp: İstanbul'a selamlar, sevgiler, dualar Yazan Sabri Tandoğan