Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Sabri Baba ile hayata dair sohbete devam.
Gönderen : Çiğdem
Tarih : 8.9.2017 10:41:58


.








Aziz B üyüğümüz ve Çok Değerli Dostlar,


Hayır, rahmet, bereket ve nur dolu bir Cuma sabahında sizleri yeniden selamlıyor olmanın güzelliği ile hepinize Merhaba...










Değerli dostlar, bugün de çok şükür hafta başında sunduğumuz sohbet notlarının devamını sizlerle paylaşmaya niyet ettik. Hayırlara vesile olması niyazı içinde paylaşıyoruz.










Selam, sevgi ve saygıların en içten geleniyle...















Çiğdem




















SAYIN BÜYÜĞÜMÜZ SABRİ TANDOĞAN’IN SOHBETLERİNDEN NOTLAR-II










devam:





....










-Efendim, Rana Hanım gibi bir eşe rastlamış olmanız da sizin hayatınızdaki en büyük güzelliklerden birisi olmuş. Buna şans da diyebilir miyiz?







Sabri Tandoğan Efendi Hz:





-Yavrum, benim Rana’yla karşılaşmam tamamen Allah’ın bir takdiriydi. Ona rastlayıncaya kadar etraftaki kızlara bakıyordum, ben asla bu tiplerle anlaşamam, diyordum. Birtakım teşebbüslerim olmuştu önceden hani o kaşık olayı filan ama hiçbirinden içime sinecek bir sonuç çıkmamıştı. Allah baktı ki bana kalırsa bu iş olmayacak, en nihayet karşıma Rana’yı çıkardı. Ben Danıştay’a girmeden üç ay önce Rana Danıştay’da işe başlamış. Daha önce SSK’da hukuk müşaviri olarak çalışıyormuş. Bir gün evlerine eski Danıştay üyelerinden olan bir tanıdıkları geliyor. Biraz sohbetten sonra Rana’ya nerede görev yaptığını soruyor. Rana’da söyleyince Danıştay’a geçmesini daha uygun bulduğunu belirterek bunun için aracı oluyor ve Rana kısa bir süre içinde Danıştay’da raportör olarak göreve başlıyor. Ben ise üç ay sonra sınava giriyorum ve bin kişi içinden birincilikle sınavı kazanıp Rana ile aynı odada görevlendiriliyorum. Hiç unutmam, işe başladığım ilk gün on altı kişilik o salonun kapısını aralayıp içeri girdiğimde bir de baktım, tam karşımda Rana oturuyor. Üzerinde gri tayyör, içinde beyaz balıkçı yakalı kazak var. Ceketinin yakası böyle siyah kadifeden. Onu daha görür görmez içimden bir ses, “İşte Sabri”, dedi, “senin evleneceğin hanım bu.” Yani ben istesem de böyle bir şeyi ayarlayamazdım. Bu tamemen Allah’ın bir takdiriydi.










-Efendim, içinizden gelen o ses neydi?










-O, Allah’ın sesiydi yavrum! Sonra bir yıl boyunca Rana’yı izledim. Hali, tavırları, konuşması, işini iyi yapması, etrafındaki insanlarla geçimi, giyinişi, oturup kalkması, edebi, hanımefendiliği ... hepsine dikkat ettim. Rana bunların hepsinden tam not aldı.










Sonra bir gün ona evlenme teklif etmeye karar verdim. Rana cumartesi günleri işten sonra eve geliyor, yemeğini yeyip sonra bir opera sanatkarından şan dersleri almaya gidiyordu. Kendimce romantik bulduğum bir sahne tasarladım ve ona evden çıkıp şan dersine gitmek için otobüse bineceği durakta evlenme teklif etmeye karar verdim. O gün ondan önce gidip durakta beklemeye başladım.










-Yani onun cumartesi programlarını biliyordunuz, nereye kaçta, nasıl gittiğini?? : )










-Eee...










-Peki Rana Hanım sizi durakta görünce nasıl olup da veya niye orada olduğunuzu sormadı mı?










-E, Rana bu, sormadı. Sadece karşılıklı selamlaşıldı, hal, hatır soruldu. Biraz sonra ona birden “Rana, hayat yolunda beni hayat arkadaşın olarak kabul eder misin?” diye sordum. Şaşırdı, “Pat” diye elindeki şan defteri yere düştü. O defteri hala saklıyorum. Bulabilirsem göstereyim. Tabi durur muyuz, beyefendilik yaptık, eğilip yerden aldık, silip tekrar eline verdik. Rana sonra dedi ki “Bir düşüneyim Sabri. Bana biraz zaman ver.”. “Hayırlı olsun, Rana.” dedim. Sonra otobüs geldi, onu uğurlayıp döndüm.










-Peki, bu cevap beklediğiniz süre içinde ya kabul etmezse diye hiç endişe ettiniz mi?










-Hayır. “Allah’ım, hakkımda ne hayırlıysa o olsun.” diye hep dua ettim yalnız. Bir hafta sonra Rana bana, “Sabri,” dedi, “aramızdaki yaş farkı ileride sorun olabilir...” Ben de bunun üzerine ona dedim ki, “Rana, Peygamber Efendimiz gibi Yüce bir insan bile böyle bir evlilik yapmayı uygun bulduğuna göre neden biz de uygun bulmayalım? Biliyorsun Peygamber Efendimiz evlendiğinde kendisi yirmi beş, Hz. Hatice Annemiz ise kırk yaşında idi.” Rana bunun üzerine “O zaman bana biraz zaman daha ver, tekrar düşüneyim” dedi. Üç gün sonra da teklifimi kabul ettiğini söyledi. Ben vakit geçirmeden işi sağlama almak için “Bak Rana” dedim. “Ben düğün olayına karşıyım. Bu sonra aramızda bir sorun olmasın.” Rana kabul etti. Sonra nişanlandık. Sonra iş evlilik aşamasına gelince Rana’nın ailesi düğün isteriz diye tutturdu. Ben de onlara “Eğer düğünde ısrar ederseniz yüzüğü her an çıkarmaya hazırım. Biz bu konuyu daha önce Rana ile konuşmuştuk.” dedim. Tehdit ettim yani. Bunun üzerine vazgeçtiler. Sonra işte nikahımız oldu ve o kırk dört yıl süren rüya gibi, masal gibi yıllar başladı. Bir tek gün bile kavga, münakaşa etmedik. Bir tek gün aramızda para lafı olmadı. Ne yiyeceğimizi hiç sorun etmedik. Rana uzun yıllar çamaşırlarımızı elinde yıkadı, çamaşır makinasını çok sonra alabildik. Birbirimize her zaman çok tatlı bir ses tonuyla hitabederdik. İşyerindeyken bile Rana’yı gün içlerinde aramadan edemezdim. Hatta bazen birden çok kez aradığım olurdu. Birgün üye arkadaşım rahmetli Selahattin Falay ile odamda oturuyorduk. Rana’yı telefonla aramam gerekti. Meğer Selahattin Bey bize kulak misafiri oluyormuş. Telefonu kapatınca artık Rana’yla nasıl konuştuysam “Sabri,” dedi, “iyi ki şimdi burada bir hanım yoktu...” Şaşırdım. Hayretle, “Niye ki Selahattin Ağabey, ne oldu??” dedim. “Niyesi var mı Sabri,” dedi, “eğer burada şimdi bir hanım olsaydı senin eşine böylesine bir sevgiyle hitap ettiğini duysa akşam eve gidince kocasıyla arasında olay çıkartırdı...” Yavrum, benim Rana ile olan evliliğim, Peygamber Efendimizin Hz. Hatice Annemizle olan evliliğinden sonra bana göre dünyanın en muhteşem evliliğiydi.










-Efendim, peki evlenme teklif ettiğiniz veya bunu planladığınız o günlerde Rana Hanım’ın da size karşı bir ilgisi var mıydı, böyle bir şeyi seziyor muydunuz?










Sayın Büyüğümüz tatlı bir tebessümle başını öne eğiyor










-Bilmem ki yavrum...










-Efendim, sizin bilmediğiniz bir şey var mı?? : )










-Yavrum, işte her şeyi söyleyemiyor insan...










-Peki aranızdaki yaş farkının bu muhteşem evlilik için bir dezavantaj oluşturduğu durumlar oldu mu?










Sayın Büyüğümüz ani bir hareketle doğrularak parmaklarıyla masaya vuruyor:










-Allah şahittir, aramızda yaş farkı olduğu evliliğimiz boyunca bir tek gün aklımızın ucundan bile geçmedi. Benim için sadece Rana vardı, Rana için de sadece Sabri...










Ama Rana ile evlenme kararımız duyulunca işyerindeki bekar bazı hanımlar arasında bunu çok takanlar, laf edenler oldu... Bir gün hatta bir tanesi koridordan geçerken bana yüksek sesle bağırdı, aramızdaki yaş farkını eleştirmek ve kendince beni vazgeçirmek için.










-Peki cevaben ne söylediniz o hanıma?










-Hiçbir şey. Başımı önüme eğdim, Besmele okuyarak, sükut içinde edeple yanından geçtim.










-Efendim, siz hayatınız boyunca nasibolmuş, çok güzel insanlarla karşılaşmış, onlara karşı önyargılı davranmamış, kıymetlerini bilmişsiniz. Ancak sade karşınıza çıkan durumları değerlendirmekle kalmayıp hayatınıza damga vuracak bazı insanları da kendiniz arayıp bulmuşsunuz. Sizde her konuda çok büyük bir tecessüs ve merak duygusu var aynı zamanda?










-Evet yavrum öyle oldu. Ama her insanda çok büyük bir gerçeği arama aşkının ve merakının olması lazım. Biz bunun için bu dünyaya gönderildik! Ben mesela çocukluğumdan beri eve gelen misafirleri, okula başladığımda koridorda yakaladığım öğretmenlerimi soru yağmurlarına tutardım. Hatta bir öğretmenim Sabri, senin sorularından kurtulmak için emekli olmaya karar verdim, demişti. Ben sanmıyorum ki bir başka insanda bu kadar gerçeği arama aşkı, öğrenme aşkı olsun. Mesela Şemsettin Yeşil Hazretlerinin ağzından bir tek cümle öğrenebilmek için her hafta sonu Rana ile birlikte tutar İstanbul’a giderdik. Sadece bir tek cümle öğrenebilir miyiz diye. Şemsettin Yeşil Hazretleri’nin İstanbul’da sahaflarda küçük bir yeri vardı. Adı Yeşil Kitabevi idi. Kendisi de orada olur, bir köşede otururdu. Ben onun o mütevazı haline rağmen çok büyük bir zat olduğunu keşfetmiştim. Ve sonra ona büyük bir aşkla bağlandım. Şemsettin Yeşil Hazretleri Hakka göçtükten sonra Münir Derman Hazretleri’ni tanıdım. İslam dergisinin “Allah Dostu Der Ki” başlıklı bölümünde yazılar yazıyordu her ay. O yazıları okuyunca Onun çok özel bir insan olduğunu anladım. Dergiyi arayıp telefonunu rica ettim. Arayıp randevu istedim, görüştük. Bana imzalı bir fotoğrafını hediye etti. O günden sonra onun peşinden hiç ayrılmadım. Her hafta sonu Rana ile Eskişehir’e Onun haftalık sohbetlerini dinlemeye giderdik hiç aksatmadan. Eğer onlar bana “Biz Allah yolunun, Peygamber yolunun kölesiyiz.” dememiş olsalardı acaba bunu yapar mıydım. Ama onlar bana en güzel bir şekilde ışık tuttular, hayatıma renk verdiler, anlam verdiler.










Mesela “20. Yüzyılın Işığında Müslümanlık” kitabını okuyunca da Samiha Ayverdi ve Safiye Erol Hanımlarla tanışmayı çok istedim. Önce Samiha Hanım’la tanışmak için İstanbul’a gittik. Sadece Caddebostan’da oturduğunu öğrenebilmiştik. Sokaklarda öylece dolaşıyoruz. Ama koca bir cadde. Ancak içimde çok büyük bir inanç var, bulacağız diye. Rana, o mübarek kadın, da öyle yanımda yürüyor. Bana bir kere olsun “Sabri, hiç böyle şey olur mu, hiçbir şey bilmeden ev aranır mı, nasıl bulacaksın...” bile demedi. Sonra giderken birden bir apartmandan bir pencere panjuru açıldı, bir hanım –Sabiha Hanım, ki o da veli bir hanımdı- başını uzattı, bize seslenerek “Samiha Anne’yi mi arıyorsunuz?” dedi. Bizi yukarıya buyur ettiler. Samiha Hanım’la tanıştık, üzerinde sarı ile yeşil arası uzun kollu, yakası yuvarlak, kapalı bir elbise vardı. Birbirimizi çok sevdik, çok iyi dost olduk. O da sonraları Ankara’ya geldiğinde bize uğrardı, çok güzel sohbetler ederdik.










Sonra başka bir zaman aynı kitabın yazarlarından Safiye Erol Hanım’la tanışmak istedik. Onun da oturduğu yerle ilgili çok küçük bir ipucu edinebilmiştim İstanbul’da oturduğu yerle ilgili. Rana ile gittik. O civarda bir mahalle bakkalı gördük. Belki dedim bu bakkaldan alış veriş etmiştir, ona bir soralım. Bakkal buraya pek çok kimse gelir, çoğunu tanımam diye cevap verdi. Yalnız orada kenarda duran meczup kılıklı bir adam atıldı, ben dedi tanıyorum. Ve evini uzun uzun tarif etti: şurdan girilecek, sağa dönülecek, ordan filan yere ordan tekrar sağa, sola... filan filan diye. Bana kalsa bulamazdım belki ama Rana’nın adres bulma yönü çok kuvvetliydi. Adam bize dairenin numarasına kadar anlattı. Filan apartmana gelince filan kata çıkarsınız, iki daire göreceksiniz, soldaki daire, dedi. Aynen tarif edildiği üzere evi bulduk, Safiye Hanım’la tanıştık. Birbirimizi çok sevdik. Onu Ankara’ya davet ettik. O da “Çocuklar eğer kısmet olur tekrar gelebilirsem söz veriyorum, en önce size uğrayacağım.”, dedi. Sonra döndük. Ama Allah’ı takdiri, bir hafta sonra vefat ettiğini öğrendik. Nur içinde yatsın.










-Efendim, bir an önce tanışmanız iyi olmuş demek ki. Biraz daha erteleseymişsiniz çok geç kalmış olacakmışsınız ve böyle bir dostluk kurulamayacakmış. Yalnız efendim bir şey dikkatimi çekti. O bakkalda rastladığınız meczup görünümlü adam, olayı size öyle rahat ve detaylarına inerek anlatmış ki. Oysa meczup haline rağmen yaptığı tarife ve Safiye Hanım’ı çok iyi tanıyor olduğuna bakılırsa aslında o da özel bir kimseymiş. Ama kendisini sıradan biri gibi, bir meczup gibi gösteriyormuş galiba. Bu çok ilginç değil mi efendim. Hayatta aslında karşımıza çıkan olaylar, insanlar içinde sıradan gibi görünenlerin arkasından çıkıyor en ilginç haller?










-Öyle yavrum. Doğru. Basit, sıradan sandığımız durumlar, rastladığımız insanlar çok önemli aslında. Onlara çok dikkat etmek lazım, çok uyanık olmak lazım.










-Efendim, sıradan sandığımız bazı insanlarda da muhteşem bir manevi enerji olabiliyor. Küçücük bir atom parcacığının koca bir şehri yok edecek gücü taşıyor olmasına benzetebilir miyiz bunu, çok çok küçük hatta görülemeyecek kadar küçük olmasına rağmen muhteşem bir enerji taşıyor olması nedeniyle.










-Öyle yavrum. Çok doğru. Hayatta basit, önemsiz, küçük diye hiçbir şey yok, sıradan bir insan yok. Her şey, her insan bizim sandığımızdan çok ama çok daha önemli... Kimde ne olduğunu bilmek her insanın harcı değil...










- Efendim, Ahmet Kayhan Hazretleri’nindi sanırım bir sözü olacak: “Sen,” diyor “Allah dostlarını öyle kanatları filan olan insanlar mı sanıyorsun. Onlar da senin gibi, benim gibi kimselerdir.”










-Yavrum, mesela bir gün bir adam bir büyük veli zata geliyor ve diyor ki “Efendim, bana bir nasihatte bulunun da o nasihati uygulayarak hayatıma istikamet verebileyim. Ancak benim öyle uzun uzun öğütleri uygulayabilecek gücüm yok. Mümkünse çok kısa bir öğüt olsun.” Bunun üzerine o veli zat diyor ki: “Evladım, her geceni Kadir, her gördüğünü Hızır bil. Bu sana yeter.”










-Efendim, siz de bunu en güzel şekilde uygulayan kimselerden birisiniz. Kitaplarınızda çok değer verdiğiniz insanlar hep halkın arasından seçilmiş, börekçi, odacı, çaycı, ayakkabı boyacısı, hamal gibi çok mütevazi kimseler. Ayrıca siz yaşadığınız örnek hayat ve verdiğiniz hak, hukuk ve doğruları ölüm bahasına da olsa savunma mücadelesi ile bize göre Resulullah Efendimizin yaşantısının bugüne bir yansımasısınız. Peygamber Efendimiz, “Allah’a kasem ederim ki hiçbir insan dünyada benim kadar sıkıntı çekmedi.” Buyurmuşlar. Tabi Onun yaşadığı, karşılaştığı her hadise, yapmış olduğu evlilikler vb. Ondan sonra gelenlerin benzer durumlar ortaya çıktığında örnek alması içindi. Siz de yaşantınız boyunca hep Hakkın, haklının zaferi için çalışmışsınız, hakkı dolu dolu verilmiş güzel bir hayat yaşayarak hayat yolunda karşılaştığınız insanlar ve olaylardan en güzel dersleri çıkarmışsınız. Ortaya imbikten bir özsu gibi süzülerek çıkan çok değerli hayat görüşlerinizi ise bütün nüanslarıyla şimdi de bütün insanlığa hiçbir ayrım yapmadan sunuyorsunuz. Bir de şurası çok önemli, siz yapmadığınız hiçbir şeyi söylemiyorsunuz. Mesela bir fakir kızın çeyizine yardım etmek, kimsesi olmayan bir hastayı ziyarete gitmek, dertli bir insanın gözyaşına ortak olmak... gibi birçok tavsiyelerinizi bizzat kendiniz hayatınızda uygulamışsınız. Onun için sözleriniz insanlara bu kadar tesir ediyor.










Sayın Büyüğümüz öne eğik, hafif uyur vaziyetteki başını çok ince ve hafif bir hareketle sallayarak sözlerimizi tasdik ettiğini ima ediyor.










-Allah sizden razı olsun, daha nice hayırlı ömürler bağışlasın Efendim. Çünkü insanlığın yaşayan, canlı bir örnek olarak size daha çok ihtiyacı var. (Amin)










Ankara





Ağustos 2010

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]