.
Merhabalar Allah ve Peygamber aşığı Kardeşlerim...
Ben sağ olduğum müddetçe Kur'ân'ın kölesiyim. Ben Muhammed Mustafa'nın yolunun tozuyum. Kim bundan başka bir şey naklederse Benden Ondan da , O sözden şikayetçiyim..
Hazret-i Mevlânâ’mız, Onu Rab'bine kavuşturacak olan hastalığın etkisiyle yatak döşek serili yatmaktadır. Dostları ve sevenleri pervaneler gibi etrafını sararlar.Hüzün dolu gönülle başucuna otururlar ve kendisine teessürle dolu :
" - Allah şifa versin" derler.
bu cevapla yüzünü ekşiten Pir Hazret-i Mevlânâ şifa dileyenlere :
" - Dilediğiniz şifa, deva sizlerin olsun... Artık Seven ile sevilen arasında parmak ucu kadar bir şeycik kalmıştır. Sizler istemez misiniz ki, nur Nura kavuşsun...! "
Bir kaç güne kalmaz dilediğine kavuşur. Seven Sevdiğine kavuşur... Şeb-i Arus yaşanır bu düğünle yer gök aydınlığa kavuşur...
Bedeni gasl edilirken bir "sevgi kerameti " yaşar insanlar.
İmam İhtiyarüddin şöyle anlatır :
"Mevlânâ'nın Mübarek pak cesedini yıkamaya koyulunca, üzerime öyle bir firkat acısı çöktü ki, ağlamaktan bitkin düştüm. Mübarek bedenini yıkamak şöyle dursun, zerre kadar kadar kımıldatmaya takat getiremedim. Yüzümü onun Cemâline dayayıp ağladıkça ağladım. Bana yardım edenler hiç ses çıkarmıyor, engellemiyorlardı. bir ara dayanamadım, vücuduna sarılarak feryat figan ağlamak istedim. O anda Hazret-i Mevlânâ'nın eli bileğimi sıkıca kavradı, korkumdan aklım başımdan gitti. Oracıkta yere yığıldım, bayılmışım. kulağıma uğultular halin de kimin söylediğini kestiremediğim, sahibini göremediğim sesler duyuyordum :
"Nur, Nura karıştı. Aşık maşukuna kavuştu. Bunda endişe edecek bir şey yoktur. Çünkü , Yüce Allah'ın Veli kulları için bir korku yoktur ve onlar mahsun olmazlar. Mü'minler ölmez, geçici alemden, sonsuz aleme nakledilirler." Bu sözlerle kendime geldim..
ölüm günümde, tabutum giderken, ben de bu dünyanın gamı var sanma, bu çeşit bir şüpheye düşme.
Cenazemi görünce “Ah ayrılık, ah ayrılık !" deme. Çünkü benim ölüm günüm sevgilime kavuştuğum ve buluştuğum bir gündür.
Beni kabre indirdikleri vakit, yalnız bıraktıklarında "Veda, veda" deme. Çünkü kabir cennetler topluluğunun bir perdesidir.
batmayı toprağa gömülmeyi gördün ya, şimdi sen doğmayı, tekrar dirilmeyi düşün. Güneşe ve aya batmaktan bir ziyan gelir mi ?
Bu hal sana batmak gibi görünürse de aslında doğmaktır. mezar insana karanlık ,dar bir hapis yeri gibi görünür; hakikatte mezar ruhun özgürlüğe kavuştuğu yerdir.
hangi tohum, tane yere ekildi de bitmedi * şu halde insan tanesi hakkında neden şüpheye düşüyorsun
Hangi kova kuyuya indirildi de dolu çıkmadı?
Can Yusuf niçin kuyuda feryat etsin dursun ?
Bu tarafta bu maddi dünya da ağzını kapayınca, o tarafta, öteki dünyada aç, çünkü senin manevi feryatların haykırışların mekansızlık aleminin fezasındadır.
Ömür yarınlara bağlanan ümitlerle geçip gitmede gafilcesine kavgalarla gürültülerle, didinmelerle tükenip durmaktadır.
Sen aklını başına alda ömrünü, şu içinde bulunduğun bu gün say. Bak bir bakalım bu günü de hangi sevdalarla harcıyorsun ?
Ölüm yolda durmuş bekliyor ,efendi ise gezip tozma sevdasında gâh cüzdanını keseni paraile doldurmak kaygısı ile gâhiyi yemek içmek endişesi ile ömür geçip gitmekte, say ile verilen nefeste kesilme de..
Ölüm bizi birer birer çekip alıyor. Onun heybetinden akılların beti benzi sararıp durma da...
Ölüm kaşla göz arasında onu hatırlamaktan bile bize daha yakın.
Fakat gaflete dalanın aklı nerelere gitmede bilmem ki?
Teni besleyip geliştirmeye bakma, çünkü o sonunda toprağa verilecek bir kurbandır. Sen gönlünü beslemeye bak. Yücelere gidecek şereflenecek odur.
Canı Sen aldıktan sonra ölmek şekere benzer. Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan da tatlıdır.
Çünkü ölüm Allah'ın dostuna bağdır, bahçedir yeşilliktir.
O bu yan da ölüm görünür amma O yanda doğumdur.
Yunus Öldü diye sala verilir ...Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez.. Ölüm bir köprüdür dostu dostu kavuşturur.
İmrenmemek, gıpta hasretiyle yanmamak elde değil...
Bizlere de böyle bir idrak bahşet ey Rabbim...
Ölümü Şeb-i arus görmek lütfeyle.
Müzeyyen Cihangiroğlu
VESSELÂM