.
Soru: Efendim, artık siz mi Yunus’a aşıktınız, yoksa Yunus mu size?
Sabri Baba: Ha, orasını bilemem ama var bir şey.
Hiçbir erkek velinin ayağına Kabe gelmedi. Rabia Sultanda öyle bir aşk vardı ki Kabe ona geldi. Rabia Sultan tasavvufa aşkı getirdi.
Maalesef bizim çocukluğumuzda bile ödü kopardı anne babaların çocuğumuz aşk romanı okuyor diye. Gayet tabi okuyacak. Aşk olmadan şu bir bardak suyu bile içemez insan. Eğer hayattan aşkı çıkarırsak hayatın ne anlamı kalır. Namazı namaz yapan aşktır. Namazdan aşk çıkarsa geriye Münir Bey’in söylediği gibi İsveç cimnastiği kalır. Keşke öyle bir yaşama üslubu içinde olsak ki içtiğimiz bir bardak suyu aşkla içebilsek, telefona cevap verirken aşkla alo diyebilsek, secde ederken aşkla edebilsek. Hayat=Aşk’tır. Aşkı çıkarırsak geriye sadece birtakım ritüeller kalıyor. Ben yaptım oldu… Bir gün camiden çıkmıştım biri dedi ki “Ben cennete gitmeyeceğim de kim gidecek?” “Ne o arkadaş” dedim, “cennetin bekçisiyle anlaşmamı yaptın?” Dedi ki “Ben çocukluğumdan beri namaz kılarım, her ibadetimi yaparım.” Ben de dedim ki “Onların kabul edildiğini nereden biliyorsun, nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?”
Önemli olan o aşkı yaşayabilmek. Nerede? Her yerde. Yemek yerken bile onu her lokmasıyla aşkla yemek lazım.
Babamın ilk hanımı yemeği çatalının ucuyla iteleye iteleye yermiş. Babamsa her konuda olduğu gibi yemeğini de aşkla yerdi, onun bu halinden rahatsız olurmuş. Sonra o hanım doğum yaparken ölmüş. Babam annemle evlenmek istediğinde annemin nasıl yemek yediğini merak ediyormuş. Çünkü ilk hanımının bu konudaki hali çok rahatsız ediyormuş babamı. Babam evlenme teklif etmeden önce annemi takip edermiş, bir gün annem babasıyla lokantaya gidince o da