.
Harabat ehline hor bakma zakir, Defineye malik viraneler var.
Mübarek topraklarda , ümmet olma şuuruyla taçlanır bir hüznün derinliklerin de imanın tadını başka türlü duyarsınız. İslâm kardeşliğinin güzelliğini, en içten en yoğun duygularla doyasıya yaşarsınız. Böyle bir dine mensup olduğunuzun lütfunu düşünür, hakkını verememenin ezikliğiyle derin bir mahçubiyete giriftar olursunuz.
Mü'min kardeşe yapılan gönülde güller açtıran ,ince, nazik bir davraniş bir gülümseyiş nice gönülleri fethedip kardeşlik duvarını sımsıkı pekiştirirken, kaba bencilce davranışlar ise kardeşlik duvarını yerle bir etmektedir...Mescit bahçesinde avdet eden muhtaç bir pakistanlı hal diliyle biraz konuşmaya çalışıyoruz birazdan kendisine ikram edilen poğaçayı ısrarla bana vermeye çalışıyor, küçük bir lokma koparıp kendisine tekrar veriyorum. Başka bir gün Endonezyalı bir aileyle yarenlik ediyoruz çok sıcak kanlılar ayağımın ağrıdığını gören Fatıma üzgün bir tavırla eliyle ayağımı ovalıyor masaj yapmaya çalışıyor... gerek yok diyorum... verdikleri suyu içince" Elhamdülillah" dememi söylüyor. Mü'minler bir vücutta ki uzuvlar gibi birbirini tamamlaması ne güzel.... diye düşünüyorum. Ne de olsa Yüce dinimiz islâm sevgi ve kardeşlik, hoşgörü medeniyeti üzerine kuruludur. Endonezya'lı Fatıma, Fransız -Rabia, Pakistanlı Aişe, Cezayirli Rahime ve Tunuslusu , İranlısı ...v.s... bir anda en kadim dostlarınız olur , İslâm kardeşliği ne muhteşemdir.
Orada bu fakiri derinden etkileyenlerden biri de Fransız kardeşim Rabia'ydı. Kendisi esmer tenli olduğu için görenler arap zannediyordu. Kendisiyle Efendimizi - sallallahu aleyhi vesellem - ziyarete giderken tanışmıştık... Bir akşam üstü yatsı namazından sonra Ravza'ya gitmek için sıraya girmiştik bir hayli bekleyeceğimiz için beklerken bir taraftanda Delâilü'l-Hayrat okumaya çalışıyordum... birazdan kulağıma kavga sesleri gelmeye başladı. Hanımın biri ısrarla birisini oradan kovmaya uzaklaştırmaya çalışıyordu sese kulak verdiğim de ise : " - burası Türklerin yeri yanlış gelmişsin bak araplar orada oraya git. " diyordu .Gayet çirkin kaba ve nahoş bir biçimde (Müslümanda olması gereken edep ,incelik ve nezaketten eser olmadığı gibi Peygamber'in(S:A:V) huzurun da birini kırmanın vicdan azabı ve pişmanlığı da yoktu kimin evinden kimi fütursuzca kovuyordu ? ), O da şöyle karşılık veriyordu: "- neden böyle ayırım yapıyorsunuz ? Ben Fransız'ım ama bir Müslümanım ...! Müslümanlar kardeş değil mi ? Fransızca bilmediğim halde sanki bir şey olmuş dediklerini feryadını Allah'ın lütfuyla anlamıştım... Dili anlaşılmasa da yürekten kopan feryat, figan haykırışları zaten anlaşılıyordu... kalbi kırıldı ağlayacak gibi oldu, son derece üzgündü, buruk mahsun bir şekilde hanımın gösterdiği tarafa doğru yönelmişti gitmek için tam adımını atıyordu ki, hafiften omuzuna dokundum işaretlerle gülümseyerek "Gitme seni orada ezerler" dedim. Müslüman kardeş olarak ona sahip çıkmama o kadar sevinmişti ki o da gülümsemeye başladı büyük bir sevinçle . Birazdan ilerlemeye başladık yine aynı muameleye maruz kalmaması için koluna girdim . Birazdan Babü's-selâm'a yaklaşmıştık ki bizi tekrar beklemeye aldılar yere oturduk , klimalar çok sertti çantadan seccade çıkartıp sırtına örttüm çok sevindi oda bana örttü yarım kalan salavat-ı şerifeyi okumaya devam ettim, bitirince "-MaşAllah ne güzel ...! okuyorsun ..." dedi . Sevabı senin olsun dedim. birazdan cennet bahçesindeydik . Benim namaz kılmamı işaret etti...önce onun kılmasını işaret ettim. Namazını bitirdi beni korumak için orada bekliyordu. Namaz kılarken yine kavga sesi geldi kulağıma hanımın biri "- sen namazını kıldın burada daha ne bekliyorsun... git artık " diye ona sert bir şekilde bağırıp hakaretler yağdırıyordu, yanında ki bazıları da, öfkeli hanıma katılarak destek veriyordu, az kalsınbir ara onu kurtarmak için namazı bozacaktım. İşaretlerle boş ver aldırma dedim, yine gülümsedi kolkola dışarı çıktık, çantamın içine düşen bir tane hurmayı ona verdim içimden neler vermek geliyordu o an ki imkan ancak onu gerektiriyordu, oda bana çantasında kalmış bir naneli şeker verdi. Kardeş olmanın verdiği sürûrla ilerliyorduk,,kardeş olmak ne güzel şeydi...Şükürler Sana olsun Rabbim...bize İslâmı lütfettin haketmediğimiz halde Sen ne Yücesin nasıl sevilmezsin ki... telefon numaramı istedi Arap hattımın numarasını ezberlemediğim için Türk hattımın numarasını verdim. Birazdan bizim gruptan bir hemşire kıza rastladık beraber konuşmaya çalıştık, İngilizce de pek bilmiyordu. Anne ve babasının otelde uyuduğunu söyledi gitmesi gerekiyormuş onları namaza kaldıracakmış fakiri yemeğe davet ettiğini söyledi , ertesi gün öğle namazında aynı kapıda buluşma kararı aldık. Giderken öyle kardeşçe ve candan kırk yıllık dost gibi sarılışı vardı ki halen unutamıyorum... Naneli şeker sevmediğim halde ağzımda naneli bir tat onu tanımış olmanın sevinciyle otele doğru ilerliyorduk...Kulağıma ise Bizim Yunus bir şeyler fısıldıyordu :
Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım,
Sevelim, sevilelim
Dünya kimseye kalmaz
Ertesi gün bir grup Endonezyalı aileyle muhabbete dalmışız, otele dönüp ilacımı içmem gerekiyordu. Koşarak gidip geldiğimde namaz başlamak üzereydi( İçimden Ey Rabbim ...! burada ki vaktim gayet sınırlı eğer beni meşgul edecekse ona rastlamayım diye dua ettim) Rabia'ya baktım sözleştiğimiz yerde göremedim namaz için yer bulmam gerekiyordu nasipte varsa takdir edilmişse nasıl olsa yine görürüm diye düşündüm ve mescide doğru hızla yürüdüm.Keşke nasıl ihtida ettiğini hidayet öyküsünü dinlemeyi çok isterdim aslın da( anne ve babası Rahmetli Cadallah Kur'ân sayesinde Müslüman olanlardan mı aceba diye düşündüm.). Burada sizinle ısrarla konuşmak isteyen mümin kardeşlere rastlarsınız , dil bilmediğinizi anlatsanız da o sizinle konuşmak halleşmek için uzun zaman uğraşır dil bilmediğinize üzülürsünüz ve sevgi dili yetişir imdadınıza okul yıllarından kalma bir kaç kelime derme çatma da olsa İngilizce ne çok işinize yaramıştır en kısa zamanda dil de öğrenmeliyim diye düşünürsünüz. Uzun zaman bir grupla oturup yarenlik etmeye çalıştığımızı gören bizim gruptan bir hanım dil bilmiyorsun onlarla nasıl konuşuyorsun ? diye sual etmişti . Sevgi dili işaretler bile yetiyor aslın da. Mısır'ın büyük Hak dostu gönül sultanlarından kendisini çok sevdiğim, sık sık Mısır'a giden kardeşimle selâm gönderdiğim Seyyidet Nefise Hazretleri şöyle buyurmuşlardır :
"Müminin kelâmı şifadır, Müminin taamı şifadır, müminin siması şifadır, yani muhabbetle müminin yüzüne bakmak insanın kalbine şifa verir. Mümin Cenab-ı Allah'ın veli kuludur, O'nun sevdiği kuludur. Ona muhabbetle bakmak ona muhabbetle dua etmek, ona muhabbetle yardım etmek Cenab-ı Allah'ın rızasını kazandırır. Hepimiz bu dünya da bir gaye için yaratıldık, o da Allah'u Teâlânın rızasını kazanmak O'nun rızasını kazanmak ta O'nun kullarına iyilik etmekten geçer. Onun kullarına vermekten geçer. Onun kullarının duasını almaktan geçer. Onun kullarını razı eden Cenab-ı Hakkı razı etmiş olur. Allahu Teâlânın razı olması için evvel kullarının razı olması gereklidir.Tüm dünya Müslümanlarıyla tanışmak ve bir arada olmak muhteşem bir duygu. Bazen de aynı safta namaza durduğununuz kardeşleriniz bir an önce dışarı çıkmak için sizi itekleyip düşürmeye çalışsalar da üstelik namazda olduğunuzu göre göre yine de onlara kızamazsınız çünkü onlar kardeşlerinizdir...Hacerül esved'e dönen sinelerimizden.. Bir gül ver ki ilâç olsun ötelerden Canım Efendim...!
Rahmet deryasının cuş-u huruşa geldiği sadece bu mukaddes mekanlar değildir.İnsan halisane bir dertlinin muhtacın duasını aldığın da, düşmek üzere olan birini tuttuğunda , düşen birini kaldırdığın da, maddi ve manevi dertlerle nice dar ağacın da asılı dertli gönüler vardır meşekkatlerden inlemekte olan onlara ümit ve sevgi tohumları ekip sıkıntılarından kurtardığın da, Rabbiyle buluşturduğun da kalbini gül gibi açılmış nice rahmet ve feyzler saçılmış bulacaktır. Her güzel şeyin sonu olduğu gibi artık dönüş zamanınız gelmiştir ama hiç dönmek istemezsiniz
Peygamberden ayrılmanın acısı ise anlatılır gibi değildir. Peygamberin ayrılığına dayanamayarak şam'a giden Bilâl'i Habeşi'yi , çöllere düşen Ebûzer gıfari'yi, Ondan daha ayrılmadan inleyen sahabi Sevban(R.a) yı , Hazret-i Ömer'in acısını anlamaya başlarsınız. Bu ziyaret belki derdime derman olur diye gidersiniz ama hüznünüz... derdiniz ...garipliğiniz artarak acı içinde dönersiniz. Hazret-i Pirimin sözü düşüyor birden hafsalama " Günah işlemekten çekinenler, temiz gönüllü kişiler, sabah akşam çölde yol alırlar, Kabe'ye gitmek isterler ! halbuki Kabe, onları ziyaret etmek için onlara doğru gelir, onları karşılar " (Divan-ı Kebir)
Hz Mevlânâ'nın dediği gibi, Kabe'nin onları ziyarete geldiği gelirken yolda karşıladığı gönlünü Kabe eyleyenler vardır ki dünyada ki asıl bahtiyararlar onlardı, gıpta etmemek hiç mümkün mü.. Sevgi insanları onlar ne güzel insanlar... onlara dair düşünürken kalemimden dökülenler. Yüreğine sevgi koymuş eliyorHer gördüğü kulu Hızır biliyor
İki büklüm mahçup,
Rahmet diliyor
Dil beytini Kabe eyleyen kullar.
Merhamet, şefkatten açmış pazarı
Herkesi dost görür ulu nazarı
Ölmeden ölmüştür meçhul mezarı
Dil beytini kabe eyleyen kullar.
Sureti insandır özü Melekten
Dertli gönülleri toplar direkten,
Bir gül goncasını sever yürekten
Dil beytini Kabe eyleyen kullar.
Her şey hikmetlidir der bir eyvallah
Bununla bana Hak ne dedi Allah
Haset kibir gitmiş söz hep Maşallah
Dil beytini Kabe eyleyen kullar
İçi dışı birdir gönlü dupduru
Bir gül goncasından onun çamuru Sıbgatullah,
Kabe gönül hamuru
Dil beytini Kabe eyleyen kullar.
Gönlü güllerledir gül alır satar
Dertlilere derman, cana can katar
Rabden gayrısına , kör sağır bakar
Dil beytini gülzar eyleyen kullar.
Hayırda şükürde her bir azası,
Hayatta gayesi Allah rızası
Sadakat doğruluk gönül binası
Dil beytini Kabe eyleyen kullar.
Gönül Hakkı bulmuş olmuş dilruba
Dilinden bir rahmet akar serapa
Onunla şen olur garip gureba
Yüreğini Kabe eyleyen kullar
Hazret-i Mevlana şöyle buyurur : "Hacca gidenler orada evin (Beytin) sahibini arasınlar. Onu bulduktan sonra Kabeyi her yerde bulabilirler.
Müzeyyen Cihangiroğlu.