.
Kıymetli yavrum,
Aslında, hayatta hiçbir şey can sıkıcı değildir, eğer her zerredeki harikulâdeliği görebiliyorsak, Yunus gibi, “Cümle yerde Hak nâzır, göz gerektir göresi” diyebiliyorsak, “Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır.” diye ürperebiliyorsak, “Sevdiğimi demez isem, sevgi derdi boğa beni” diyen bir insan ne güzeldir. Eğer hayata kara gözlüklerle bakıyorsak, mutlu ve huzurlu değilsek, “Her dem taze doğarız, bizden kim usanası” diyemiyorsak, kabahati hayatta değil, kendimizde arayalım. Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Bilimin bütün bulduğu, bütün bulacağı sende” diyor. Yunus, “Bir siz dahi sizde bulun, benim bende bulduğumu” diyor. Peki, bizim yaptığımız ne? Sürekli kendimizden kaçmak... Sürekli kendimizden uzaklaşmak... “Bir ben vardı bende, benden içeri” gerçeğini yaşamamak için kendimizi sürekli olarak, içkinin, sigaranın, uyuşturucunun, kumarın, dedikodunun kucağına atmak, gazetelerdeki ıvır zıvır yazılara, aptal kutusu önünde geçireceğimiz saatlerle kendimizden, özümüzden, aslımızdan kaçmak… Sonra da ben niye mutlu değilim, niye bu kadar huzursuzum, niye stres içinde yaşıyorum diye sızlanmak. Niye hayret ediyoruz bilmem ki? Ne ektik de ne biçeceğiz?
İnsanoğlu hayata ne verirse onun karşılığını alır. Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de, “Biz, insana şahdamarından daha yakınız” buyuruyor. Ne bekliyoruz? Yunus, “Seni deli eden şey, yine sendedir sende” diye sesleniyor. İçimizi arıtmadan, temizlemeden, güzelleştirmeden Allah’a nasıl ulaşabiliriz? “Padişah gelmez saraya, hane mâmur olmadan...” Sabır, şükür, kanaat zırhına bürünmeden, edep, saygı içinde yaşamadan mümkün müdür mutlu ve huzurlu olmak? Peki biz ne yapıyoruz? Şikâyet, hep şikâyet... Hayattan, toplumdan, insanlardan... En azından o kötülükler, bizim sınırımıza geldiği zaman orada duruyor mu? Yoksa biz de, “elle gelen düğün bayram” mı diyoruz?
Selam, saygı ve sevgi ile.
Sabri Tandoğan Efendi Hz.
Rahmet ve Şefaat Üzerine Olsun