.
Saygıdeğer Üstâdım Sabri Bey ve Çok Sevgili Dostlar,
Saat 17:33 ve "akşamlar hayrına" bir mektupla merhaba!
Değerli şair Sn. Abdurrahim Karakoç'un "Suları ıslatamadım" deyişi henüz anlayamadığım ince bir espiri... Bu ismi taşıyan şiiriyle şöyle terennüm etmiş..
"Talipli yoktur sevgiye!
Anlamadım; neden, niye?
Canlar gücenmesin diye,
Can attım; gül atamadım!
Suları ıslatamadım!"
Evet, şaire göre "suları ıslatmak" gerekli... Ama nasıl ve suyun ıslatılmasından şair aslında benzetme yoluyla neyi kast etmiş olabilir?
Aklıma, Dr. Masaru Emoto geldi! Değerli bir japon bilimadamı... Vaktiyle, su kristalleri üzerine yaptığı bilimsel çalışmaların şaşırtıcı neticeleri hakkında bir şeyler okumuştum.. Deneyler neticesinde su kristallerinin ne tip değişimlere uğradığı fotoğraflarla belgeleniyordu... Mesela, dua edilmesi hâlinde su kristalleri muazzam güzel şekillere bürünüyorlardı.. Kötü kelam edildiğinde ise tam aksi gelişmeler fotoğraflarla belgelenmişti... Bu mektubu kaleme alırken gördüm ki Masaru Emoto'nun iki kitabı meğer Türkçe'ye kazandırılmış... "Suyun Bilinmeyen Gücü" ve "Suyun Gizli Mesajı"....
Web'den kitap tanıtımlarına göz attığımda Sn. Emoto'nun şöyle dediğini okudum.. "Su değişir; siz değişirsiniz ve ben değişirim. Çünkü siz de ben de sudan oluşuyoruz!"
Bu nottan sonra Sn. Karakoç'un "ıslatamadığı" için üzüldüğü Su'yun aslında insan olduğunu düşünmeye başladım... Vücut kimyamızda suyun önemi bambaşka buna rağmen "ne" olduğumuzun tam farkında değiliz ve "özümüzle" barışık değiliz... Dolayısıyla, suyuz farkında değiliz... Maalesef, susuzluk çekiyoruz ve maalesef içten veya dıştan ıslanmak ve ıslatılmak (su olduğumuzun farkına varmak) istemiyoruz diye yorumlamaya başladım şairin mısralarını...
Tabii, bizi bu satırları kaleme alarak sizlere ulaşmaya sevk eden "Su gibi ol!" başlığını taşıyan bir e-posta oldu... Tahmin ediyorum; birçok dostumuz bu güzel nasihatı daha önce görmüş ve okumuş olabilir.. Ancak, tekrar okuduklarında ilk okuyuşlarındaki memnuniyeti yaşayacakları zannediyorum... Kalem sahibi belli olmadığı için nasihat anonim kalıyor.. Keşke, kaleme sahibinin adını Dr. Emoto ve A. Karakoç gibi zikredebilseydik...
Bahsi geçen güzelliği arz etmeden önce, "Su gibi olmamız ve ıslanmamız ve de ıslatılmamız" için "can atan, gül atan" üstadımız Sabri Bey'e Rabbimizin ebedi güzellikleri ilelebed takdir buyurmasını niyaz ediyorum... Nâçiz niyazım ebedi güzelliklere meftun bütün kullar için...
En kalbi saygılarımla,
Kardan Adam
SU GİBİ OL
Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel,
su kadar faydalı ve su kadar çok... Tükenmez...
İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çesmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...
Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin...
Gürültünün parçası olursun sadece.
Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düsünürler... Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için, gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...
Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel,
su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez...
Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi
yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..
Sen bir su ol... Ama rahmet ol, afet değil!
Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin!
Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin!..
Su yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri... Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu da unutma.
Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de
kiyametler koparıcı olabileceğini unutma...
Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil !
Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.
Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe... Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun; seller, afetler gibi...
Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak...
Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan
konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!
Ama yapman gereken şu, değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini. Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini...
Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin...
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az
ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...
Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin!..
Demeyeceksin ki, ben canım isteyince giderim iskeleye,
vapur da o saniyede gelmek zorunda!..
Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde
söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek,
anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..
Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil...
Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç ?..
Veya önüne çıikan ağaçları dahi sürükleyen bir selden
susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü ?
Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler, beyni olan her yaratık gibi!
Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset...
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı...
Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla...
Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini; girebilmeyi öğren insanların damarlarına.
Hayat ver...
Vazgeçilmez ol !!..
Sayın Sabri Tandoğan Efendi Hz'nin cevaben yazdıkları :
Sayın Kardan Adam,
Efendim, meseleye edep ve incelikle yaklaşmış, ona en güzel manaları yükleyen bir mail göndermişsiniz. Sağolun, varolun. Sizin incelik ve zarafetinize hayran olmamak mümkün mü? Burda da aynı durum olmuş. Çok güzel, çok zarif ve ince bir şekilde sorun ortaya koymuş, ve muhteşem bir şekilde oya gibi işlemişsiniz. Sizi yürekten kutluyor, bizlere bayram sevinci yaşatan maillerinizi bekliyoruz. Selam, sevgi ve saygı ile.
Sabri Tandoğan Efendi Hz.
Rahmet ve Şefaat Onun ve Hakka Göçen Yakınlarının Üstlerine Olsun