.
Malum Hacc ayında olduğumuz için umre hatıralarımı size gönderiyorum.
ARAYU ARAYU BULSAM İZİNİ:::
Arş-ı âlâ'dan Kabe üzerine sâyebân olan rahmet, feyz ve bereketten yudum yudum ab-ı hayat yudumlayan ruh şad olduğu bu yerden gitmek istemez. Tevhid ve ilahi aşk mekanı Kabe ihsan ve likaullah sevinciyle ruhları coşturan vahdet meyinin cûrasını maşuk elinden ruhlara sunan mukaddes bir yerdir.
Her ne kadar düşünmek istemesek te kaçınılmaz ayrılık kapıya dayanmıştır. Akşam veda tavafı yapılır, güzelliği tadıp bihuş olan ruhumuzla, Kabe imamlarının ağlayan ağlatan buğulu sesleriyle, kubbelerden taşan aminlerle kılınan Kabe namazlarına, kana kana içilen zemzeme kabeye veda ediyoruz. Bir Cuma günü geldiğimiz Kabe'den diğer Cuma ikindi vaktinden sonra mahsun bir şekilde hareket ediyoruz. Kulaklarımızda çınlayan "LEBBEYK" seslerine her milletten insanın eşlik ettiği "............ve edhılnel cennete meal ebrar ya Aziz ya Gaffar ya Rabbel alemiyn...! " sözleri eşlik ediyor.
Hicranla dökülen hüzün gözyaşlarına Peygambere gitmenin sevinç gözyaşları coşkusu ve heyecanı karışıyor. Şoför efendi pek bir acemi zik zaklar çize çize, sürekli kazalar atlata atlata ilerliyoruz Medine'ye böyle giderse sağ salim varamayacağız diye insanlar endişe ediyor. İçimizde edebiyle, yardım severliğiyle dikkati çeken maneviyatlı birisi var kendisini ifşa etmemeye çalışsa da, o bir rüya görmüş otobüsün kaza yaptığına dair, yol kenarında bir mescitte durup hacet namazı kılıyoruz. Gece saat 12' de şehirlerin en nuranisine rüyalar şehri Medine'ye varıyoruz. Bir saat dinlenilip Mescide toplu gidileceği söyleniyor. Sonunda gül kokulu mescide varıyoruz, baş döndürücü bir güzelliği izlemenin hayran olmanın hazzıyla dünyada ki cennet burası olsa gerektir diyorsunuz.. Zemzem bidonlarını burada da bulunca çölde bulmuş gibi şaşırıyor ve seviniyorsunuz. Giriş kapılarına verilen büyüklerin isimlerini görünce kendilerini görmüş gibi farklı bir sürûrla ürperiyor. Seher yeliyle, Hacca Umreye gidenlerle gönderilen selâmı kendinizin verecek olmasının sevinç ve heyecanını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Mekke ve Medine'de aşık Yunus'un " Arayu arayu bulsam izini " ilahisini gittiğiniz her yerde mırıldanırken bulursunuz kendinizi. İşte yıllardır özlenen iştiyakla beklenen menzil...Efendimize- sallallahu aleyhi vesellem- gidecek olmanın tarifsiz anlatılmaz coşkusuyla beklemeye alınırsınız, artık burada dil lâl olur akıl her şeyi unutur ne öncesi ne sonrası vardır. Artık gözyaşları anlatır yıllar süren hasreti... özlemi .. bekleyişi ve birden içinizde şair Nabi'nin mısraları yankılanır:
Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbub-i Hüdâ'dır bu
Nazargâh-ı ilahî'dir, makam-ı Mustafa'dır bu.
(Burada en ufak bir edepsizlikten şiddetle sakınmalısın, çünkü burası Allah sevgilisinin beldesidir. Cenab-ı Allah'ın nazar ettiği yerdir, Muhammed Mustafa'nın makamıdır.)
Herkes bir an önce o huzura koşmak istemektedir, bayrama ve bayramlıklarına kavuşan çocuklar gibidir can alıcı bu kalabalık , içi içine sığmaz sabırsız bekleyenlerin...Babü's-Selâm'a geldiğinizde ise Hazretin şiiri yankılanır hüzünle titreyen kabinize çarpar ve gözyaşı olur damla damla dökülür mısralar..Azab-ı hecrine katlandım bunca senedir...Sonunda alnıma çarpan bu zalim örtü nedir ?Demir nikabını kaldır mezarı pakinden....Bu hasta ruhumu artık, ayırma hakinden...Paravanın arkasından Pakistanlıların çoğunlukta olduğu, topluca her milletten insanın yaşlı gözlerle söylediği yürekten kopan salavatlara sizde katılırsız.Ya Habib selâm aleyke....Ya Rasûl selâm aleyke ... Ya Nebi selâm aleyke ...diye uzar gider. Sevenlerin çokluğu sevilenin büyüklüğünü gösterir diye bu görüntülerden oldukça mesrûr olursunuz. Medine'de önemli ve uhrevi yerlerden biride Uhut şehitliğidir. Bir sabah vakti Uhud'a gider Ayneyn tepesinde Uhud'u ve Uhud kahramanlarının harikulâde kahramanlıklarını gıptayla nemli gözlerle dinlemeye doyamazsınız. Hazret-i Hamza, Hazret-i Musab bin Umeyr, Hazret-i Abdullah bin Cahş, Nesibe Hatun... Gruptan bazı kişileri aşağıda ki pazara doğru define bulmuş gibi sevinçle koşmalarına anlam veremezsiniz... Asıl hazine ve define mezar taşı bir isim bile olmayan burada gömülüdür. Şehitliğe inilir hafiften bir misk kokusu vardır, akşam gelindiğinde buram buram misk koktuğu söylenir. Efendimiz Uhud şehitlerinin kabirleri başında ağlayarak dua etmiş" onlar mahşer yerine yaralarından kanları aka aka gelirler onların kanları kan rengindedir, kanlarının kokusuysa misk kokar " demişlerdir. Yedi mescitler gezilir bir zamanlar namazda açlıktan kıyamda duramayarak yere düşen sahabeleri düşünür, bir taraftan da yemekhane de yemeğini beğenmeyerek her gün çöpe atanları tefekkür eder yine bir şair sözüyle buğulanır gözleriniz." Allah'ın dinini omuzlarında taşıdılar, dünyadan bir gün yüzü görmeden gittiler. "sade yaşadılar kabirleri bile sade imanlarından ... Yine dal dal olur hüzün yaprak yaprak dökülür sinenize gittiğiniz her mekanda. Hurma bahçesine gittiğimiz bir gündü Müftü efendi gruptakilere vazu nasihat etmekteydi. Gençlerden bir grup kendisinden bir hatırasını anlatmasını rica etmişlerdi. O da çok etkilendiği bir hatırasını bizlerle paylaştı. İlgiyle dinlediğimiz hatırası bizleri de derinden etkileyip gözyaşları içerisinde bırakmıştı, şehitlerin ölmediğine diri olduğuna dairdi şöyleydi: Bir süre önceydi kafile başkanlığı yaptığım bir grupla Umreye gelmiştik. Grubun içerisinde bir de meczup bulunmaktaydı, Bu meczup bazen çok akıllıca konuşur bazen hiç bir şey bilmez anlamaz saf gibi davranırdı. Bazı zamanlarda da kendisini gruptakilere sohbetler anlatırken buluyordum. Ben Ona deli derdim O da bana Hoca diye seslenirdi. Yine bir gün kendisini çevresinde ki insanlara dini bilgiler anlatırken görünce :"Senin ne ilmin var ki ? ne biliyorsun ki insanlara anlatıyorsun ...! diye onu küçümsemiştim. Bir tahsilin, diploman, ünvanın mı var ki ? demek istemişti. O gün de Uhud'a gidecektik Uhud şehitlerinin ve Uhud'un benim gönül dünyamda ayrı bir yeri ve önemi vardır. Uhud'a gitmeyi Uhud'u anlatmayı başka türlü severim. Ayneyn tepesin de Uhud'u anlatmak için mikrofonu elime aldım... Aman Allah'ım...! hiç bir şey hatırlayamıyor anlatamıyordum hafızamda ki her şey bir den silinmişti, hiç bir tat almadım, sonra meczuba dediğimi hatırladım kendisine bana ne yaptın böyle dedim bana dönerek : "Hoca ilminle mağrur olma, kimseyi küçük görme” dedi. Meğerse O, sabah erkenden de oraya gelmiş ziyaret etmiş oraları, sonra şehitliğe indik, birazdan meczup diz üstü çöktü ter içinde kaldı, renkten renge giriyor anlayamadığımız hareketler yapıyordu. Ve o anda ortalığı öyle güzel bir koku kapladı ki, hayatımda öyle güzel bir koku hiç duymamıştım, o kokuyla mest oluyorsunuz aklınızda ne eviniz ne aileniz dünya ya ait hiç bir şey kalmıyor o anda Rabbim'den halisane bir biçim de şehit olmayı diledim. Sonra meczubu görünce şehitlikte ki büründüğü o ahvalini ve halavetinin sebebini sordum.: "Hazreti Hamza'nın oraya geldiğini ve ona sarılıp alnından öptüğünü, söyledi ve müftü efendinin de alnından öpmesini meczuptan istemişti Uhud' çok sevdiğinden dolayıydı her halde demek ki onlar kendilerini sevenleri çok iyi biliyorlardı başta Efendimiz olmak üzere birbirlerini Allah için sevenlere ihtilafı zaman ve mekan fark etmiyordu. Sonra meczupla Ravza-ı mutahharaya gittik o kalabalıktan yürünmeyen yollar bizim önümüz de fark edilir bir şekilde, birden açılıyordu.Yanın da polisin beklediği iki kişilik bir yer ayrılmıştı orada namaz kılıp, serbestçe ziyaret edip çıktık. Bir daha ki sene meczupla yeniden umreye gitmeye karar vermiştik kendisini telefonla aradığımda evden vefat ettiğini söylediler öleceğini de rüyasında görmüştü evden cenaze çıkacak demişti..Bir den dilimden satırdan okuyanlardan değil , sadırdan okuyanlardanmış sözleri dökülüvermişti.Müftü Efendiye de Rabbim dileğini ihsan etsin iyi kalpli bir insandı grupta kilere tesbihler alıp dağıttı .Kimseyi kırıp incitmedi .Şairin ternnüm ettiği gibi: Kim islâma hizmeti düşünse her anında Şehittir o Müslüman ölse de yatağında.
Müzeyyen Cihangiroğlu / yine bitmedi...anlatacaklarımız...