Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Yetiş Ya Resulallah... (S.A.V)
Gönderen : Sabri Babadan
Tarih : 29.11.2017 10:21:14


.


Yetiş Yâ Resûlullah




Her şey un ufak olmuş. Her şey darmadağın. Bütün mânevi setler yıkılmış. Beyefendilik, hanımefendilik gitmiş, yerine soytarı baylar, kepaze bayanlar gelmiş, zarafetin, inceliğin, asaletin yerinde yeller esiyor. Bakmayın siz birtakım insanların kasım kasım kasılmalarına. İri lakırdılar edip, birbirlerine en kaba, en çirkin şekilde saldırmalarına. Ortalıkta görülen sadece bir it dalaşı. Netice ne mi oluyor; alabildiğine perişanlık, alabildiğine kabalık, çirkinlik. Kimse hayatından memnun değil. Zengini de, fakiri de, güzeli de, çirkini de, imkânlara kavuşanı da, kavuşmayanı da. Herkes hayatından yakınıyor. Bir dokun, bin ah dinle. Aile, birkaç istisna dışında televizyon kanallarından, paçavra gazetelerden toplumda en çok yarayı alan müesseselerden biri. Darmadağın. Sevgi, saygı, edep, incelik, sabır, şükür, kanaat içinde efendice yaşayan, el ele vermiş, birbiriyle kenetlenen, bir sevgiyi paylaşan kaç aile tanıyorsunuz? Okullarımızın hali yürekler acısı. Artık ilkokulların bile önünde simit satar gibi nöbet tutan uyuşturucu simsarları. Mahkemelerimizin hali yürekler acısı. Avrupa Birliği’ne uyum sağlayacağız diye, tabir caizse bütün taşlar bağlandı, bütün köpekler salıverildi. Amerika’da çocuk pornosundan bir doktora iki yüz yıl ceza verildi. Aynı suçtan bizde verilen ceza üç ay. Tarımda en büyük felaketi görüyoruz. Toplum süratle üreticilikten çıkarılıyor, tüketiciliğe götürülüyor. Şehit kanıyla sulanan vatan toprakları, işyerleri, fabrikalar haraç mezat satılıyor. Artık bankalarımızın üzerinde yabancı isimler görüyoruz. Hal-ü keyfiyet böyle.



 


Allah nasip etti, doğudan batıya, kuzeyden güneye bütün Avrupa’yı gezdim. Karacaoğlan’ın dediği gibi:



 


“Bir başıma olsam gam yemez idim,



 


Bir ben değil, cümle âlem perişan.”



 


İnanın yüzü gülen kimse yok. Herkesin yaşadığı dram en kalın çizgileriyle yüz hatlarından okunuyor. Artık bazı Avrupa ülkelerinde erkek erkekle, kadın kadınla kanunen evlenebiliyor. Babasız doğan çocukların sayısı çığ gibi büyüyor. Yaz geliyor, tatile çıkılıyor. Erkek bir tarafa, kadın bir tarafa. Sonra dönüşte iki taraf da yaptıkları çapkınlıkları birbirlerine anlatıyorlar. Uygarlık, ilericilik, çağdaşlık, hepsi palavra. Hepsi en çirkin sahtekârlıklarla dolu. Sözüm ona bugünün Fransa’sında, bir kimse; “Türkler, soykırım yapmamışlardır” derse, derhal hapse atılıyor. Sonra da utanmadan rezilce, hayâsızca, Voltaire’lerin, Jean Jaques Rousseau’ların torunlarıyız diye caka satıyorlar, hava basıyorlar. Sizi gidi kâfirler. Medeniyetin yüz karaları. Alçaklar. Şerefsizler.



 


Bir Türk işçi kadın, gece aniden hastalanıyor. Kıvranarak hastaneye götürülüyor. Alman doktor: “Neyin var?” diye soruyor. Kadın Türkçe olarak derdini anlatmak istiyor. Alman doktor dinlemiyor. Almanca bilmeyenler ölüme mahkûmdur deyip, defolup gidiyor. Gözlerimle gördüğüm, bizzat şahit olduğum öyle çirkin olaylar var ki, hepsini anlatsam aylar sürer.



 


İşte bu anlattıklarımı üç aşağı beş yukarı nereye gitseniz görebilirsiniz. Bu ipini koparmış, anlamını kaybetmiş, sevgisiz yaşayan dünyada, hepimizin ama tek istisna olmadan hepimizin bir öndere, bir kurtarıcıya, bir devrimciye, bir lidere ihtiyacımız var. Hem kendi ülkemizde, hem bütün dünyada bu aranan, özlenen, beklenen yol gösterici sadece ama sadece yüce Peygamberimiz, Resulullah Efendimizdir. O’nun gösterdiği yoldan gitmedikçe, ilişkilerimizde O’nun işaret buyurduğu ölçülerle balans ayarı yapılmadıkça ne bizim, ne başkalarının kurtulmasına imkân ve ihtimal yoktur. O, bütün güzelliklerin, yüceliklerin, inceliklerin menbaı ve kaynağıdır. Bugün dünya büyük bir hızla felâkete doğru gitmektedir. Bizi selâmete götürecek tek yol, O’nun hepimize ilâhi bir armağan olarak getirdiği Kur’an-ı Kerim, çeşitli durumlar ve olaylar karşısında söylemiş olduğu Hadis-i Şerifler ve O’nun mübarek Sünnet-i Seniyyesidir.



 


Gerek ülkemiz, gerek bütün dünya o ilâhi ölçülere o kadar muhtacız ki, Fazıl Hüsnü Dağlarca bir şiirinde;



 


“Gelme, gelme üstüme,



 


Bir şifa vermeyeceksen eğer”



 


diyor. Artık bugünün insanının birtakım saçma ideolojilere, palavra teorilere, iri lakırdılara karnı tok. Boş lâf karın doyurmuyor. Ve onu söyleyenlere bakarak Necip Fazıl Kısakürek gibi;



 


“Yeter senden çektiğim,



 


Ey tersi dönmüş ahmak”



 


diyor. İşte günümüzde gerek kendimizi, gerek ailemizi, gerek ülkemizi ve bütün dünyayı mânen ve maddeten yuvarlanmakta olduğumuz uçurumdan kurtaracak tek ışık ve güzellik kaynağı Resulullah Efendimizin işaret buyurduğu yoldur. Artık kuru gürültülere kulaklarımızı tıkayıp, ışığın kaynağına yönelmek zamanı geldi. Hatta geçiyor bile. Yüce Peygamberimize yalnız İslâm Peygamberi gözüyle bakmak İslâm’ı hiç anlamamaktır, vahim bir hatadır, affedilmez bir suçtur. O yüceler yücesi, o güzeller güzeli, o büyükler büyüğü insan, sade bizim değil, bütün insanlığın, bütün kâinatın, bütün varlığın önderidir, lideridir, yol göstericisidir. Bir tek Hadisle bir insan, bir aile, bir şehir, bir ülke ve bütün bir dünya kurtulabilir mi? Evet, kurtulabilir. İşte örneği; “Ya hayır söyle yahut sus” Hadisini evinde, işyerinde, sosyal hayatında samimi olarak aşkla, inançla, sadakatle uygulayan bir insan, velâyet makamına kadar yükselebilir. Deneyin isterseniz. İnsanları bugün içinde bulundukları gaflet denizinden, çirkinliklerden kurtaracak tek yol Peygamberimizin yoludur. Yâ Resulullah, seni çılgınlar gibi seviyoruz. Sana aşığız. Ne olur tut ellerimizden bizim. Çıkar bizi bu karanlık kuyulardan. Bizim de yüzümüz gülsün. Biz de senin yolunun ışığı altında “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz” diyelim.



 


Yâ Resulullah, sana müştakız, sana muhtacız. Allah bizlere senin yolunda çene kapamayı nasip etsin. Karanlıklarda boğulduk artık. İçinde yaşadığımız zulmet, gönül dünyamızı da kararttı. Sensiz her şey anlamını kaybetti. Sensiz her şey güzelliğini yitirdi. Ne olur tut ellerimizden. İçimiz yanıyor, susuzluk içinde kavruluyoruz. Bizler ki sevgiye susuz, saygıya susuz, ilgiye ve şefkate susuz, zavallı, perişan insanlarız. Tut ellerimizden, bizi kurtar. Bizi, iyinin ve güzelin, asil ve yüce olanın yoluna çek. Dünya yeniden hayat bulsun. İnsanlık senin doğuşuna yeniden şahit olsun. Bizleri affet, aşkımızı kabul et yâ Resulullah...


Sabri Tandoğan


Aziz Ruhları Şad Olsun.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]