Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Büyük Velî Ladikli Hacı Ahmed Ağa'dan savaş hatıraları.
Gönderen : Siteden
Tarih : 2/6/2018 5:31:44 AM


.




BÜYÜK VELİ LADİKLİ HACI AHMED AĞA'DAN SAVAŞ HATIRALARI
HAVAS VE ASKERİ HİZMET


Tüm havas adamlarında olduğu gibi Peygamber Ocağı olarak görülen orduya karşı özel bir ihtimam ve sevgi vardır. Sırf bizim milli tarihimiz ve bu milli tarihimizdeki yakın tarihte bile binlerce gayb adamının yardımı vardır ordumuz neferlerine. Bırakınız Kıbrıs harbini Güneydoğu Anadolu ‘daki terör belasında dahi bu mikyasta bir çok olay yaşamışızdır. Halen daha nöbette uyuyan bir çok asker gerekirse tokatlanarak uyandırılır. Hatta hastalanıp devriyeye çıkamayan bir çok komutanın gece devriye de görüldüğü çok olmuştur. Ladikli Ahmet Ağa ‘da da azami bir ordu ve asker sevgisi vardır. Bu yüzden dışarıdan kendisini ziyarete gelenlerin ve istişare edenlerin çoğu asker. Zira yukarıda da değindiğimiz gibi o Türk Ordusunun çarıklı erkanı harbindendir. Bu yüzden adı çevresinde ‘’GAYB RİCALİNİN ASKERİYE KOLUNDA GÖREVLİ ” şeklinde çıkmıştır.


Mesela Albay Necmi Sami Bey Ladikli Ahmet Ağa’nın en sevdiği dostudur. O her an göreve hazır diplomat bir asker gibi Küba–Amerika arasında Küba ‘ya konuşlandırılan Rus füzelerinin Amerikan casus uyduları tarafından tesbit edilmesi üzerine 3. Dünya savaşını engellemek için Cezayir dağlarında toplantıya tayyi mekan yaparken; bir gün aldığı emrin pusula kağıdını dostlarına gösterdikten sonra LADİK’TEN WAŞİNGTON’A 4 DAKİKA'DA GİDECEK KADAR HIZLI GÖREV ADAMIDIR.


ASKERİ İSTİHBARATA HAİNLİK EDEN YANAR …


Bir Ziyaretçisine Hacı Ahmed Ağa Anlatmışlardı: “Edirne’de askerlik yapan bir Türk Çavu şu, iki Bulgar subayına, Edirne ‘nin Askeriye’ye ait planlar ını ağır bir para karşılığı satmış, kimsenin haberi yok. Manevi emir aldık, yine iki arkadaş görevlendirildik.


Bulgar Subayları planları alıp Kumandanlarına teslim etmek üzere merdivenlerden çıkarlarken bir anda arkalarından yetişerek birine ben birine arkadaşım tepelerine vurduk. İkisi de merdivenlerden aşağı yuvarlandılar. Hemen ceplerinden planları alarak yerlerimize döndük.
Sıra Çavuş ‘a geldi; Vatan haini olduğundan, o da öldürülecekti. Terhis oluncaya kadar dokunmadık, manevi emir öyle idi. Nihayet terhis oldu, külfetli bir para ile sevinerek binmiş, memleketine dönüyordu. Memleketine gelip, tam trenden inerken; Onun da tepesine vurduk, sanki trenden düşüp ölmüştü. Böylece vazife yapılmış oldu.


”KORE HARBİ VE YARILAN KUŞATMA
Kore harbinin oldu ğu devre, yine bir ziyaretimde; Hacı Baba ‘y ı ziyaret için Ladik ‘e gitmi ştim, gece odasında kalıp odasında misafir olduk. Yatsı namazına kadar beraber kaldıktan sonra, Hacı Baba namazı kıldı ve sonra bizden müsaade alıp gitti. Sabah namazında geldi ve bize:


“Bugün Kore’de idik; Türk askeri çember içine girmiş, imha edilmek üzere idi. Kurtarılmak için Mevla ‘dan izin çıktı, manevi arkadaşlarımla Kore’ye yetiştik. Bizim askerin önüne düştük. Kafir askerleri bizi görürler; lakin bizim askerler göremezler. Kılıçları çektik, küffar askerini kılıçtan geçirerek bizim askere yol verdik. Bakın sabah radyo haberleri verirken duyacaksınız..!” dedi. Sabahleyin bir radyo getirdiler, ilk haberleri açtılar; “Kore’de bulunan, Albay Tahsin Yazıcı oğlu komutasındaki Türk çember içine alınmış. İnanılmaz bir kahramanlık örneği vererek çemberi yarmış, kafirleri perişan etmişler..” diye radyo haber veriyordu..! Çemberi yaranın kimler olduğundan onların haberleri yoktu. İşte Allah’ın manevi ordularının vazifeleri..!


AHMET AĞA VE PİLOT TEĞMEN …


“Bir gün, pilot Teğmen uçağı ile eğitim uçuşu sırasında, uçağı arıza yapıyor ve bir tarlaya mecburi iniş yapmak durumunda kalıyor. Her ne kadar yerde arızayı gidermiş ise de, uçağın bu tarla üzerinden kalkmasının imkanı yok. Bulunduğu yer öyle ıssız ki çevrede canlı yok.


Hocam (Hızır A.S.) emir verdi…;


– Ahmed, git şu pilot Teğmen ‘e yardım et,uçağını kaldır.. dedi. Hemen geldim, pilot çaresizlik içerisinde bocalamakta, ne yapacağını bilememekte idi.
Selam verdim;


– Ne yapıyorsun delikanlı?.. dedim. O da durumunu anlattı.
Ben dedim ki:
– Oğlum sen uçağı çalıştır, kalkış için ben sana yardım edeyim!
Şaşırmış bir halde:
– Nasıl yardım edeceksin? dedi.
– Sen çalıştır. ben uçağı kaldırayım.! dedim.
– Hacı Baba kaç tonluk dört motorlu bir uçak. Nasıl kaldıracaksın..? dedi.
– Yavrum! Sen çalıştır bakalım.! dedim.
– Neyse çalıştırayım bakalım.. dedi ve uçağı çalıştırdı. Allah‘ın izniyle: ;
– Bismillah.. Ya Allah..! deyip yardım edip uçağı kaldırdık ve uçup gitti. ”


Pilot der ki: “Hacı Baba uçağı kaldırıp ta, uçak havalanınca; uçağın kuyruk tarafına oturduğunu gördüm ve..


-Eyvah, Hacı Baba düşecek.. dedim.


Bir müddet sonra, Hacı Baba bulunduğu yerden kayboldu. Ben yine;


– Eyvah, Hacı Baba düştü!!.. diye müteessir olmuştum. Mensup olduğum karargaha varıp durumu ve başımdan geçenleri kumandanıma anlattım.
Kumandanım bana;


– Maneviyat adamlarından biri sana yardım etmiş..! dedi. ”


Pilot Teğmen bu maneviyat adamları nerede bulunur acaba, diye araştırma yapıyor. Şarkta filan yerde var diyorlar, tarif edilen kimseyi buluyor; fakat aradığı ve gördüğü değil. Böyle bir çok yerleri geziyor.


Nihayet bir gün Konya ‘da Ladikli Hacı Ahmed Ağa ‘yı haber veriyorlar. Konya ‘ya gelip Hacı Ahmed Ağa ‘yı soruşturuyor, kendisine Ladik kasabasını tarif ediyorlar. Bir arkadaşı ile taksiye binip Ladik ‘e geliyorlar. Hacı Ahmed Ağa‘yı sorarak odasını öğreniyorlar. Pilot, Hacı Baba‘nın odasına girip de, kendisini görünce..


– Hah.. işte bu amca..! deyip, eline ayağına sarılıyor. Hacı Ahmed Ağa.:


– Oğlum benzetmiş olabilirsin.. diye gizlenmeye çalışırsa da. Pilot.:


– Hayır yanılmıyorum, o sendin..! diyordu.


Beraberce camiye gidip geldikten sonra, o gün orada misafir kalıyorlar. Ertesi gün veda ederek yerlerine dönüyorlar. ”


Genelde bedenen Ladik’in dışına çıkmayan bu zatı muhterem, iş vazifelendirilmeye gelince tayyi mekanla Avrupa-Amerika-Amerika demeden kaşla göz arasında yok oluyordu. Bu yüzden döndüğünde üzerine bazen kar bazen çöl toprağı bulanmış olmasına kimse şaşırmıyordu. Hatta gideceği yeri önceden öğrenenler gitti yerlerinden özel masum siparişler bile veriyorlardı kendisine.


Hurma, muz gibi. En iyisi daha fazla bu meselede kelam etmek yerine gelin siz Araştırmacı-Yazar Mustafa Özdamar‘ın kaleme aldığı Kırk Kandil yayınlarından çıkan ‘’LADİKLİ AHMET AĞA ” kitabını okuyunuz. Eminim benim söylemek istediklerimden daha iyisini kalbiniz size yorumlayacaktır. Hele bir de meselenin fevki üzerine ruhi zekanız da çalışmaya başlamışsa belki hayatınızın bir yerlerinde Hz. Hızır ‘la veya Hızır ordusundan birileriyle karşılaştığınızı hatırlayacaksınızdır.


KALBİNİ AYNA YAPANLARIN İSE ARAMASINA GEREK YOK! BİR KAŞ AYNASI BİLE GÜNEŞİ İÇİNE ALMIYOR MU?.. Sözün yine onun gönlüne sığdıramadığı halini şiirle anlattığı mısralardan sadece şu ikisiyle kemale taşıyıp ‘’Hz. Noktayı ” koyalım yerine.


BİR ÜSTADDAN OKUMADIM YOL NEDİR ERKÂN NEDİR,
İLMİ ZAHİR OKUMADIM KALPDEKİ BÜRHAN NEDİR ..
Ladikli Hacı Ahmed Hazretleri (K.S.)


Netpano
Hakan Yılmaz Çebi

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]