Kıymetli yavrum,
Hira mağarasındalar, Resûlullah Efendimiz ve Hazreti Ebubekir... Sessizlik ve sükûnet içinde olayların gelişmelerini gözlüyorlar. "Efendim" der, Hz. Ebubekir, "yorgunsunuz. Müsaade ederseniz dizime başınızı koyun, biraz dinlenin." Efendimiz mübarek başını koyar ve dalar. Biraz sonra Hz. Ebubekir’in gözünden gelen bir damla gözyaşı yüzüne değince uyanır. Sebebini sorar. Israr eder. Hz. Ebubekir, "Efendim" der, "dişim çok ağrıyordu. Dayanamadım. Gözümden yaş geldi. Özür dilerim." "Niye önceden haber vermedin" der Resûlullah Efendimiz. O büyükler büyüğü, inceler incesi, güzel insan, “Ya Resûlullah, Allah’ı size mi şikâyet edecektim...” der. Şikâyet ikliminden uzaklaşmak, edebe giden yolun ilk adımıdır.
Kakımak olaydı ger Muhammed de kakırdı
Vara yoğa kakırsın, sen derviş olamazsın.
Kakımak, malûm, vara yoğa itiraz etmek, münakaşayı itiyat haline getirmek... Münakaşayı sevmek, aklı bel kemiğinde olanların harcıdır. Kimselere bir şey kazandırmaz. Zaman kaybettirir, sinir sistemini tahrip eder. Sükût en güzel tavır, en güçlü kalkandır.
Selam, sevgi ve saygı ile.
(Rahmetli) Sabri Tandoğan