Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Münir Derman Hz'nden sırlar.
Gönderen : Siteden
Tarih : 4.12.2017 11:02:06


.



MÜNİR DERMAN(K.S) DAN SIRLAR.....
MÜNİR DERMAN (KS) SOHBETLERİ
Hakka Vuslat Yıldönümünde Hürmet ve Dualarla Anıyoruz...


SOHBETLER : I
İlk mektebi bitirirler.
Orta, mektebi, lise, üniversite bilirler…
Bunlar doğrudan doğruya bu yola girerlerse Salihin Mertebesine kadar yükselirler.
Onlara aşağıda sual yoktur.
Pasoları vardır….
”Buyurun!” derler.
Bu buyurun paso da burada alınır oğlum, burada!.
Namaz kılmaklanda değil haa….
Namaz kılmak oruç tutmak Allah’a inandığını ispat için şükr için…
İş bundan sana ne geliyor…
Şeftaliyi şeyden aldın odanın köşesinden aldın ektin mi?
işte bu namazda ekilir…..
Şimdi de var yok değil haaa!..
Boş değilsinizzz!...


Eskiden ihtiyarlar vardı.
Yaşlandıkça nurlaşırlardı…
İhtiyar kadınlar, ihtiyar dedeler hepisi….
Ben o kadar Avrupa memleketlerinde gezdim, ihtiyarlaşıp da güzelleşen bir gavur karısı görmedim….
Hepsi böööyle bişeye benziyorlar...
Bizde en pis kadın bile….
En pis dediğimiz İslam karısı bir defa secdeye başını koymuşsa….
yaşlandıkça güzelleşir…..
yaşlandıkça güzelleşir…..
yaşlandıkça güzelleşir…..
Sonunda da temiz giderse aşağıda da melekleşir oğlum! .
Onun için İslam deyip de böyle geçmemek lazımdır.
”Ve bunlar diyor, aşağıda Allah’ın büyük nimetleriyle karşılaşırlar’’
Bunlar masal değil!
Bunlar Allah’ın kelâmında Hazreti Resûlu Ekrem’in bize Allah tarafından kendisine Cebrail’le getiren Kur’an-ı Kerîm’in içinde ki âyetler…
Saçma maçma… falan Hasan Efendinin , Mehmet beyin romanı değil!....
Onun içün Cenâb-ı Peygamber Efendimizin bir Hadisi vardır:
”Salihler sözü anıldığı yerde”
Salihler kim?
İşte deminden beri anlatıyoruz….
“Bunların sözleri, menkabeleri anıldığı yere rahmet iner… Feyz-i mağfiret yağar!” diyor, Cenâb-ı Peygamber…
Sizler evinizde oturun …
Hacı amcanın gelmiş Ömer Efendi evine, akşam aile efradıyla birlikte çocuklar mocukları…
Soba yanıyor falan….
Hanımı fındık çıkarmış, çay koymuş bilmemle etmişler…
Onlarda oturuyorlar böyle…
Açmışlar mesela bir Velîyullah’ın sözlerinden bahsediyorlar…..
Diyor ki…
“Sahabeler şöyleydi…
Beyazıd-ı Bestami böyleydi….
Hazreti Mevlânâ böyleydi…
Abdülkadiri Geylanî böyleydi…
Hacı Bayramı velî böyleydi….
Ak şemseddin-i Hazretleri böyleydi….
Beyazid-ı Velî şöyleydi……
Fuzuî şöyleydi!…”
Bu Hadis-i Resûlullah’a göre: “O yere mağfiret ve rahmet dökülmeye başlar…..’’
Görünmez bu!….
Görünmez bu!….
”Efendim ben bu rahmeti görmek istiyorum?…”
Görürsen ayarını yapmak lazım…
Başından gaflet şemsiyeni açtaaaa!…..
Yağmur dökülsün kafana!…
Böyleeee duyarsınız!…..


Bazen azıcık bişeyler anlatırız……
Gözlerin niye yaşlanır oğlum!…
Kim dürttü seni!…..
İşte o rahmet girer!…..
İçini senin böyleee… kurcalamaya başlar…..
Onun için Resûlü sav kat’tiyyennn ömründe yalan söylememiştir….
Hâşâ sümme haşa Hadisi Resûlullahtır : “Salihler sözü anıldığı yere rahmet iner, feyz-i mağfiret yağar.’’
Onun için hakiki insanlar Velîlerin sözlerinden koku almaya başlarlar….
Velîlerin sözleri derunî, ilmi ve ledünidir….
İnsana te’sir isabet eder…
Bazıları : “Efendim ben namaz kılacağım, oruç tutacağım ama….”
Hııııı…
“Allah’ı bir türlü kavrayamıyorum?”
Allah Allah’ı insan idrakı kavrayamaz…
Efendim bu kâinat durup duruyorken nasıl oldu?
Allah yarattı.
Şimdi o adamda, duyan pekiiii…
Bu durup duruyorken oldu O!
Ama o nereden oldu?
İnsanın aklı sorar bunu….
Hepiniz sorarsınız….
Allah ebedîdir oooo bitti. Üzerine lakırdı
Anladık efendim Allah ebedî.
Bütün kâinatı Allah yarattı.
”Ama benim aklıma bişey sokuyor birisi..
Bu nerden oldu?”
Gelir akla ya…
Durup dururken nâmütanahi ol dedi oldu.
Peki…
O nerde?
O’nu kim yarattı?…
Nasıl oldu?
Hatıra gelir mi?
Allah onu insanın anlamasını kafasının fikrine hücre koymamıştır ki anlamasın diye!
Niye anlamasın diye?
Ulan anlamasın diye!
İyi ile kötüyü seçmek için,
Gördükten sonra inanmak kolay
Görmeden inanmaya ölçü!
Yalnız Allah’ın sıfatını sezer insan o kadar
Sıfatı nedir?
Görür, kulağı işitir
Bütün herşeye kadirdir.
Şöyle bir kâinata bakarsanız böyleee..
Nâmütanahi öyle yıldızlar var ki bize 500 senede ışık senesinde ziyası gelir.
Bir ışık senesi nedir?
Bir ışık senesi
Işık elektirikten aynı süratte gider.
Saniyede yani “hıııh!” dediğin zaman 300 bin km lik mesafe kat eder
500 ışık senesinde 300 bin km süratle geliyor.
Hesaplar, makinalar işlemez bunu
bu kadar uzak yıldızlar var
Bu kadar nâmütanahi kâinatı yaratan için Cenâb-ı Allah’ın işte bunlar hep sıfatlarıdır.
Biz onu kavrayamayız.
Aklımızda o hücre yoktur.
Onun içün Cenâb-ı Allah bu çok mühimdir bu nokta islamda biliriz diye vıdı vıdı etme insanı yuvarlıyı verir bu .
Velîyyi bile tepe taklak aşağı götürür.
İbadetten evvel Cenâb-ı Allah tövbe ister, tövbeyi ister.
İbadetten evvel tövbe lazımdır….
Yâni ne demektir tövbe, intizama girmek lazım ki abdest alacaksın bilmem ne edeceksin, şu edeceksin, etrafını yoklayacaksın..
”Ben Huzura geldim acaba bir yerimde çamur var mı?”
Bu Bir nevi cesedi tövbedir.
Tövbe : “Estafirullah, estahfirullah estahfürüllah!”
Yooook o tövbe değil o tövbe değil…
Tövbe edebe geliyor, edepsizlik hududundan dışarı çıkıyor.
İbadetten evvel Cenâb-ı Allah tövbe ister.


Onun için kalabalık yerde olduğu zaman insan, tövbe hududuna girmeyecek veya ona yakın olacak, bazı hatalar yapabilir.
Bu hatalarından dolayı Cenâb-ı Peygamber bir hadiste kapalı olarak bunu şöyle haber veriyor : “
“Allah’ın en sevgili dostları” diyor Resûlullah Efendimiz diyor “Allah’ın en sevgili dostları cemi günahlardan sakınarak gizli ibâdet edenlerdir’’ diyor
“Cemii günahlardan sakınarak gizli ibâdet edenlerdir.”
Bu edenlere Üveysî ismi verirler dinde.. Üveysî.
Üveysîlerin en büyüğü tabiinin en büyüğü Veysel Karanî hazretleridir biliyorsunuz.
Veysel Karanî hazretleri Cenâb-ı peygamber devrinde yaşadığı halde Resûlullah’ın mübarek yüzünü görmemiştir.
Anası vardı.
Anasından izin aldı.
Resûlullah Efendimizi görmek için Medine’ye teşrif ettiler.
Anası dedi ki : “Oğul gideceksin bir gün gitme bir gün gelme ikinci günü güneş batarken yanımda olacaksın!” dedi.
”Pekiii anne!” dedi
Kalktı geldi
Medine’ye geldiği zaman sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz Tebük’e teşrif etmişlerdi.
Geliyor Resûlullah’ın evini soruyor giriyor.
Kızı Fatıma’ya diyor ki : “Resûlullah burada mıdır?” diyor Veysel Hz. Üveys
“Yok!” diyor
“Nerdedir?” diyor
“Tebüğe gitti!”
“Ne zaman gelecek?” diyor
“Yarın gelecek!”
“Vayyyy!...”
“Ne oldu ya Veysel?” diyor
“Anam bana diyor yarına kadar izin verdi ben dönmek mecburiyetindeyim, göremiyeceğim Resûlullah’ı!” diyor
Anasının , anasına itaat etsin diye Resûlullah’ın mübarek yüzünü bak görmeden dönüyor anaya hürmete bakın!..
”Sen diyor Resûlullah’ı gördün mü?” diyor Hazreti Fatıma’ya diyor. “Gördüm ya diyor baksana bana!” diyor, bakıyor
“Yok görmedin Resûlullah’ı sen!” diyor kızına söylüyor. Dönüyor hazret-i Veysel.
Ertesi günü Resûlullah teşrif ettikleri zaman hazreti Fatıma anlatıyor, diyor ki :
“Böyle böyle birisi geldi böyle böyle söyledi!”
“Kızım, o Veyseldi!” diyor
“Evet sen beni görmedin diyor, o beni başka gözle gördü!” diyor
Karran470 kmdir Medine’ye dağda gezermiş Veysel Karanî hazretleri bir gün Medine’de otururken Resûlullah sahabesiyle böyle ikindi vakti namazdan sonra birden ayağa kalkmış sallallahu alayhi vesellem :
“İnni li ecedü nefese’r- Rahmani min kıbeli’l- Yemen!” demiş
“Yemen tarafından kokulu bir Rahmanî nefes geliyor bana!” demiş
O sırada da Veysel:
“Yâ ilahî ente’r- Rabbik ente’l- Halik, ene mahlûk!
Ente’r- Rezzak ene mezluk! Ente’l- Kaviyy ene zaif!...
Diye meşhur bir duası vardır onu okuyormuş.
Resûlullah, o mübarek ciğerinden çıkan ilahî sözleri teeey…470 kmden almış nefesi!..
Veysel bu “Üveysî” derler buna işte..
O halde üveysîler, Allah’ın en sevdiği kulları bütün günahlardan sakınarak gizli ibâdet eden insanlardır.
”Efendim bende üveysîyim”
Bırak öyleyse ol üveysî oğlum!.. ister melek ol..
Türkiyede paşa olabilmek için Harbiye’yi bitireceksin kurmay okulunu bitireceksin efendi adam olacaksın çalışacaksın olacaksın Yunanistan’dan Agop Efendiyi getirir, Türk ordusuna şey yaparlar mı? Nedir, paşa olmaz!
Sen de İslamsın, üveysîde olursun velîde olursun yalnız peygamber olamazsın!.
Haa burada başını sürt!
Yer bu şeyi nedir? Halıyı, demiri def’ olur
Ver Allah yolunda kendini ne olacak!
Allah yolunda çıldırmak lazım oğlum!..
Deli olacaksın…


Aziz cemaat imanınızı kabre kadar devam ettirmeye çalışınız…
Allah’tan gayrısını bilmeyiniz.
Bu üveysî!...
Veysel Karanî hazretleri
Resûlullahu sallallahü alayhi vessellemin vefatlarından evvel Hz. Ömer ve Hz. Ali radiyallahumları çağırdı dedi ki : “Karran’a gideceksiniz Karran’a Yemen tarafında orda bir Veysel vardır saçlı vucudu kıllı elinin içinde de bir siyah nur vardır dedi BEN gibi
O BEN Veysel’in televizyon aleti!..
Gideceksiniz kendisini göreceksiniz benim bu hırkamı kendisine hediye edeceksiniz selâmımı söyleyeceksiniz!” diyor Resûlullahu sallallahu aleyhi vesellem
“Hırkayı giydikten sonra ümmetim için dua edecek!” diyor.
O hırka şimdi İstanbul’da emânet-i mubarekede bulunan hırka oldu işte .
Büyük bir rivâyete göre hz. Veysel’in giydiği hırka.
Bu hırka aynen duruyor.
Öyle Güve müve falan yok !
Güve müve öyle bit mit anlamaz, falan yok sinek bile konmaz
Niye konmuyor korkuyor mu?
Edeben konmuyor Resûllullah’ın şeyidir diye!
“Konmuyorum!” diyor!
“Ben bu riske giremem!” diyor
Resûlullah’a edeben konmuyor sinek ondan korktuğu için değil Resûlullah’a şeytan yanaşamazdı.
Resûllullah’tan korktuğundan mı?
Hayır edebinden
Meleklerin de peygamberi
O halim insandan nasıl korkar insan!
Bayılır o, canını verir!
Korkma değil!


Hz Ömer’le Hz. Ali Efendilerimiz gitmişler Yemen’e, sormuşlar
Demişler : “Dağda bir çobandır o, dolaşır!”
Gitmişler ki deve çobanı
Ooo Veysel kumlarınan zikir halinde
Gitmiş selâm vermişler.
Hz Ömer : “Gel buraya!” demiş, gelmiş
“Selâmün alayküm!”
“Alaykümüsselâm!” demiş
Bunlar bakmış ki, Resûlullah görmeden târif ettiği adam bu, fakat Resûllullah irtihal-i dâr-i cennet etmiş sav
Vefat-ı Nebi’den sonra, gidiyorlar 40. gününde..
Bakmış ki elinde bişey var burda bişey
Resûlullah’ın aynen târif ettiği,
Hz. Veysel’e diyor ki Hz. Ömer : “Bu hırkayı Resûlullah sav vasiyet etti sana gönderdi. Selâmı var bu hırkayı giyinip ümmeti için dua edeceksin!”
“Yâ Ömer dedi bi yanlışlık olmasın işin içinde, ben neyim ki Resûllullah’ın selâmı bana gelecek hem de hırkasını verecek giyeceğim, ümmeti için ben neyim bir kum parçasıyım!” demiş
“Yooo demiş vasiyet-i Resûllullah göreceğim!” demiş
“Ben Ömer’im demiş adamın kafasını uçururum!…” Hz. Ömer bu şakası yok..
Allah’ın zabtiye nazırı Radıyallahu Teâlâ Anhum
O Teâlâ kur’an-ı Kerîm’de Allah tarafından konulmuştur
Alıyor hırkayı ayrılıyor onlardan
Kokluyor, kokluyor ağlıyor mağlıyor ondan sonra giyiniyor başlıyor dua etmeye
Hz. Veysel bu!..


Hz. Veysel son devirlerinde yaşlandığı zaman Bağdad’a gelmiştir
Bağdad vâlisi Caferi Zübeyir isminde bir zâttı.
Dicle kenarında gezermiş Veysel.
Gelmiş : “Ya Veysel demiş bir bana nasihat et!” demiş.
“Kur’ân oku!.. Kur’ân oku!..” demiş
Asabi de ha!… Şakasıda yok Hz Veysel’in..
“Bişey daha söyle!” demiş.
“Kur’ân oku!.. demiş Kur’ân oku.. Kur’ân oku..
Bak Resûlullah öldü demiş!”
Hz. Ömer devri oysa..
”Şimdi de Hz Ömer öldü!” demiş
O anda Hz Ömer’i Medine’de şehid ediyorlarmış
Televizyonuyla görüyor Üveysî
yaaa
Bunlar şaka değil..
Uydurma lakırdı da değil!..
Aha şunu gördüğün gibi hakikattir
Bunu islam kafası anlar, öyle zıbırtı kafayla anlaşılmaz Ünüversite bitirmiş..
Ünüversite ben de bitirdim!.. 3 tane üniversite bitirdim!
O kafayla anlaşılmaz..


Biliyorsunuz Resûlullah Efendimiz de, üveysîler nur var bakın beni var
Sakın o suratınızdaki benleri ondan zannetmeyin ha!..
Hz. Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’de de biliyorsunuz Mühr-ü Nübüvvet vardı
Bu tam iki küreğinin arasında bir güverçin yumurtası kadar gözünüzü kapalı şöyle sırtına sürdüğünüz zaman elinize çarpacak derecede bir tümsek halinde bir Mühr-ü Nübüvveti vardı
Bu Mühr-ü Nübüvvet Resûlullah ruhu muallalarını Cenâb-ı Allah’a teslim ettiği dakikada kaybolmuştur.
Bu Mühr-ü Nübüvvet bir sırdır!. Bilende kimseye söylemez!..
Mühr-ü Nübüvvet’in üzerinde şöyle daire şeklinde eski küfî yazıyla
“Tebahdah ya Muhammed ente hayserun tevekke şite la enneke munsarun!”
“Tebahdah ya Muhammed! Sen öyle bir halk edildin öyle bir şey getirdin ki mühründe sırtında, bütün insanları hayata nusrete götürmek istedin. Kim ki sana tevessül eder gözünlen kalbinlen tokuşturmuştur.
Bu Resûlullah Efendimizin mubarek sırtlarından kaybolan bu! Niçin kayboldu?
İslamın bütünnnnn Cenâb-ı Resûlullah’ın söylediği işler mezar kapısında biter demektir
Onun için : “Mezara kadar bu işleri devam ettirin, ondan sonra karışmayın!” demektir
“Efendim ben ihtiyarladıktan sonra namaz kılacağım!”
Hiç kılma!
Ona namaz demezler, ona korku namazı derler
Allah seni bilirse oğlum, Allah’tan gayrı kişi de seni bilmez
Allah’a kendini tanıttığın dakikada, Allah’tan gayrı seni kimse bilmez
İşte yine yukarıdaki hadiste “Allah’ın en sevğili dostları cemi günahlarından sakınarak gizli ibâdet edenlerdir’’
Allah ile işi olan Allah’la ile meşgul olur
Gece yastığının altına aziz cemaat, gündüz gözünün önüne ölümü kor!..
Fenalık yapmazsın, zâten yapamazsın…
Mutlaka öleceğiz…..
Ölüm sonuna kadar bunu devam ettirmek lazım
Bir Âyet-i Kerîm’de, demin ki Âyet-i Kerîm’den daha aşağı sayfalarda mahşer günü âyet, Allah’ın sözü bu!
“Mahşer günü Arş gölgesinde gölgelenecekler!” diyor.
Mahşer günü arşın gölgesi varmış orada gölgelenecekler!
Kimler?
Arşın gölgesi ne demek?
Bildiğimiz gölge değil!
Öyle sapık düşünme!…
İnsanda bulunan ilahî sıfatlar hikmet ve kudret dalgaları ile yıkanacak ve Cenâb-ı Hakk’ın en büyük lütfuna uğrayacak demektir orda ki gölge!..
Sesiz sözsüz Allah’ın kulunu bir sabah meltemi gibi okşamasıdır
Arş gölgesi bu demektir
Bir şemsiye var, altında Arş üstü Kürsî!
Yok öyle şey!
Mahşer günü Arş gölgesinde gölgeleneceklerdir.
Kimler bunlar?


Cenâb-ı peygamber 8 şey sayıyor :


1- Adaletli amirler! Ama yalnız adalet kâfi değildir ha oğul!.. İslam olacaksın hiç olmazsa namazını her zaman kılacaksın.Adaletli amirler.


2- İbadet eden gençler, ibâdet eden gençler Resûlullah’ın hadisinde var, ben uydurmuyorum bunu! Adaletli amirler, ibâdet eden gençler


3- Kalbleri mescitlerde camilerde olan mü’minler : “Aman vakit gelsin de bi gideyim namaza!” diyenler.


4- “Allah rızası için birbirini seven mü’minler : “Yaa Ahmed Efendi nerde gelse de bi konuşsak be!” hoşuna gidiyor, seviyor birbirini.


5- Güzel bir kadının davetini Allahtan korkarak kabul etmeyen Salihler. Kadın da öyle, bunlar en salih insanlardır.


6- Sağ elinin verdiğini sol eline göstermiyen cömert insanlar.


7- Tenhada göz yaşı dökerek ibâdet edenler.


8- 8.incisi sabah namazını vaktinde kılıp güneşi üzerine hiç doğdurmayan, doğdurmayan ve gece namazına daima devam edip ayda üç gün oruçlu geçiren gençler!..
İhtiyarlar değil dikkat edin!...
Gençlere diyor ihtiyarlar zâten o devirden geçtiler.
Onun için oğlum!
“Gece namazı kıl!
Ayda üç gün oruç tut!
Sabahı üzerine doğurma!”
Diye dilim yettiği kadar Türkiye’nin her yerinde söyledim aha hadis bu!…
Sabah namazını vaktinde kılıp güneşi üzerine hiç doğurmayan ve gece namazına devam eden, ayda üç gün oruçlu geçiren gençler!
İhtiyarlar değil!
İhtiyarlar zâten onlar kaçırdılar kaçırdıkları yok yarın gideceğiz ne olacağı belli değil!
Burda hiçbir ihtiyar yoktur ki güneşi üzerine doğdursun!
Resmini getirseniz haaa uyuyor deseniz inanmam.
Ben insanın suratından anlarım ne olduğunu.
Secdeye başını koyan nasıl uyur bee!
Ya böyle devam edip de şu dedenin sakalı yaşına gelen gençler ne olur?
Uçar o yahu!
İşte Üveysî o!
“Efendim ben 60 şımdan sonra başlıycam bazı arkadaşlarım var benim ben tekavüt olduktan sonra namaza başlıycam!”
“Hiç başlama!” dedim.
Hem de kendi arkadaşım.
“Başlıyacağım o vakit işte kitap alacağım!”
“Hiç başlama oğlum! çünki tekavüte olu olmaz gebereceksin!” dedim
Bunlan alay olurmu?
Ya kılma ya kıl!


Cenâb-ı SAV’in Ezvac-ı Mutahharası’ndan yâni hanımlarından Ümmü Seleme radiyallahu anha vardır.
Çok güzel bir kadındı vâlidemiz.
Bu sahabeden Zeyd bin Sabitü’l- Ensarî’nin kölesi bir zât, Ümmü Seleme’nin cariyelerinden bir kızla evleniyorlar.
Bunlardan bir çocuk doğuyor, Ebu Said-i Bin icad, Hasanü’l- Basrî isminde.
o halde zevce
Ezvac-ı Mutahhara’dan Ümmü Seleme vâlidemizin cariyesi bir kadınla Zeyd bin Sabitü’l- Ensarî isminde sahabeden birinin kölesi evleniyor.
Bundan Hasanü’l- Basrî Hazretleri doğuyor.
Hasanü’l- Basrî 20. hicri senesinde doğmuştur.
Ümmü Seleme radiyallahu anha vâlidemiz Hasanü’l- Basrî’yi emzirmiştir.
Resûlu sallallahu aleyhi ve sellem’de, Hasanü’l- Basrî’yi sever de arasıra kucağına oturtururmuş, kendi bardağından da su içirirmiş ve Dua-yı Resûl’ü almıştır tabii…
Bu muhterem zât, Basra’da 80 küsur yaşında vefat etiği zaman o kadar kalabalıktı cemaati ki o gün hiçbir camide ikindi namazı kılamadılar.
Meşhurdur bu!..
Bu zât 70 yıl gece gündüz abdestli gezmiştir.
Bu edebi 70 yıl terk etmemiştir, Hasan’ül Basri hazretleri…


İşte misaller...
Haftada bir defa da Bağdad’da Basra’da vaaz edermiş, kürsüye çıkarmış karşısındaki cemaat binlerce kişiden mânâdan anlayan gönül ehli oldukça şevke gelirmiş
Mânâdan anlayan gönül ehli olmadı mı sükût edermiş hiç konuşmazmış
Bir gün memleketin bütün büyükleri beyleri vaaza gelmişler Basra’dan
Dolmuş cemaat Hasanü’l- Basrî Hazretleri kürsüye çıkmış bir türlü konuşmamış cemaattan biri : “Efendi hazretleri buyursanıza!” demiş.
“Kabilenin beyleri geldiler hep sizi dinlemeye geldiler!” diyor “Binlerce kişi var hepsi sizi dinlemeye geldiler!”
Hasanü’l- Basrî demiş ki : “Şurda ki direğin arkasındaki ihtiyar hanım geldi mi?” diye sormuş.
“Gelmedi!” demişler
“Ders yapmıyacağız!” demiş
“Zira ben bir fil için hatırladığım lokmayı karıncanın ağzına nasıl sığdırabilirim?” demiş,
Kürsüden indiği gibi gitmiş Hasanü’l- Basrî Hazretleri
Direğin arkasına her zaman vaaza gelen Hazreti Rabia Hazretleriymiş
Hazreti Rabiatü’l- Adviyye
Onun için Allah konuşturmuyor.
İçinde bir kişi, bir kişi için söylüyor.
Onun için efendim vaaz doldu binlerce kişi varıdı hayvan gibi oturmuşlar.
İçinde iki üç tanesi kâfi…
Üç tanesinin kafasına sok, içindekini harekete geçir, yeter!.


Hasanü’l- Basrî’ye sormuşlar: “Müslümanlık nerededir?” demiş.
“Toprak altında!” demiş
Yâni müslümanlığı insanın öldükten sonra belli olur demek ki
“Müslümanlığın şartı nedir diye?” sormuşlar Hasanü’l- Basrî’ye.
“Şartı da kitap içindedir!” demiş
Şartı insan koyar, kitabı elinden bırakmıyacaksın
“Dinin aslı nedir?” demişler, sormuşlar
“Ben söyleyemem! Hazreti Rabia’ya sorun!” demiş
Hazreti Rabia’ya sormuşlar demişler
“Dinin aslı nedir?”
“Haramdan ve şüpheli nesnelerden kattiyyen sakınmaktır!” demiş Hazreti Rabia da..


Bazen vaizler böyle korkutucu lakırdılar söylerler.
Cehennemin kapısını açar, sokar insanı içerisine :
“Vay anasına ne yapacağız?” der.
Bâzende : “Ooo! Çok güzel!” der.
Hakikat kelâmlarıyla ben kaç senedir sizi çoktan beri sarsıyorum!
Fakat hiç biriniz oralı değilsiniz ağalar!
Hiç biriniz oralı değilsiniz!
“Efendim bizi korkutuyorsunuz bari!” diyecek
Bugün korkarsanız yarın emin olursunuz haaa!..
Tedbir alırsınız!..
O zaman bana da dua edersiniz.


Allah’ın sayısız nimetlerine azametine i’timad ediyorsunuz da bir zerreden ibaret olan bana niye itiraz ediyorsunuz.
Allah’ın nimetini şunu bunu yiyor, falan yiyor yiyor herif Allah’a itiraz ediyor da efendim veren vaiz şöyle söyledi gerek banaydı ben bir zerreden ibaretim.
Sarsıyorum sizi ama sizi hiç biriniz yerinde değilsiniz bir gün bir zelzeleye binersiniz oğlum!
Aklınızı başınıza alın!
Kabir yarın gideceğimiz kabir, dünya menzilinin sonuuu..
Âhiret menzilinin başıdır.
Mutlaka yakında kabire gideceğiz oğlum!
Birbirimize şimdiden yardım edelim!
Günah işlediğin zaman Hakk’ın nimetlerini kattiyyen yemeyin!
Nimeti yemek sonra ona asî olmak insanlık sıfatı değildir.
Köpeğe bile bir parça ekmek versen köpek senin kulun kölen olur.
Onun için kim ki “Allah!” der o ağıza hürmet eder insan!
İsterse yalandan desin…


Hasanü’l- Basrî bir gün sokakta gidiyormuş bir sarhoş bir adam çamurlarda yatıyor almış adamı ağzını gözünü mözünü yıkamış çıldırdı mı bu Hasanü’l- Basrî demişler temizlemiş ağzını..
“Sen kulumuzun ağzını temizledin ya Basrî!” diye içine bir şey gelmiş.
“Ben de o kulun gönlünü temizledim!” demiş.
Sarhoş, velîyullah olmuş oğlum!
Nasıl oldu böyle bu, nasıl?
Demin ki Kur’ân-ı Kerîm’de ki Âyet-i Kerîmede hilim var ya..
Ha herif o sarhoşu bu adamcağız bişey yesin demiş işte o yardımla rahmet inmiş üstüne Hilmiyyet Rahmeti
Allah’ın rahmeti onu deldiği geçtiği gibi herifin de gönlüne girmiş herif velîyullah olmuş senin küçücük bişeyinene
Lev enzelna hazel Kur’âna ala cebelin verayetehu haşiyen mutasattian min haşyetillah
Biz Kur’ân’ı dağa indirseydik dağ paramparça olurdu.
O Hilmiyyet Allah’tan geliyor.
Güneşten alıyorsun ziyayı aksetti mi karşındakini yakıyorsun
O hilmiyyetlen herife bi çullanmış yıkamış şeyi o Hilmiyyet yanlız ağzını temizlememiş bide göğsüne girmiş mi herifin, herif velîyullah olmuş.
Çünki Allah’ın herkesin göremiyeceği celâl sıfatı tecellî eder orada
“Ama efendim ben Allah’tan korkuyorum namazı!…”
Öyle Allah’tan korkmak değil
Kulun Allahtan korktuğu, Allah’ı bildiği kadardır.
İnsan ne kadar Allah’ın sıfatlarını bilirse o kadar korkmaya başlar.
Her kim halk görsün diye bir amel işlerse, şirktir.
Her kim halk görmesin diye ameli terk ederse, riyâdır.
Bunlar gizli kapaklı lakırdılardır.
“Riyâ ve şirki terk etmek ihlastır…”
Hazreti Adviyye’nin sözü
Yahu Hazreti Fahri Kâinat’ın eteğine yapışanı ateş yakmaz oğlum!
Eteğine yapıştı mı Resûlullah’ın..
“Ulan nerde eteği?”
Hırkay-ı Şerif, etek, her taraf ta görünmez yakala!…


Çok yemek…..
Çok uyumak….
Çok zırzır etmek, yâni söylemek gönlü öldürür insanın gönlünü öldürür.
Dertlerdeki, belâlarda ki hikmetlerin sulbuna ererek sefâya varmak ve gülmekte hüner vardır!
“Öldü! Gidiyor!” diyoruz.
Kardeşin öldü ecel vaki’ oldu yaş indi, öyle hayvan gibi de durmak doğru değil, ağlıyacaksın tabi…
Gözünden bi yaş gelecek
Yaş Cenâb-ı Allah’a yanaşmanın şiddetinden gelir.
Fakat kafanı yıkmıyacaksın mezarına kadar gideceksin
Onun için dertler karşısında gülmek cefâlara tahammül etmektir.
Ne demektir?
Allah’ın es SABÛR esmasına bürünmek demektir.


Size bir hadis daha söyleyeyim mi?
Kıldığınız namazda huzur bulamıyorsunuz!
“Allahu Ekber!” deyip de huzura giremiyorsanız aziz cemaat!
“Efendim aklıma şu geliyor bu gelemiyor!” ise bunda haram lokmanın payı çok olduğunu kattiyyen unutmayınız!
“Efendim ben çalışıyorum!” ekmeği alıyorsun ama teyyy… topraktan un fabrikasından fırına gelip bişinceye kadar hangi edepsizlerin elinden geçti!
Kara Deniz’de balık tutulur gelir buraya alırsın konserveyi paranı ödersin.
Helâl paranı..
Balık zehirlidir küt diye ötesiki gün gidersin.
Hani paran şey idi!..
Kıldığınız namazda huzur bulamıyorsanız bunda haram lokmanın payı çok olduğunu katiyyen unutmayın!


Hasanü’l- Basrî 60 yaşlarındayken bir dört sene sonra bir gün huzursuzluk başlamış kendisinde
“Allahu Ekber!” diyor namaza giriyor bir sıkıntı, yatıp yatıp yâni yatıp kalktı çeteleye “yattı kalktı” yazılıyor.
“Namaz kıldı” yazılmıyor.
Bize de öyle yazılıyor “yattı kalktı!”
İkindiyi yattı kalktı, akşamı yattı kalktı yattı kalktı oğlu yattı kalktı! gidiyo
Çeteleye yazılıyor : “Yarabbi ben kıldım işte hesaplar tamam!”
İyiii… yattı kalktı.
İki sene böyle devam ediyor.
Bütün 70 sene ömrü abdestli gezmiş adam, bakın tasavvur edin bu edebi bırakmamış.
Bir gece rüyasında görüyor, kimi görüyor anlıyorsunuz!
“Ya Hasan! diyor sen iki sene evvel bir yerden hurma satın aldın diyor bir okka , sana verdiler diyor hurmacının önünden bir hurma yere düştü diyor.
Hurmacı tarttığı hurmalar senindir diye o tek hurmayı da sana koydu!” diyor.
Bu şaka değil!
“Bir hurmayı koydu diyor meğer o hurma satıcınınmış diyor. senin para verdiğin para hududuna dahil değil, o haramı yedin de huzursuzluk oradan geliyor!” demiş…
Koskoca bir kazanın içine bir damla siyanür atarsınız bütün memleket ölür.
İşte o lokma bu!
Bunun üzerine doğru gidiyor o hurmacıya arayıp buluyor.
Diyor ki : “Ağa diyor ben senden iki sene evvel hurma alırken bir tek senin hurman bana geçmiş diyor.
Bunu Allah aşkına helâl et!” diyor.
Hurmacı bir nara atıyor : “Aman Ya Rabbi! Bu ne biçim iş helâl olsun!” diyor.
Fakat hurmacıda eriyor oğlum!
Niye?
Bir hurma için bir sene sonra gelip de benden helâl diye : “Aman Allah rızası için helâl!” diyen adamın üstünden projöktör gibi bi şeyler demin ki Hilmiyyet çıkıyor!
Ağız yıkama hikayesi..
Bundan sonra o hurmacıda Salih oluyor ötekisi namazında huzur bulmaya başlıyor…
Onun için kıldığınız namazda aziz cemaat huzur bulamazsanız.
Mideye inen, her an helâl lokma yok demektir.
Bir tane helâl bir tane haram zâten şimdi helâl lokma yemek, şuradan Çukurhisar’a kadar yer altından tünel açmaktan daha güçtür.


Aziz cemaat!
Günah işle, yine işle, kadınları yoldan çıkar, adam öldür, yol kes, Allah, yine sana yanaşır.
Fakat serinkanlılıkla Allah’tan uzak durup da varlığını isbata çalışana, Allah katiyen ulaşmaz, yap edebsizliğini, fakat Allah’ı bırakma içinde!..


“Efendim ahret var mıdır? Allah var mıdır?” diyemez
Öööyle olmaz.
Basarsın tövbeyi…
Sarılırsın Resûlullah’ın şefaatına
Ve şefaatün ceddün muhammedun ve tefeyte bi narı cehennemi tebbeti hüvel habibüllezi turca şefaatühü ve küllü havle minel havle muhter.
Öyle bir şefaati vardır ki bütün yükleri şey eder.
Abdülkadiri Geylanî şöyle demiş:
“Ve şefaatün ceddün muhammedun ve tefeyte bi narı cehennemi tebbeti : Benim ceddim Resûlullah’ın şefaatı olmasa bende onun sahabesinden şeyinden velîlerinden biriyim şöyle yapmamla diyor, cehennemi söndürürdüm!” diyor.
Ya Resûlullah ne yapmaz: “ve şefaatühü ceddün muhammedun vetefeyte bi narı cehennemi tebbeti” : Kaside-yi Amriyesi vardır, Abdülkadiri Geylanî’nin ondadır bu!
Münkirler korkaklıklarını örtmeye çalışan hakiki korkaklardır.
Günah da insanı Allah’tan tutan güvensizlik ve korkudur.
Allah’a güvendikten sonra EDEBine girersin.
Edebine girenden günah sadr olmaz.
Bu gün hududsuz meçhuller karşısında inkar yoluna sapmak cidden câhillik ve cüretkârlıktır.
Nâmütanahi yıldızlar, astoronotlar bu kâinatın bu kadar şeyliği karşısında efendim şudur budur demek cahillik ve cüratkârlıktan başka bişey değildir.
Allah teleskopla veya labrotuvar âletleriyle değil, sırf iman nurunun aydınlığı altında Kalb gözüyle seyredenini görürüz. Teleskopla Allah bulunmaz.
Teleskoplan Allah’ın sıfatları, büyüklüğü, azameti, yaratıkları keşfedilir.
Gayba inanan bu onun derinliğinde yanan bu kudsî ateşi yakabilirse herkesin harukulâde nazariyle baktığı hadiselerin altında velîlerin gösterdiği kerametlerin altında bir sebebler zinciri olduğunu anlarsın.
Büyük yangınlar ve infilaklar olur bilirsiniz bir kıvılcım yapar bunları….
Koskoca barut mahzenine bir kıvılcım getirin orayı allak bullak eder.
Bir saniyede ve bir anda zâten onun tutuşturduğu saha alev almaya hazırlanmıştır.
Barut olmasa orda kıvılcım bişey yapmaz.
İşte sen kendini hazırlarsan, mürşid bir kıvılcımdır.
Bir gün sana bir lakırdı söyler içinde bir infilak seni tutuşturur.
Ama sen kendini o tutuşturacak a’zayı hazırlamak lâzım.
Bunlar izâh edilemez!.
İşte bu kadar anlatılır!
İzâha kalk!
Henüz görülmeyen bir rüyayı tâbir kalkmak gibidir bunlar oğlum!
Anlatılmaz öyle!
Mutlak olarak gayba inananın gönlünde, fikrinde bir çok hazine kapıları bir çok teleskoplar, bir çok dürbünler hüsule gelir.
Gayb âleminin suları burdaki benzettiğimiz sulara benzemez o zaman başka tarafı başka dürbün görmeğe çalışırsınız.
Onun için hikaye bildiğiniz gibi değildir.
Cenab-ı Resûlullah bize giydirmeye bütün beşeriyyete giydirmeye çalıştığı Atlas elbiseyi kirletmeyiniz oğlum!
Bu sözleri bir yerde bulamazsınız.
Cenâb-ı Allah rahmetinin azizliğine hepimizi eriştirsin.
Onun için secdeden başınızı eksik etmeyin.


Bak yarın bir iki gün sonra bayram geliyor.
Bu sefer ki kurban bayramı da haaa…
Bildiğin kurban bayramlarından değil!
Ne olmuş?
Cuma’ya tesadüf ediyor Cuma’ya tesadüf ediyor!..
Haccü’l- Ekber!
Haccü’l- Ekber ne?
Büyük hacc!
Ya ötekiler küçük hacc mı?
Yooo...
Ne olur bu hacda?
Olanlar olur oğlum!
Dil yetmez ki söylensin….
Oğlum! Hacc günü Cuma’ya tesadüf ederse Haccü’l- Ekber ismini alır.
O gün camiden önünde namazda Kâbe’ye tevvekül eden insan, nasıl ki Resûlu sav Efendimizi rüyasında gören sahabe olur.
Mantiki sahabe olur.
Hacı olursun hacı hacı….
Bu sefer hacca gidenler zındıklı hacıda olsa günahları af edilir. İşte tesadüf etti oldu.
İçimizde hacılar var, Allah hacılığını devam ettirsin.
Bu kurban bayramının birinci günü akşamı bilhassa dönsün Kâbe’ye sabaha kadar oraya Rahmet-i İlahîye iniyor!
Haşır haşır haşır iniyor senin ruhuna da iner.
Gözünde hatırla!
Arafatı hazırla!
Kâbe-yi Muazzama’yı basit basit iki üç taş parçası ona kıymet verme!
Oralarda Cebrail Âyet-i Kerîm’eleri indirdi.
Resûlullah o havadan nefes aldı.
Mubarek ayaklarını oraya bastı.
Dünyaya oraya teşrif etti.
Bu Resûlullah hörmetine Allah’ın Kâbe’si hörmetine!
Yoksa taşında toprağında değiliz biz.
Resûlullah oraya bastığı için hürmet ediyoruz biz.
Onun için dönüyoruz oraya biz!
Onun için bayram yanaşıyor….
Tövbe… Allah-ü Ekber çekin!
Allah’ı tesbih edin!
Gece namazı kılın, çok değil iki dakikacık bitti ondan sonra yat gene!
Abdesli gezin!.
Bu günler mubarek günlerdir.
Elimizden tutup birbirimize maddî yardım yapamıyorsak hepimiz aynı tarafa dönersek ruhen yine birbirimize :
“Allah ümmet-i Muhammedi doğru yoldan ayırmasın!” desen bile kâfidir.
Onun için dünya, güneşin etrafında dönüyor.
Bi de kendi etrafında dönüyor her an, her saniye dünyada Kâbe-yi Muazzama’ya dönüp başını secdeye koyan muhakkak bir kul vardır, her an namazdadır.
Tasavvur edin ki biz de dünyalan beraber dönüyoruz.
Bir yerde dursaydık, başımızı secdeden kaldıramıyacaktık.
Beş vakit namaza şükret oğlum!
Beş yüz vakit oldu mu yandık!
Sonra kaçırdığınız zaman bişey de var “kaza da yap!” diyor bu ne kolaylık.
Allah cümlemizi islah eyleye! Amin!.


Allahümme salli ala muhammedin ve ala ehli beyti muhammed. Subhaneke ya allam tealeyte ya selâmeti ecirna min nari bi affuke ya mücir. Allahümme entel mennan bediüs semavati vel ard ya zel celali ve ikram ya hayyul ya kayyumu ya Allahü zel celali ve ikram
Yâ ilahî!
Bize giydirdiğin Muhammedi kumaşı, kıymetini bize takdir eyle Yâ Rabbiii!…
Bizi azizliğine eriştir Yâ Rabbi!…
Âhirete intikalimizde Resûl-u Kibriyâ’nın yüzünü görmek, elinden öpmek nasibi müyesser eyle Yâ Rabbiii!…
Bütün ev halkımıza, bütün ümmedi muhammedin midesine girecek lokmaları helâl tarafından nasib-i müyesser eyle Yâ Rabbiii!…
Memleketimize her türlü afat-ı semayi afat-ı araziyeatı afatı & zelzele, sel, yangın afetlerinden sen masum kıl Yâ Rabbiii!…
Ordumuzu icabet ettiği zamanlarda Mansur ü muzaffer eyle Yâ Rabbiii!…
Sırat-ı mustakimden bizi ayırma Yâ Rabbiii!…
Evimize helâl lokma sok Yâ Rabbiii!…
Sıhhat afiyet dirilik ver Yâ Rabbiii!…
Kabre intikal ettiğimiz de kabir meleklerinlen bize iltifat nasib eyle Yâ Rabbiii!…
Son nefesimizdeki buyrun : Eşhedü enla ilahe illalah ve eşşedü enne muhammeden abduhu ve Resûluhu kelimeyi tayyibesinnen ruhumuzu azraile vermek nasib müyesser eyle Yâ Rabbiii!…
İllahil Fatiha!..


***
Aziz cemaat!
Hepinizlen beraber namaz kıldık.
Herkesin kendine göre bir tertibi namaz üsulu vardır.
Evinde herkes kimisi ayakta yer, kimisi yerde yer, kimisi yan yatar, kimisi kuş şeyinde yatar, kimisi elen yemek yer.
Herkesin bir huyu vardır.
Namazda da herkesin bir huyu vardır.
Sizin içinizde en yaşlınız ne kadarsa ben de o vakitten 7 yaşından beri namaz kılarım bende oğlum!.
Hiç kimse namaz kıldığından iftihar etmesin hepimiz müslümanız.
Yarın huzur-u ilahîye çıkacağız!
Ben namazı iade ettim, huzur duyamadım namazda!
Namaz arkadan seyrettiğiniz zaman doğrudan doğruya soytarı oyununa benziyor .
Vallahide billahi âyet-i Kerîme okurum hepiniz cehennemden çıkmazsınız.
Allah’ın huzurunda alay olmaz efendiler!
İmam “Allahu Ekber!” demeden ön sırada hep secdeye başlar, daha “Selâmün aleyküm!” demeden adam başını çeviriyor.
Allah rızası için yapmayın bunu!
Benden daha lakırtı istemeyin!
Buraya da artık gelmiyeceğim!
Ben size yanlışlarınızı Allah rızası için uğraşmaya çalışıyorum, siz hokkabazlık yapıyorsunuz!
Yapmayın bunu rica ederim!
Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem aşkına yapmayınız!
Vallahi yanarsınız hepiniz yahu!
Böyle şey olmaz yahu!
Allah’lan alay olmaz aziz cemaat!
Allah’lan alay olmaz!
Başkası olsa dinsiz, vallahi gebertirim ben adamı sokakta ama siz hepimiz müslümanız birbirimize söylemek mecburiyetindeyiz.
Yapmayın bunu Allah rızası için!
Allahın huzurundasın yahu!
İmam “Semiallahu limen hamide!” diyor da içinden herif başlıyor inmeye nereye gidiyorsun efendi!
Vallahi de ve billahi de Resûlullah’ın şefaatinden mahrum kalayım ki bu namaz olmaz efendiler olmaz bu namaz!
İslamda bir tek namaz kaldı bari Allah rızası için onu kirletmeyin!
İstersen kılma daha iyi olur böyle edepsizlikle içinde kılacaksan!..


KELİMELER :


Salihin : Salih kimseler, günahkâr olmayanlar, salihler.
Feyz : (C.: Füyuz) Bolluk, bereket. * İlim, irfan. Mübareklik. * Şan, şöhret. * İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak. * Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su. * Bir haberi fâş etmek. * İçindeki düşüncesini izhar etmek
Efrad : (Ferd. C.) Fertler. Askerler.
Derunî : f. Gönülden, içten.
Ledün : Ledünn ilmine mensub ve müteallik. Ledünne dair ve ait.
Veysel Karanî : Hz. Ebu Bekir ve Ömer (R.A.) devirlerinde Medine-i Münevvere'de çok hürmet gören ve Tabiînin büyüklerinden olup hadis-i şerif ile medh ü senâsı yapılan büyük bir veli. Peygamberimiz (A.S.M.) zamanında yaşamış ise de vâlidesine çok hürmetinden dolayı Peygamberimizle görüşememiş, fakat ona bütün ruh u canı ile bağlı kalmıştır. Sıffîn Muharebesinde Hz. Ali'nin (R.A.) askerleri arasında şehid düşmüştü. (Hi: 37) Veys diye de anılır.
Tekavüt : Emeklilik.
Mutahhara : (Müe.) Temizlenmiş. Kirleri giderilmiş.
i’timad : (İtimad) Güvenerek bağlanmak. Emniyet etmek. Bir şeye kalben güvenip dayanmak.
Tevessül: Allah'ın dergâhına yaklaştıracak amel işlemek. * Sarılmak. * Baş vurmak. * İnanmak. * Sebeb tutmak. * Hırsızlık.
Hilmiyyet : Yumuşaklık, yavaşlık, yumuşak huyluluk.
Hüner : f. Mârifet. Bilgililik. Ustalık, mahâret.
Nâmütanahi : f. Sonsuz, ucu bucağı olmayan. Nihâyetsiz.
Harukulâde : Fevkalâde, âdetin hâricinde bulunan şey, eser. Görülmedik derecede. Son derece kıymet ve ehemmiyeti hâiz olan şey.
İnfilak : Açılma. Yarılma. Patlama. İnşikak etme.
A’za : (Uzv. C.) Bedenin her bir uzvu. * Bir cemiyete mensup kimse.


ÂYETLER :


لَوْأَنزَلْنَاهَذَاالْقُرْآنَعَلَىجَبَلٍلَّرَأَيْتَهُخَاشِعًامُّتَصَدِّعًامِّنْخَشْيَةِاللَّهِوَتِلْكَالْأَمْثَالُنَضْرِبُهَالِلنَّاسِلَعَلَّهُمْيَتَفَكَّرُونَ


“Lev enzelna hazelkur'ane 'ala cebelin lereeytehu haşi'an mutesaddi 'an min haşyetillahi ve tilkel'emsalu nadribuha linnasi le'allehum yetefekkerune. : Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 59/21)


Münir Derman (K.S)
Aziz Ruhları Şad Olsun.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]