Efendim,
Bu sabah "yaşayan ölü " rumuzlu kardeşimizden gelen maili okuyunca ve de sizin ona muhteşem cevabınızı okuyunca ağladım. Kardeşimizin zarif yazısına ayrı sevindim sizin cevabınıza ayrı. İşte bu dedim. İslamiyetin güzel yüzü bu. İşte farkındalık bu ,geliş bu ve ona kucak açış bu. Umutsuzluk kapısı değildir bu kapı,gel, gel ve yine gel.... Elhamdüllilah. O kadar sevindim ki bilmenizi istedim. Ve aklıma birkaç sene önce okuduğum bir hikaye geldi. Belki pek çok insan okumuştur ama ben birkaç gündür yaşananlarla arasında ilinti kurdum.
Rahip olmak arzusuyla bir kişi manastıra müracaat eder. Bu Manastırda sözsüz iletişim esastır. Kişinin katılmak isteğini işaretlerinden anlayan rahip gider içerden ağzına kadar dolu bir bardak su getirir. Bunun anlamı doluyuz seni kabul edemeyeceğizdir. Bu cevap karşısında kapıda bekleyen kişi cebinden bir gül yaprağı çıkarır ve dolu bardağın üzerine koyar. Bunun anlamı da ben size bu gül yaprağı gibi olacağım size güzellik katacağım size rahatsızlık vermeyeceğimdir.Size fazla gelmeyeceğimdir.Bunu her alandaki duygu ve düşüncelerimize uygulayabiliriz.Cam kırıklarıyla dolu yürek yeni kırmaları almayacağı gibi haksızlıklar karşısında da taşar.Kalp kırılarak içeri girilemiyor ancak hani o ünlü resimde olduğu gibi içerden açılırsa girilebiliniyor. Belki başka yorumlarda yapılabilir ama yaşadıklarımızla ilintili olarak bunu yazmak istedim. Bu hikayeyi okuduğumda çok etkilenmiştim ve de hayatımda uyguluyorum.
Gül yaprağı olabilmek.Birbirimize gül yaprağı olabilmek. Ne kadar güzel bir çiçektir gül. Gülün mana alemine kattıkları sayfalar dolusu yazmakla bitmez. Yapısı, duruşu, kokusu, rengi, v.b. Dikenle birlikte varedilmesi. Ama hep güzellikleri yaşatması. Birbirimize karşı böyle olabilsek. Gül alırlar, gül satarlar ilahimiz ne güzeldir.
Kardeşimiz rumuzunu değişse, sizi artık daha iyi tanımış olarak ve yeni bir canlılıkla sitemize sık sık misafir olsa ben bir kardeşi olarak çok memnun olurum. Yüce Allah, mübarek Kur'an da "sizler birbirinizin dostusunuz (velisisiniz) "diyor.
Ben kardeşimize Sayın büyüğümüzün kitaplarını bir daha okumasını bu siteden sohbetlerini bir daha dinlemesini öneririm. Yazılarındaki kahramanlarına dikkat etmesini de. Muhterem büyüğümüzün hayran olunacak yönlerinden birisidir aslında kardeşimizin yanlışıkla sorduğu soru. Hüsamettin efendi, Şekerci Şükrü amca gibi aramızdan insanlar canlanır, dile gelir konuşur yani sıradan gibi görünen ama içlerinde hazine saklayan makamı kıymeti ancak gören gözlerin farkedebildiği insanlardırlar onlar. Sınıf farkı yoktur. Birincilik, ikincilik, üçüncülük erdemlere göredir. Başka bir deyişle soruda ki merhamet hakedene gösterilmiştir."Sarsılan aile yapımız "yazısı ise kardeşimizin sorusuna cevap olabilir.Her okuduğumda ağladığım "Bir babanın kızına mektupları" da.Bunlar birkaç örnek...........
Bu yaşananlardan bugün itibariyle çıkardığım sonuç ise. Öncelikle sayın büyüğüme Yüce Allah'tan hayırlar dileyerek açtığı kucak için sonsuz teşekkürler.
Muhterem efendim,
Her yaşanmış olay içinde dersler saklar düşüncesindeyim. Olan da hayır vardır diyebilirmiyiz? İnsan ilişkileri açısından hepimizin almamız gereken dersler sizin değerlendirmenizle neler olmalı?
Mümin kardeşler olarak birbirimizi dışlamadan birbirimizi incitmeden ,birbirimizi ayıplamadan, hakaret etmeden yazışmak konuşmak neden tercih edilmez? Duyguların da matematiği olduğu neden düşünülmez? Ben bunu yazarsam ben bunu yaparsam bumerang gibi birgün bana geri dönebilir diye neden hesaplanmaz.
Sonsuz hürmetlerimle..............
Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları :
Selam olsun bizden güzel dünyaya Yazan Hatice Hakeri
Cvp: Selam olsun bizden güzel dünyaya Yazan Sabri Tandoğan