Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Aşk ve edep.
Gönderen : Seval
Tarih : 1.12.2017 10:13:14


.




Kıymetli Büyüğüm,


Uzun zamandan beri yazamamış olmanın derin mahcubiyeti ve üzüntüsüyle kapınıza geldim. Umud ediyorum ki kapı yeniden bu aciz kula açılır. . Ne kadar da kızdım kendime dünyanın koşturmacası içinde kaybolduğum için…malumunuz kış mevsimi dolayısıyla hastalıklar uzun sürdü ailede. Anne,baba, çocuk ve kardeşler derken epey ara verdim. Lakin bu süre zarfında sanmayın ki gönül alemimde de kayboldunuz. Şükürler olsun ki gönül alemim de hep güneş gibi doğmaya devam edeceksiniz. Nacizane birkaç fikrimi size ve siteye gönül veren dostlarla paylaşmak isterim. Bu arada siteye gönül vermiş olan tüm arkadaşları da sevgi ve saygıyla kucaklıyorum.Avam halindeki bir insanın sınırlı kapasitesiyle pencereme yansıyanlar şimdilik bunlar oldu babacığım.


Hayatın her anında farkında olmak, kulluğun gerçek hakikatine varmak ve gaflet uykusundan uyanmak hepimiz için çok önemli. Dünyevi arzu ve isteklerle kendi gerçekliğimizden uzaklaşmak ne kadar da hüzün verici... ''İnsan esfeli safiliyndir, insan alayı illiyindir ''der mutasavvıflar… sanırım aldatıcı dünya zevklerinden yana nefsimiz meylederken ;esfeli safiliyn batağında gerçek halifetullah olma nimetinden çok uzaklara düşmüş oluyoruz. Hem dünyanın sahte yüzüne kanmadan dünyanın hakkı ne ise onu vererek yaşayacağız hem de kulluk bilincini hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Peki bu iki gerçeği nasıl harmanlayıp günlük hayatımızda yeni bir sentez oluşturacağız? Buna verilecek cevaplar maddeler halinde sıralanabilir. Ama tefekkür alemime düşen birinci madde şu oldu babacığım: niyetin gücü!


Her ne yaşıyor ve ne yapıyor isek ‘’ALLAH’’için yapmak… son zamanlarda bunu hallendikçe içimde sanki cennet esintileri hissettim. Başladığım her şeye ; su içerken, ütü yaparken, çarşıya giderken, işyerinde kapıdan içeri girerken , alışveriş yaparken, dua ederken, arkadaşımla sohbete başlarken vs…bunları milyonlarca şekle sokabiliriz. İşte her an da hep şu niyetle yaşamak’’ Allahım her şeyi sana daha yakın olmak için , senin rızan için yapıyorum. Bütün’ün hayrına olsun her işim.’’ niyetimizi sağlam tutğumuz zaman yaptığımız şey ufacık gözükse de aslında özünde derin bir manayı saklıyor ''kul olmayı'' Allah hepimizi ‘’iyyake nabudün ve iyyake nestain’’ sırrına erdirsin. Ne güzel bir haldir kimbilir gerçek kulluğun sırrına ermek dimi sevgili büyüğüm? Sevgili Rana annem de her işe besmeleyle başlarken niyetin gücünü keşfetmişti. Genel anlamıyla besmele büyük niyetler barındıran ilahi bir şifre…bakın bilim adamlarının bu konuda tespit ettiği son veri de şöyle:


'' Kozmik bilime göre her şeyin başı besmeledir. O’nun adıyla veya O’nsuz yapılan her işte menfi güçler,enerjiler bulunmakta; o kelime anıldığında anahtar açılarak her şey aydınlanmakta; enerjinin ışığıyla yollar emniyetli yani menfi, olumsuz boytutlardan ancak ve ancak bu ‘’ritm’’le dalga boyuyla destur alınarak arındırılmakta ve yol gösterilmekte; kapılar ardına kadar açılabilmektedir. O’nun adı anılmadan kesilen bitki ve hayvani gıdalar çok çabuk virüs ve bakteri üretmekte, çabuk bozulmakta,bitkiler çürüyüp etler kararmaktadır. Kainatta her yaratılanın O’nu besmele ile tanıdığı da kozmik bilimce yapılan materyal ölçümleriyle teyit edilmiştir.'' Prof. Dr. Ahmet Maranki/ Yaşam Enerjisi/ Mozaik Yayınları


Bu konuda engin müşahade ve bilgilerinizi öğrenmekten son derece mutluluk duyacağım. Rana annemizi anma gününde orda olmayı çok isterdim. Mevlam katından ilahi ikramlar lütfetsin inşallah. Mevlam ,Rana Annemizin güzel huylarıyla bezendirsin tüm bayanları inşallah.


Sınırlı aklım ve bilgilerim doğrultusunda yanlış, eksik yazdıklarımdan dolayı şimdilik cüretimi bağışlamanızı ve hatalarımı düzeltmenizi isterim. Zira maç oynamanın adabını bilmediğimizde sahaya çıkıp da yanlış goller atabiliriz. Sizi en derin saygımla önce ellerinizden ve yine en samimi sevgimle gönlünüzden öpüyorum Sabri babacığım…


Ebedi AŞK' la...


Seval


--------------------------------------------------------------------------------


Sayın Sabri Tandoğan Efendi Hz'nin cevaben yazdıkları :


Sayın Seval Hanım,


Kıymetli yavrum, nice zamandır gözlerimiz yollarda, senden gelecek maili bekliyorduk. Ona susamıştık. Onun özlemi içindeydik. Ve nihayet geldi. Bizleri sevinç içine bıraktı. Yine de teşekkür ederiz. Eksik olma. Himmetin var olsun. Mailinde son derece önemli bir konuya değinmişsin. Bir taraftan dünya realitesi içindeyiz. Dünyanın bizden istedikleri var. Bizim dünyadan beklediklerimiz var. Bir taraftan manevi hayat, kendi realitesi içinde bizden birşeyler bekliyor, istiyor. Bu iki zıt duruminsanları zor durumda bırakıyor, zorluyor, perişan ediyor. Birçok insan bu yüzden ümitsizliğe düşüyor, bedbinliğe kapılıyor. Kah bir tarafa kah öbür tarafa sendeleyip duruyor. Bu durumda nasıl bir tavır takınmak gerek? Hamlet’in dediği gibi “İşte, mesele burada”.


Kıymetli yavrum, biz hayatı , dünya hayatı, ahiret hayatı, madde hayatı, mana hayatı, iç hayat, dış hayat diye parçalayıp, bütünden uzaklaştırdıkça meselenin halli her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. İşte en kritik nokta burada. Hayat başlı başına bir varlıktır. Maddesiyle, manasıyla hayat bir bütündür, bir kompozisyondur. Biz olaylara tevhit açısından bakmayıp da sokak politikacılarının ağzıyla bakacak olursak bu bölünmenin, parçalanmanın, bu tevhitten uzaklaşmanın önüne kimse geçemez. Bütün mesele tevhit ilmini öğrenmekte. İşte o zaman hatalar düzeltilecek. İşte o zaman bocalayan insanlar için bir kurtuluş kapısı açılacak. Ne madde var, ne mana. Yalnız Allah’ın nuru var. Madde dediğimiz o nurun tekasüf etmiş şeklidir. Mana o nurun soyutlanmış görüntüsüdür. Şöyle bir örnek verelim: bir bardak su alalım. Kaynatalım, kaynatalım. Ne olur? Ne olacağı belli, buhar olur uçar gider. Şimdi aynı suyu bir kaba koyup buzluğa bırakalım. Belli bir süre geçince ne görürüz? Buz olmuş. Demin bardaktaki su, şimdi buzlukta donmuş, katılaşmış, sıvı halden madde haline dönüşmüştür. Birinin başına atarsak yarabiliriz. Aslında buhar da suydu, buz da su. Buhar ve buz aynı suyun değişik görünüş şekilleri. Bugün, yok feminist dernekler, yok Duygu Asenalar, yok kadın hakları. İnsanlar çırpınıp duruyor. Ama sonu gelmiyor, neden? Biz hazret-i insana insan olarak değil de kadın, erkek diye ikiye ayırıp ayrı ayrı haklar tanıma yoluna gidersek daha çok Duygu Asenalar yetişir. Allah rahmet eylesin, o erkek zulmüne karşı, erkek tahakkümüne karşı bayrak açmış bir güzel insandı. Nur içinde yatsın. Bir de Toplumun bugünkü anlayışına bakalım. Bir aile içinde iki kardeş düşünelim, biri kız, biri erkek. Evin kızı en küçük bir aşk ilişkisine girdiği zaman kıyametler kopuyor, “töre” adı altında korkunç cinayetler işleniyor. Tabi, diyorlar, ailein namusu, şerefi... Ailenin erkek evladı önüne gelenle düşüp kalktığı zaman, fingirdeştiği zaman annelerin ağzı kulağına varıyor. “Ay teyzesi, benim oğlum erkek, nasıl da çapkın bir bilsen”. O sırada kadının ağzı kulağında. Bu durumu utanarak, yüzü kızararak değil de medar-ı iftiharla, gururla söylüyor. Hani, adamın dediği gibi, “Ben yaparsam sevaaaap, sen yaparsan günaaaah. Şimdi olaya bu açıdan bakınca kimse işin içinden çıkamaz, daha çok töre cinayetleri işlenir. Olaya bu rezil, bu kepaze, bu manyakça açıdan değil de tevhit açısından bakarsak ne görürüz. Kadın da erkek de aynı paranın yazısı, turası gibidir. Birbirini tamamlayan bir bütündür. Kadın için haram olan, erkek için de haram olacaktır. Veya mefhum-u muhalifiyle erkek için mübah olan, kadın için de mübah olacaktır. Ne demek erkekte nefis var? Aynı nefis kadında da var. Geriye kalanı nedir? Erkek egoizması, şirretliği, çirkefliği. Buna itiraz edenler nefislerinin kölesi olmuş, hayvandan daha aşağı yaratıklardır. Kur’an-Kerim’de onlara “Belh-üm Adal” denir. Olayı kadın hakkı, erkek hakkı açısından değil de hazret-i insan açısından ele alırsak, en ufak bir tereddüde mahal kalmaz.


Hayatı, dünya, ahiret diye parçalamak da tevhit anlayışına aykırıdır. Ağzımızdan çıkan her kelime, kafamızdan çıkan her düşünce, kalbimize gelen her duygu, attığımız her adım insan fıtratına uygun olmalıdır, onunla paralel olmalıdır. Pekala insan hayatı ve olayları dünya işi, ahiret işi diye ayırmadan tertemiz, pırıl pırıl, fıtratına uygun, İslama uygun, sünnet-i Resule uygun yaşayabilir. İnsan bazılarının sandığı gibi yalnız namaz kılaren, oruç tutarken, ibadette değildir. İnsan bulaşığını yıkarken de ibadettedir. Eğer o bulaşığa besmeleyle başlamışsak. Her kabı ele alışımızda besmele çekiyorsak, onu sabunlayıp durularken besmele çekiyorsak ibadet halindeyizdir. Önemli olan o önümüzdeki kapları tabak, fincan, bardak diye ayırmayıp, Allah’ın nuru olarak görüyorsak, onlarda zikredenin Allah olduğunun farkındaysa, o ne güzel ibadettir. Aynı şekilde yemek yapmak, ev temizlemek, pazarda alış veriş yapmak da bir ibadettir. Bana bir husus gösterin ki ibadet olmasın. Eski Türk toplumunda gelinle damat zifaf odasına girince şimdiki adına modern denilen, çağdaş denilen, aydın denilen kimseler gibi canavarca, hayvanca birbirlerinin üzerine saldırmazlardı. O güzel insanlar kapılarını kapatırlar, sonra birbirlerine yardım ederek abdest alırlar, seccadelerini sererler, iki rekat namaz kılarlardı. “Allah’ım” derlerdi, “aşkımızı ebedi kıl. Birbirimizi hiç kırmadan, incitmeden daimi bir saygı içinde, edep içinde, huzur ve sükun içinde ömrümüzü geçirmeyi bize nasib eyle. Allah’ım bize hayırlı evlatlar nasip eyle. Onları analı babalı olarak İslam edebi içinde terbiye etmeyi bize nasib eyle”. Sonra edep, incelik, zarafet ve aşkla beraber olurlardı. Müsaadenizle ben bunu da bir ibadet olarak görüyorum


Dikkat buyurun, günümüz bu anlayışlardan ne kadar uzak. Her yerde kabalık, hoyratlık, çirkinlik, saygısızlık, edepsizlik ön planda. Şimdi bir çok insan bu satırları okurken bana gülecek, benimle alay edecek. Onu da biliyorum. İsteyen kabul eder, isteyen etmez, gerçek bu. Galileo’nun dediği gibi “Dünya yine de dönüyor”.


Kıymetli yavrum bu misalleri günlerce uzatabiliriz. Gerek yok. Bütün mesele tevhit ilmini yaşayabilmekte, hayata ve insanlara o gözle bakabilmekte. Burada son veriyor, selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.


Sabri Tandoğan


Onun ve Hakka Göçen Ailesinin Aziz Ruhlarına Fatihalarla.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]