Sayın “Gönül Yolcusu”
06.01.2015 Tarihli mailinizi aldım.
Kıymetli yavrum, çok önemli bir konuya değinmişsin. Bilirsin ki, insan denen büyük meçhulün iki önemli yönü vardır:
1: Akıl, 2: duygu. Bunlar birbirlerini tamamlayan unsurlardır. Biz günlük hayatımızda ikisini de kullanırız. Aslında bunlar birbirine zıt değildir. Günlük hayatımızı yaşarken, daha çok aklımızı kullanırız veya kullandığımızı sanırız. Ama zihinsel zekâ ile duygusal zekâ paralel gitmeyince, hayat denen karmaşıklığın içinde, insan denen bin bir bilinmeyenlerle dolu, sırlı varlığı anlamamıza imkân yoktur.
Bir Kudsi Hadis’te, “ben insanın sırrıyım, insan benim sırrım” buyuruluyor. Her gün sosyal hayatımız içinde çeşit çeşit insanlarla tanışıyoruz. Bunların çoğunu zihinsel zekâ ile tanımamız mümkün değildir. Çünkü onların yaşantıları hakkında o an için hiçbir bilgimiz yoktur. İşte burada duygusal zekâ işe karışır. Muhataplarımızın giyinişleri, oturuşları, konuşmaları, ses tonları, konuşurken bize bakışları, bazı kimselerin konuşma sırasında eee demeleri, bazılarının mütemadiyen ellerini yüzlerinde gezdirmeleri, bakışlarıyla içinde bulundukları mekânı tetkik etmeleri, bir ikram yapıldığı zaman yiyip içme tarzları, bazı kimselerin dedikoduya pek meraklı olmaları ve daha binlerce husus, bize duygusal zekâmıza o şahıs hakkında nice fikirler verebilir.
Duygularımızla tespit ettiğimiz bu hususlar, aklımızın yardımıyla bize o şahsı tanıtır. Biz de o şahsa karşı, ya sevgi, saygı duyar, veya ondan uzaklaşırız. Bir gün, kitaplarını okuduğumuz, televizyon konuşmalarını dinlediğimiz Hayatnur Hanımefendi ile tanışmak nasip oldu. O kadar ince, kibar, zarif bir hanımefendi idi ki, kızım Fatmagül’le beraber ona hayran olduk. Yolunu bekler olduk. Lütfedip verdiği fotoğrafını evimizin en güzel yerine koyduk.
Öyle kimseler tanıyoruz ki, ağızlarını açar açmaz, paradan, puldan, maldan, borçlarından başka söz ağızlarından çıkmıyor. İnsanın dilinin ucuna kadar geliyor. Güzel kardeşim, benim tek gelirim, aldığım emekli maaşı, ayın sonunu nasıl getireceğim diye, bazen uykularım kaçıyor. Ben sana ne yapabilirim. Ben banka müdürü müyüm? Bugün birisi telefon etti. Ağlayarak, dolandırıldığını söyledi. Mütemadiyen ağlıyordu. “Ben falanca şahsın evini temizleyerek o paraları biriktirdim. Şimdi parayı alan inkar ediyor.” Fevkalade rahatsız oldum. İyi ama ben ne yapabilirim? Tabii böyle şahıslarla insan bir daha karşılaşmak istemez, telefonla dahi olsa… ne yazık ki, günümüzde bir çok insan ne yaptığını, hayattan ne istediğini bilmiyor. Ne olur, hepimiz hem aklımızı, hem duygularımızı seferber ederek, bizi rahatsız eden insanlarla görüşmesek… bizim de, huzura, mutluluğa, güzellik duygusuna, sevgiye, dostluğa ihtiyacımız var. Fazıl Hüsnü Dağlarca, bir şirinde:
“ Gelme, gelme üstüme
Bir şifa vermeyeceksen eğer”
Diyor. Hele günümüzde beşeri münasebetler konusunda çok, ama çok dikkatli olmalıyız.
Selâm, sevgi ve saygı ile…
Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları :
Duygunuzla, düşünceniz arasına fesat sokmayınız(Shakespeare) Yazan "Gönül Yolcusu"
Cvp: Duygunuzla, düşünceniz arasına fesat sokmayınız(Shakespeare) Yazan Sabri Tandoğan