Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : İslamı yaşamıyor, sadece edebiyatını yapıyoruz.
Gönderen : Sabri Babadan Selam
Tarih : 1/8/2016 9:17:26 AM


.


Kıymetli Yavrum,


İnsanlarımız hangi yaşta olurlarsa olsunlar, sos­yal ve ekonomik statüleri ne olursa olsun, hemen hepsi mutsuz ve huzursuz... Kendi kafaları içinde, kendi kendileri ile kavgada. Aile içinde huzursuzluk, işyerinde huzursuzluk, sanki bir deniz olmuş insanları boğuyor. Artık insanlar sokakta, caddede, açık ve kapalı mekânlarda sigarasız duramıyor. Herkesin elinde bir sigara, hem kendini hem çevresini zehirliyor. Sanki sigara bir nevi büyüklere mahsus emzik olmuş. Onsuz duramıyorlar, on­suz yapamıyorlar. Hele geçim darlığından, hayat pahalılığından şikâyet edenlerin ellerindeki, ceplerindeki ecnebi sigaralara ba­kıp da hayret etmemek mümkün değil. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu...


 


Yaşamak, günden güne çekilmez bir yük, katlanılmaz bir ıstırap oluyor. Bir yönden bakıyorsunuz, yurdun her köşesi ca­milerle dolu. Birçok şehirde koca koca İlâhiyat Fakülteleri var. Harıl harıl dinî kitaplar satan yerlerde, kitaplar satılıyor. Gelin işin içinden çıkın bakalım. Neden böyle oluyor, bilgimiz mi yok, bilim adamlarından mahrum muyuz? Cevap yine hayır olacak. Allah’ın günü en rezil, müstehcen fotoğraflar sayfalarını doldu­ran gazetelerimiz; bazı artistlerin, mankenlerin bedenlerine ait en gizli köşeleri sergileyen, onların sadece reklâm ve para ko­kan ilişkileri ile gençlerimizin kafasını zehirleyen yayın organ­larımız, Ramazan olmaya görsün, hepsi çarşaf gibi Ramazan ilâveleri vererek büyük görevlerini yapıyorlar.



Küçük çocuktum, beni babaannem büyüttü. Rahmetli baba­annem, Toros’larda bir Anadolu kasabasında doğmuş, büyümüş bir hoş insandı. Okuması yazması yoktu. Alfabenin ilk harfinden bile habersizdi. Ama babaannem büyük bir insandı, yüce bir insandı. Eli öpülecek mübârek bir insandı. Rahmetli annem, nur içinde yatsın, lisede edebiyat öğretmeni idi. Babaannem, an­nemi görünce kaç kere olursa olsun, edeben ayağa kalkar, hür­metle gelinini selâmlardı. Kaç kere annem babaanneme “Anne­ciğim lütfen rahatsız olmayın, yoruluyorsunuz, ben üzülüyorum” dediyse de dinletemedi. Babaannem “Ben gelinime kalkmaya­cağım da kime kalkacağım” der ve o erişilmez inceliğine, ede­bine devam ederdi. Hayat boyu bu edep, incelik ve zarâfete dayanan ilişki hep devam etti. Çevrelerine hep örnek oldular. Örnek diye gösterildiler. Rahmetli annem, babaannem için “Ben annemi kâinatta herkesten çok severim, sayarım” derdi. Sonra ben büyüdüm, okudum, ekmeğimi kazandım, evlendim. Annem gelini ile de aynı güzel ilişkiyi sürdürdü. Yeni evlenmiştim. Bir gün, bir akrabamız bizi tebrike geldiler. Hiç unutmuyorum, bir vazo da hediye getirdiler. Eşim Ranâ Hanım anneme döndü “Anneciğim, siz evimizin büyüğüsünüz, nereye uygun görür­seniz vazoyu oraya koyalım” dedi. Annem cevaben “Kızım ben misafirim, şurada kaç günüm kaldı ki; evin hanımı sensin, sen nereye uygun görürsen oraya koyalım.” dedi. Şimdi düşünün böyle bir evde, İslâmî edebin, inceliğin hâkim olduğu böyle bir mekânda hiç kavga, gürültü, münâkaşa olur mu?



 


Bu küçük örnekte olduğu gibi, önemli olan sadece İslâmî inceliklerin lâf olarak söylenilmesi değil, yaşanması, günlük hayata tatbik edilmesi değil midir? Bugün gerek ailedeki, gerek toplumdaki fertlerin iç dünyalarındaki bunalımların asıl sebebi, hep bu noktada toplanmıyor mu? Ne olur, eğri oturalım doğru konuşalım. Birbirimizi aldatmayalım. Mesele bilmek veya bilme­mekte değil, sadece ama sadece, bildiklerimizin, öğrendikle­rimizin hiçbirini hayata geçirmemekte... Sürekli kendi kendimizi aldatıyoruz. Efendim ben onu okudum, bunu okudum, onu biliyorum, bunu biliyorum, ben falan okuldan mezun oldum diye ukalâlık yapacağımıza, ne olur, biraz da bildiklerimizi, öğren­diklerimizi hayata geçirsek, yaşasak, uygulasak daha iyi olmaz mı? Yaşanmayan bilgi, bir hamallıktan başka nedir? O, bizi sadece sersem bir insan yapmaktan başka neye yarar? Bir yemek yenilmedikçe, hazmedilmedikçe insana faydalı olabilir mi?


Selam, saygı ve sevgi ile.


 


Sabri Tandoğan Efendi Hz.


Aziz Ruhuna Fatihalarla...


 


 

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]