Sevgili Babacığım, Kıymetli Dostlarım, sizlere gönül dolusu sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Aziz büyüğüm, şu an elimde Sayın Altan DELİORMAN’ın kaleme aldığı Sayın Nihad Sami Banarlı, Sayın Ekrem Hakkı Ayverdi ve Sayın Samiha Ayverdi’nin hayatlarından kesitler sunduğu “Işıklı Hayatlar” adlı kitabı okuyorum hatta okumaya doyamıyorum..
İnsan denen varlık, bu dünyadan bir gölge gibi, sessizce gelip geçiyor. Ancak, bazıları var ki, vücutları toprağa karıştıktan sonra da, ruhlarıyla, fikirleriyle ve eserleriyle yaşamaya devam ediyorlar. Bu seçkin şahsiyetler, yetiştikleri toplumların yüz akı sayılıyor ve kolay unutulmuyorlar.
“Hayvan ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı. Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.”
Şimdi ben de bu abide şahsiyetlerden Sayın Banarlı’ya ait milli romantizm konuşundaki görüşlerini gençlerimize ışık tutması açısından önemli buluyor ve izin verirseniz paylaşmak istiyorum..
……….
Siz, Türk edebiyatının şuurlu nesilleri olarak bu yeniliğin öncüsü olabilirsiniz. Eserlerinize gıda olacak ideolojiler içinde, siz yine Asya’daki ve Türkiye’deki atalarınızın milliyetçi, vatancı ve insancı hedeflerini seçiniz. Milliyetçiliğin ve vatancılığın belki en üstün ve orijinal sözlerini, Asya’daki eski Türk edebiyat eserlerinde bulacaksınız. Mevzu olarak, Türk halkının, dünkü ve bugünkü hayat, san’at, iman, feraset ve yaşama neş’esi yollarındaki macerasını işleyiniz. Türk halkının, yurt içindeki içtimai hadiselerle dünya hadiseleri karşısındaki çok zeki ve anlayışlı reaksiyonlarını görüp gösteriniz.
Yıllarca gördüğü gerilikler, iz’ansızlıklar ve idraksizlikler, hayatının sonlarına doğru, Nihad Sami’yi bir milli fikir hamlesi yapmanın zarureti noktasına getirmişti. Öyle bir hamle ki, Türk Milleti kendi faziletlerine dönsün, milliyetini yeni baştan ve kuvvetle idrak etsin, yabancı kültürler karşısında düştüğü eziklik ve aşağılık duygusundan kurtulsun. Böyle bir şahlanış, ancak milli romantizmin idraki ile mümkün olabilirdi.
Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın 2. Sayısında, milli romantizm konusundaki görüşlerini geniş şekilde açıkladı:
Romantizm, milletlerin dilde, kültür, sanat ve edebiyatta kendilerini bulmaları, kendilerine gelmeleri demektir.
Romantizm’in beşeri ve ictimai ıztırapları şiddetle idrake başlamış topluluk hayatlarından doğma, aşırı bir hissilik ve hayalcilik oluşu yanında bir de yukarıdaki tarifi vardır.
Bu tarife göre romantizm, yalnız ruhi ve içtimai buhranların san’ata aksi değil, aynı zamanda milli bir dil, kültür, san’at ve tefekkür hadisesidir. Bu hadise, bazı Batı milletlerin sür’atle kalkınmasında sihirli vazife görmüş ve bir milli romantizm değeri kazanmıştır. Milli romantizm bir sihir veya tılsım değildir, fakat, sihirli ve tılsımlı neticeler doğurur: Milli romantizm’in idraki ile, bir millet, bağlı bulunduğu ortak medeniyet hangi medeniyet olursa olsun, o medeniyet içinde, yine kendisi olarak; kendi milli şahsiyeti, milli haysiyet ve milli değerleri ile birlikte kalkınır. Bu, tarihde büyük işler görmüş milletler için daha heybetli ve daha şerefli bir kanadlanıştır.
Sonra misal veriyordu:
Almanlar, uzun zaman kendi milli kimliklerinin farkına varmadan yaşamışlardı. Edebiyatlarının, destanlarının, mimarilerinin ve san’atlarının eski Yunan ve Latin sanatından ibaret olduğunu sanmışlardı. Ancak, Luther’in İncil tercümesiyle Alman dili adeta yeniden kurulmuş, sonra Schiller, Goethe, Klopstock, Schleger Kardeşler, Grimm Kardeşler, Wagner gibi büyük şahsiyetlerin çalışmaları sayesinde milli edebiyatlarını, destanlarını, masallarını, musikilerini ve mimarilerini adeta yeniden keşfetmişlerdi. Böyle doğan milli romantizm, fikri ve felsefi eserlerle desteklenmiş, halis Almanlığa ve Alman dehasına karşı bir hayranlık uyanmıştı. Almanlık gururu yükselmiş, özgüven duygusu sağlamlaşmış, bunun sonunda da ünlü Alman kalkınması meydana gelmişti.
Bizde ise milli romantizmin tek büyük temsilcisi Yahya Kemal olmuş, fakat onu takip eden çıkmamıştı. O yüzdendir ki, nice masum Türk çocukları, mesela Süleymaniye Camii gibi abidelerin yanından, onları görmeyerek ve anlamayarak, sanki uykudaymış gibi geçmekteydiler.
Alman milleti asırlarca evvel yaptıkları katedralleri görmeye başladığı zaman, her Alman kendini bir katedral kadar büyümüş hissediyordu. Bizim dini abidelerimiz ise, Cermen örneklerinin çok üstünde milli yükselişlerdir.
Banarlı’ya göre
….milli romantizm’in idraki, hergün yanıbaşından körcesine geçilen bütün milli san’at eserlerinin, milli ve tarihi zaferlerin ve faziletlerin, birgün, bütün ihtişamiyle farkına varmaktır. Bunu idrak etmek, bununla gururlanmak ve bunlardan yeni milli-medeni hamleler için gereken gücü almaktır.
Türk milletinin ise, milli romantizmini idrak etmesi için kütüphaneler, müzeler, şehirler ve vatanlar dolusu eseri vardır. Türk çocuğu, milli cevherindeki halis altunu ancak o zaman tanıyacak ve korkunç bir aşağılık duygusu içinde, başkalarının, hatta kendi can düşmanlarının hayranı olmak gibi bir dalalete düşmeyecektir.
Hürmetlerimle…
Cahide