Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Bütün kapılar edep ve tevazu ile açılıyor, ne mutlu onlara.
Gönderen : "Mukarreb"
Tarih : 30.11.2017 07:15:25


.



Saygıdeğer Hocam;





Allahın selamı, rahmeti ve bereketi sizin ve tüm gönül dostlarımızın üzerine olsun,efendim."Eşek" rumuzlu kardeşimin mailini ve siz değerli Hocamızın cevabını okuyunca Allah'ın huzurunda utancımdan kemiklerimin birbirine geçtiğini hissettim. Ey Yüceler Yücesi Allahım, ne güzel kulların var...O güzelliklerini tevazu perdesiyle gizleyip kendilerine "Eşek" demişler. Bense bunca günah ve kusurla adıma haya etmeksizin "Mukarreb" demişim. İnsanlarda bu isme bakarak beni mübarek bir insan sanmışlar belki. Cuma suresinde ilmiyle amil olmayanların halini, üzerinde ciltlerle kitap taşıyan eşeklere benzeten 5.Ayeti her okuyuşumda Rabbimin bana seslendiğini düşünerek büyük bir haya ve pişmanlık duyarım. Halimin muhasebesini yaparım. İlmimin ne kadarını hayata geçirebildim? Bildiklerimin ne kadarını çevreme yansıtabildim? Cevap, maalesef henüz bende ciltler yükü kitap taşıyan bir EŞEĞİM...










Soruyorum kendime sen nesin? Bir HİÇ. Dün neydin? Bir HİÇ. Bu gün ne oldun? Bir HİÇ...Amelin nedir? Allah'a ve Resulüne duyduğum sevgi,başkaca söyleyebileceğim bir amelim yok... Ahirette neyine güvenirsin ?? Allah'ın Rahmetine ve Resulullahın şefaatine...Öyleyse Ey Gafil! hangi halin için kendini "Allaha Yakine eren" anlamında ki ismi kullanırsın? Şimdi seslenmek istiyorum gafil nefsime :










Ey kendine "Mukarreb" diyen Gafil kişi





Bu KAL ile olmaz illa HAL işi





Dilin tevhidi söyler ama gözlerin şaşı





İçmek için cennetteki TESNİMİ





Hakiki Mukarreb olmak gerekir...










(Tesnim: Cennette yalnız Mukarreblerin içeceği pınarın ismi.Mutaffifin suresi 27.Ayette geçer.)





Efendim, bazen bizler kulluk edebinden uzaklaşıp, onca günah yükümüze rağmen dervişlik, velilik iddiasına hatta daha da ileri giderek haşa bilmeden kendimizi Allah'ın yerine koyup hükümler vermeye kalkışmışız.Bir sohbette işitmiştim,





Mevlana Şemse sorar:





_Onca insan arasında niye beni buldun? Şems der ki..





_Ben kul arar idim herkes Allah olmuş, bir tek kul seni buldum ya Mevlana...Evet, bilmeden Allah adına hüküm verir olmuşuz. Nasıl mı? Şu cennetlik , şu cehennemlik der olmuşuz.Batını bilmeden sırf zahire bakarak ve onun hakkında Allah'ın ne takdir etttiğini bilmeksizin hüküm verir olmuşuz.Kendi taşıdığımız kalbden bihaber iken, Edison'un veya Einstein'ın dahi cennete veya cehenneme gideceğine karar verir olmuşuz.Yanımızda çalışana serzenişte bulunmuşuz "Rızkını ben veriyorum daha ne nankörlük ediyorsun "diye.Hakiki Rezzak'ı unutmuşuzda kendimizi "Rezzak" sanmışız. İlmimizle böbürlenip kasılıp gezerken hakiki ALİM olan Allah'tan uzaklaşmışız. Emanet can, emanet ilim, emanet akıl, emanet dünyalık ile sahiplik iddiasına kalkışıp ahmaklığımızı görmeyip bir de kendimizi akıllı sanmışız. Kimimiz derviş olduk dünya makamlarından, malından geçtik derken, mananın makamlarına hırslanır olmuşuz.Kerameti, tay-i mekanı arzulayıp, asıl kerametin istikamet üzere olmak olduğunu unutup, ilmi ledün tahsili için Hızır a.s.'ı gözler olmuşuz. Dünya hırsını terkedip, mana hırsına dönmüşüz de gerçek maksadın her dem hakiki kulluk ve Allah rızası olduğunu unutmuşuz.










Resûlullah efendimiz dahi her zaman





"Allahümme yâ Mukallib-el-kulûb, sebbit kalbî alâ dînike" yani (Ey kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren Rabbim; kalbimi, dînin üzere sâbit kıl) duâsını okurken, kalplerimizin bir an kayıpta son nefeste imansız gitmekten korkmaz olmuşuz.Halbuki, son nefeste iman ile Alemler Rabbına dönmek ne büyük lütuf, ne büyük hazine..





Eshâb-ı kirâm, Peygamber efendimizin böyle dua ettiğini işitince;


-Ya Resûlallah! Siz de kalbinizin dönmesinden, korkuyor musunuz? diye sual ettmişlerdi. Resulullah efendimiz de;


-Allahü teâlânın mekrinden beni kim emin kılar? Bana kim garanti, güven verebilir? buyurmuşlardı. Çünkü hadîs-i kudsîde;(İnsanların kalbleri, Rahmân’ın kudretindedir. Kalbleri, dilediği gibi çevirir) buyrulmuştur.










Süfyân-ı Sevrî hazretlerinin gençliğinde sırtı kamburlaşmıştı. Sebebini sorduklarında;





“Üç üstâda talebelik yaptım. Hepsi de zamânının en âlimleriydi. Ölüm zamanında üçü de dünyâdan îmânsız gittiler. Ben onların hâlini görünce, korkudan omurga kemiğim eğrildi” buyurmuştur.










Efendim, bu günlükte bu kadar demeden önce size ve gönül dostlarıma söylemek isterim ki nasıl Resullullahı sevenler ve onun gibi olmak isteyenler çocuklarına onun ismini verirler, bende Allah'a yakine eren Mukarreblere olan hayranlığımdan ötürü kendime bu ismi seçmiştim.Halbuki ben kim?? Mukarreblerden olmak kim??...Ama, siz Hocamın ve site mensuplarımızın samimi dualarıyla onlar gibi olmak bizlerede nasip olur inşallah.





Allahım maksudumuz sensin ve bizler ancak senin rızana talibiz.Cümlemizden razı ol, son nefeste iman ile göçüp "Ey Rabbine itaat eden huzura ermiş ruh!Dön Rabbine, sen O'ndan O senden hoşnut olarak! Gir kullarımın içine! Gir cennetime! " (Fecr 27-30) hitabını işitenlerden olmayı nasip eyle ....










Allah'a emanet olunuz...










Mukarreb





--------------------------------------------------------------------------------





Sayın Sabri Tandoğan Efendi Hz'nincevaben yazdıkları :





Sayın Mukarreb Hanım,





Kıymetli yavrum, edep, tevazu ve incelik dolu mailin beni ağlattı. Gösterdiğin mahviyetkarlık beni ürpertti. Allah senden razı olsun. Allah iki dünyanı cennet etsin. Ne kadar gzel bir mail göndermişsin. Onu okuyup da hayran olmamak mümkün mü? İnşallah daha nice feyizlere nail olursun.





Selam, sevgi ve saygı ile.










Sabri Tandoğan


Aziz Ruhları Şad Olsun.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]