Sayın Özden Çiçek,
23.1.2007 tarihli mailinizi aldım. Efendim, mailiniz yine bahar çiçekleri gibi geldi. Mis gibi kokular getirdi. Bizi bir güzellikler alemine götürdü. Ne kadar güzel belirtmişiniz, herzaman olduğu gibi. Yine birkaç cümlede hayatın, varoluşun sırlarını açıklamış, nasıl yaşamamız gerektiğini o ince ifadenizle ortaya koymuşsunuz. Bizi mana aleminden, güzellikler aleminden uzaklaştıran tek engel var. Nefsimiz. O öyle zalim ki bizi estetize edilmiş bir yaşamdan öyle uzaklaştırıyor ki. Siz, edep diyorsunuz, incelik, zarafet diyorsunuz, tevazu, sabır, şükür, kanaat diyorsunuz, nefis kocaman bir kale kapısı gibi karşınıza dikiliyor. Bunlar edebiyat diyor. Hepsi boş bu sözlerin. Ben kendimi ezdirmem. Sonra muzaffer bir kumandan edasıyla önüne geleni kıyasıya eleştiriyor, yargılıyor, yerden yere vuruyor. O insanlara uyku, tebessüm, mutluluk haram oluyor. Çünkü elindeki kırbaç mütemadiyen şakırdıyor. Ve hep aynı ses çıkıyor, “ben kendimi ezdirmem”. O dünya güzeli insan tekrar ediyor, edep diyor, saygı diyor, incelik ve zarafet diyor. Sükunet diyor, sabır, kanaat diyor. Kamçı yine şakırdıyor, “ben kendimi ezdirmem”. Efendim, olay bu kadar basit. Ama anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. Bu durumda ne sizin, ne benim yapacağımız hiçbir şey yok. Sadece başımızı önümüze eğecek, sükut edeceğiz. Çünkü çevrelerini kıyasıya eleeştirecek, yargılayacak insanlardan tek ses duyulacak. “Ben kendimi ezdirmem”.
Güzelim Yunus, canların canı Yunus, sevgili Yunus ne diyor kulak verelim:
“Miskin Yunus, sen seni bir adam mı sanırsın,
Halini miktarını bil drlerse ne dersin”.
Eleştiri ve yargılama kamçılarını “ben kendimi ezdirmem” diye şaklatanlara en güzel cevabı Nakşi Hazretleri ne güzel veriyor.
“Eller yahşi, biz yaman
Eller buğday , biz saman”
O günkü Türk dilinde yahşi, güzel, yaman çirkin demek.
Sayın Özden Çiçek, tarih boyunca bu böyle oldu. Kamçılar hep şakladı. Bugün de bazılarımızın sırtında şaklıyor. Bazı kimseler kendilerini o kadar büyük, o kadar yüce, o kadar yukarılarda görüyorlar ki kamçılarının verdiği acıyı, ıstırabı, gözyaşını, uykusuzluğu hiç düşünmeden bunlar benim en doğal hakkım diyorlar. Otuz yıl önceydi. Her cumartesi gecesi amme idaresi metod organizasyon profesörü Edip Atan Beyefendi’nin Fevzi Çakmak’taki evinde toplanırdık. Bazan oraya Paşa Dede Hazretleri de gelirdi. Paşa Dede Hazretleri hayat boyu gördüğüm en hassas, en ince, en zarif insanlardan biriydi. Sanki edebin, canlı bir örneği idi. Negatif sıfatları olan bir insanı anlatacağı zaman örnek olarak kendini gösterirdi. “Benim gibi tembel olmayın” derdi. “Benim gibi duyarsız olmayın” derdi. Hayatı boyunca hiçkimseyi yediden yetmişe ne yargıladı, ne eleştirdi. Sadece iyi olanı, doğru olanı, güzel olanı söyledi, müspet olanı söyledi. Çünkü Peygamber Efendimiz şöyle emir buyuruyor “Ya hayır söyle, yahut sus”.
Efendim, ben bütün kainatın en büyük sırrının bu Hadiste olduğuna inanıyorum. Dünya ve ahirette mutlu, huzurlu olmanın, sağlıklı, başarılı bir yuva kurmanın, meslek hayatında sevilen, sayılan, el üstünde tutulan bir insan olmanın yolunun bu Hadiste ifşa edildiğine inanıyorum. “Ya hayır söyle, yahut sus”. Ne olur gün boyu bu Hadis dilimizden düşmese, tesbihlerde bunu söylesek, birbirimizle sohbet ederken bunu hatırlatsak, evimizin dikkat çekici köşelerine bu sözü yazıp koysak.
Bazı kimseler gibi nefsini kale duvarı gibi yüceltenler bütün güzellikleri, bütün incelikleri ben kendimi ezdirmem sözünün ağırlığı altında un ufak edenler, ne kazanacaklar, ellerine ne geçecek, bunu zaman gösterecek. Bilmiyorum efendim, bu söylediklerim sorunuzun cevabı oldu mu? Eğer ifadede kusurlarım olduysa lütfen işaret buyurun, yeniden işleyelim.
Sizden rica ediyorum, bu kusurlu, bu günahkar, bu hatalarla, yanlışlarla dolu insana dua buyurun. O da adam olmanın, hazret-i insan olmanın yoluna girebilsin himmetinizle.
Yeni maillerinizi bekliyor, selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Sabri Tandoğan
Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları :
Hazret-i insan olabilmek Yazan Özden Çiçek
Cvp: Hazret-i insan olabilmek Yazan Sabri Tandoğan