Merhaba Sevgili Babacığım ve Gönül Dostları,
Seslerin insanı ne kadar etkilediğini, başı ağrıyan bir insana sormak lazım galiba.Bazı sükut anları vardır hani ,"...hiç ses olmasada..." dediğimiz. Bir güzelliği yudum yudum, sindirerek içebilmek için. Gürültü, meğer insan sağlığı için ne kadar tehlikeliymiş. Geçen günlerden birinde sınıftaki öğrencilerimle gürültü üzerine sohbet ederken kendi anlattıklarımdan öğrendiklerimden bazıları: "Gürültü, çağımızın en önemli kirliliklerinden biri, adeta zehir gibi.Hemde geri dönüşü olmayan sonuçlara yolaçan bir zehir. Son derece tehlikeli .Belki de yarının dünyasında insanlar en fazla gürültü kirliliği ile mücadele edecek. Çünkü, doğrudan sinir sistemini etkiliyor ve kendini yenileme yeteneği olmayan sinir hücrelerimizi tahrip ediyor.Yalnızca bizi etkilemekle kalmıyor, çevremizde bulunan bütün varlıkları da etkiliyor .Bethoven'in, Mozart'ın senfonilerinin dinletildiği su kristallerinin güzelliği göz kamaştırıyorsa, büyük oranda sudan oluşan insan, hayvan ve bitkiler de güzel seslerden ve tabiiki çevremizdeki gürültüden de etkileniyor olmalı."
Kur'an-ı Kerim kıraatı sırasında açığa çıkan ses titreşimleri dinleyenleri nasıl da yıkar ve arındırır!
Efendim, televizyon sohbetlerinizde de zaman zaman zikrettiğiniz bir Ayet-i Kerime'de Yüce Allah (CC) buyuruyor ki: " Ya Musa ! Firavunla konuşurken yumuşak ve tatlı söyle" Bu Ayet-i Kerime'yi ne kadar güzel telaffuz ediyorsunuz. Ne muhteşem bir güzellik yaşıyoruz bir bilseniz! "...."Yumuşak ve tatlı söyle". Demek ki gönül kapısı, ancak ve ancak yumuşak ve tatlı bir ses tonu ile açılabiliyor. Allah (CC) yavaş sesle konuşanları seviyor.
Çocuklarını uyuturken annelerin söylediği ninnilerdeki o içli, şefkat dolu sevgi titreşimlerini hisseden minik yavru, kısa bir sürede sakinleşerek nasıl da uykuya dalar değil mi?
Rahmetli Barış Manço "Domates, biber, patlıcan... " şarkısında, sevgilisine duygularını açarak sevgisini ifade etmek üzereyken, megafonla satış yapmaya çalışan bir sokak satıcısı tarafından bozulan ortamı ve hayal kırıklığını ne güzel anlatmış: "...Bir anda bütün dünyam karardı,o sesle sokaklar yankılandı....Domates, biber, patlıcan.."
Avrupalıların küçük gördüğü, beğenmeyerek sürekli aşağılamaya çalıştığı,"barbar" olarak nitelediği, "kokuşmuş" Avrupa Birliği'ne bir türlü layık görmediği atalarımız, iç dünyaları allak bullak olmuş, yıkılmış,perişan olmuş, kendilerinin yakarak yok etmeye çalıştığı hastaların iç dünyalarını değişik makamlardaki hoş musikilerle, su sesiyle tedavi etmeyi bilmiş. Bazı camilerimizin içinde bulunan şadırvanların varlığı da atalarımızın, su sesinin, insanın iç dünyasını ne kadar etkilediğinin, akort ettiğinin bilgisini keşfetmiş olduklarının da bir göstergesi değil midir?
Bu güzellikleri ve kültürü yeniden canlandırabilecek olan insanlara ne mutlu!
Ne mutlu bu dünyada hoş bir seda bırakabilen insanlara.
Sevgi, saygı ve en derin muhabbetlerimle mübarek ellerinizden öpüyorum..
Müsaadenizle...
Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları :
Sessizliğin sesini dinleyebilenler ne güzel insanlardır Yazan Şengül İnal
Cvp: Sessizliğin sesini dinleyebilenler ne güzel insanlardır Yazan Sabri Tandoğan