Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Aziz Hocamız, Sabri Baba'mızla yapılan en son Ropörtaj-Yedigün Gaz. 3. B.
Gönderen : Site
Tarih : 9/12/2015 1:57:29 PM


 


Sabri Babamızla yapılan en son Röpörtaj
Yedigün Gazetesi 3.Bölüm


Bir ‘Gönül’ ve ‘Sohbet’ İnsanı Sabri Tandoğan…


Gönül insanı Sabri Tandoğan,
insanlara huzurun, mutluluğun sırlarını
anlatmaya, yollarını göstermeye
devam ediyor.
Hayatta en zor şeylerden birinin
‘görmeyi’ öğrenmek olduğunu söyleyen
ve bunu çarpıcı örneklerle anlatan
Tandoğan’a göre, insan kazanmak
istiyorsanız içinizi sevgi ile doldurmanız
gerekiyor.
Nasıl mı? Okuyun…
HAYATLA UYUM İÇERİSİNDE
OLMAK İÇİN...
E.G: Hayatla uyum içerisinde
olmak için ne yapmalıyız?
S.T: Çok güzel bir soru. O zaman
yapılacak şu; Hayatı ve insanları olduğu
gibi kabul edeceğiz. İdeal insan
yoktur. Hayatta ne ideal
erkek, ne de ideal kadın vardır. Böyle
bir şey yok. Ancak aradığımız bazı
nitelikleri bir insanda bulabiliyorsak,
görebiliyorsak bizim için ideal odur.
Güzel odur . Aşk odur. Heyecan odur. Bu çok ince bir
nokta. Anlatabildim mi?”
ANNESİNİN ÇEYİZ SANDIĞI AŞK
MEKTUPLARIYLA DOLDU
E.G: Sevdiğini bulamıyorsan,
bulduğunu sev gibi yani. Doğru mu
anlamışım?
S.T: Bravo. Ben evlenmeden önce
annemin boş bir çeyiz sandığı vardı. O
çeyiz sandığı dolusu aşk mektubu
aldım. Nedense gençliğimde bana
çok aşk mektubu yazıyorlardı.
Okuyordum. Atıyordum. Hiç beni ilgilendirmiyordu.
Çünkü benim aradığım
başka vasıflar vardı. Bir kimsede ne
saç rengi, ne cilt rengi, ne de göz
rengi aramadım. Aradığım bir tek şey
vardı. İncelik, zarafet, kibarlık, hanımefendilik,
asalet. Ben bunları Rana
Hanım'da buldum. Rana Hanım,
Danıştay'da oda arkadaşımdı. İmtihan
açıldı. 1000 kişi girdi imtihana. Ben
birinci oldum. Başladım göreve.
Kapıyı açtım. Kapıyı açıncaya kadar
samimi kanaatim ''Ben evlenmem
arkadaş''tı. Çünkü çevremde gördüğüm
kızlardaki müşterek özellik
şuydu; züppe, şımarık, kendini beğenmiş,
ukala. ''Ben niye bunlarla hayatımı
zehir edeyim? Ben bekar yaşayacağım
arkadaş'' dedim. Elimden de
her iş geliyordu. Annem beni öyle
yetiştirmişti. Rodos'lu Sabiha Hanım.
44 YILLIK EŞ RANA HANIM İLE
TANIŞMA
E.G: Allah rahmet eylesin.
S.T: Pek akıllı bir kadındı.
Yemekten temizliğe kadar elinden her
şey geliyordu. Kapıyı açıp içeri girince
baktım karşıda Rana Hanım oturuyordu.
Gri bir tayyör giymiş. İçinde bir
beyaz balıkçı kazak. Bir melek gibi
böyle. Görür görmez bi ses duydum.
O ses neydi anlayamadım. O ses;
''İşte Sabri, evleneceğin hanım'' dedi.
Bir daha da o sesi duymadım. Ben
gene de bir yıl Rana Hanım'ı etüt
ettim. Bir yıl her gün not verdim ona.
Giyim, oturuş, hal ve tavır, arkadaşlarıyla
anlaşma durumu, görevine bağlılk,
görevine zamanında gelip gitmek
filan gibi. Bir sene sonra ''Tamam. Bu
iş bitti'' dedim. Rana Hanım'a evlilik
teklif ettim.
HİÇ FLÖRT ETTİ Mİ?
E.G: Hiç flört etmediniz mi?
S.T: Hayır. Hiç flört etmedik. Rana
Hanım 1926 doğumluydu. Ben ise
1934. Aramızda 8 yaş fark vardı. Rana
Hanım'a evlilik teklif ettiğim ilk gün
dedi ki; ''Sabri, ilgine teşekkür ederim.
Ama aramızda yaş farkı var. Bu ileride
problem olabilir'' dedi. ''Olmaz Rana
Hanım. Hz. Peygamber, evlendiği
zaman 25, Hz. Hatice ise 40 yaşındaydı.
Onlar dünyanın en güzel evliliğini
yaşadılar. Biz de 2. evliliğini yaşayacağız''
dedim ve öyle de yaşadık
hakikaten. Bununla şunu söylemek
istiyorum; Dört dörtlük olmuyor hiçbir
şey. Rana Hanım'dan evvel gene
Danıştay'da bir Birsen Hanım vardı.
Birsen Hanım, benim fakülteden arkadaşımdı.
Kemaliyeli. Ciddi, çalışkan,
hoş bir kızdı.
NEDEN BİRSEN HANIM'LA
DEĞİL RANA HANIM?
E.G: Güzel miydi peki?
S.T: Esmerdi. Orta güzellikteydi.
Güzel giyinirdi.
Bir gün baktım ki Birsen ciklet çiğniyor.
Yanına gittim. ''Birsen, Kraliçe II.
Elizabeth'i tanıyor musun'' dedim.
''Aşkolsun Sabri. Onu tanımayan mı
var'' dedi. ''Peki Kraliçe Elizabeth ciklet
çiğner mi'' dedim. ''Sabri, öyle şey
olur mu? Kraliçe ciklet çiğner mi?''
dedi. ''Sen de bir kraliçesin'' dedim.
Bekledim ki; O sakızı çıkarıp çöpe
atsın. Ayağa kalktı. Kapıya doğru
yürüdü ve pat diye patlattı cikleti.
''Tamam bu iş burada bitti'' dedim.
Diyeceksin ki; Bir cikletle insan vazgeçer
mi? Mesele ciklet değil. O, denizden
bir katredir. Ama denizin kimyasal
yapısıyla ilgili bir fikir verir. Değil mi?
GÖRMEYİ ÖĞRENMEK...
E.G: Elbette. Görmeyi öğrenmek
için neler yapmalıyız?
S.T: Dünya'da en zor şey, görmeyi
öğrenebilmektir.
E.G: Görmeyi bilen gözler, neler
görür! Biz nasıl açabiliriz gözlerimizi?
S.T: Gözlerimizi açabilmek için
evvela ruhen temiz olmak lazım. Yani
açıkcası küçük hesapların adamı
olmamak lazım. Küçük duygular taşımamak
lazım. Mesela bana göre zenginlik,
para, makam, mevki, rütbe çok
küçük şeyler. Bana göre bu insanlar,
hiçbir zaman göremezler.
E.G: Şimdi o kadar para, pul,
mevki, makam sahibi insanlar hiçbir
şeyi görmeyen insanlar mı yani?
S.T: Hiç şüpheniz olmasın.
E.G: Bir hırsla, ömürlerini tüketip,
boşa mı geçirmişlerdir?
S.T: Biz, bu Dünya'ya, yontulmaya,
adam olmaya, her gün biraz daha
iyiye, biraz daha güzele, biraz daha
mükemmele gitmeye geldik. Mevki,
makam sahibi olmaya gelmedik efendim.
........ Devam edecek

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]