.
Kıymetli yavrum,
Gerçek san’at eserleri karşısında insan, varlığının özü ile temasa gelir. O zaman duaya, iç tefekküre benzer bir durum doğar. İşte o zaman insan Allah’a ve kâinatın sırlarına yaklaşır. Bir yücelik, bir güzellik âlemi iç dünyasını sarar, varoluşun sırlarını yakalamaya başlar, içinde bir arınma hisseder, ferahlamış, aydınlanmıştır. “Yunus bir haber verir, işitenler şâdolur”. O, varlıkta bize görünen ebedî sırrın habercisidir. San’at vasıtası ile insanın kendi aslına, varoluşuna, temel kaynaklarına yeniden yaklaşması ne güzeldir... İnsanlar kendi kendilerinin mezarı olmak istemiyorlarsa, bu yücelikler, bu güzellikler âlemi ile tanış olmak zorundadırlar. Yoksa kendi içimizde boğuluruz. Ulvi düzeni bozulan insan, sürüye dahil olur. İnsanlığını unutur, şahsiyeti kaybolur. Yaşamak; etrafımızdaki varlığın bilincine, güzelliğine yaklaştıkça duaya yaklaşır. Bir iç âlem nizâmı olur. İnsan ruhunun yıkandığını, tertemiz, pırıl pırıl olduğunu görürüz. Görmek disiplindir. Dikkat, bize varlığın ve kendimizin kapılarını açar. Dua ruhun Allah’la karşılaşmasıdır, bir ve beraber hale gelmesidir. Ve insanoğlu isterse bütün ömrünü bir aşk, bir şiir, bir dua haline getirebilir. Mesele bilmek değil, bildiğini kendine ilâve edebilmektir. Ve güzelliklerin, yüceliklerin, san’atın başladığı yerde, her şey susar.
Selam, saygı ve sevgi iel.
Sabri Tandoğan Efendi Hz.
Aziz Ruhu Şad Olsun