Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Hayatı güzel yaşamak.
Gönderen : Gözde
Tarih : 9.2.2018 14:45:44


.


Canım Pamuk dedem, size uzun zamandır yazamıyorum. Beni bağışlayın. Bu aralar mastır tezimi yazmaya çalışıyorum. Tezim, Türk kahvesi ve iletişim üzerine. Önce hocalarım bu konuda yazmamı istemedi ama daha sonra onlara bakış açımı anlatınca çok hoşlarına gitti ve ben şimdi Türk kahvsinin savunduğum herşeyini yazmaya çalışıyorum ve yazdıklarımı da ispatlamaya çalışıyorum tabiki. Bütün bunları yaparken ingilizce anlatmak zorundayım ve bu yüzden çok zorlanıyorum. Ama sağ olsun hocalarım her zaman yanımdalar ve bu yüzden çok şanslıyım. Canım Pamuk dedem, bundan yaklaşık bir hafta kadar önce tezim yüzümden sıkıntıya girmiştim. Biliyordum herşeyin bir zorluğu olduğunu, bununda geçeceğini ardından başka bir zorluğun geleceğini sonra onu da aynı şekilde atlatacağımı yada ona da aynı şekilde sıkılacağımı ve mutluluklarında bunların arasında sıkışmış olduğunu. Çünkü yaşamış olsuduğun her bir sıkıntıyı atlattıktan sonra onun vermiş olduğu başarı ve hafiflikle mutluluk yaşarsın ondan sonra başka bir şey olur onun sıkıntısı ve ondan sonra yine mutluluk. Tabii bu böyle ritün olmaz arada hayatın o güzelim süprizleri de seni hiç ummadığın bir anda yakalarsa bir anda sığmazsın kabına dışarı taşar sevinçler ve diğer insanlara da değer. İşte böyle sıkıntılı bir dönemimde, tez yazmak için tembellik ettiğim, miskinlik yaptığım ve bu durumumdan dolayı da kendimi üzdüğüm bir sırada bizim üniversitemizin kız öğrenci otelinde çalışan Özlem adında çok iyi bir insanla tanıştım. Özlem de İstanbul da tek başına kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışan inanılmaz hareketli, kendini her zaman geliştirmek için fırsat yaratan, dinamik, gerek İstanbul olsun gerek bizim üniversite de olsun etkinlikleri elinden geldiğince kaçırmamaya çalışan bir insandır. Özlemle birbirimizi görür görmez çok ısındık ve başladık sohbet etmeye. İşte bu sohbet sırasında anlattıkları, bana güneş kadar sıcak, deniz kadar kadar mavi, çimen kadar yeşil, temiz havayı içime çekermişcesine iyi geldi. Tüm dertlerimi söküp aldı. Özlem, anlattıklarının üzerimde bu kadar etki yarattığının farkında değildi. Özlem ne anlattı da ben böyle oldum değil mi? İşte bu sizin de çok hoşunuza gidecek Pamuk dedem. Özlem bana Hakan Dülger adında bir arkadaşından bahsetmişti. Arkadaşı 17 yaşındayken denize atlarken yanlış bir atlama yüzünden boynunu kırmış ve omurilik felçi olmuştu. Ne dokunma, ne his hiç bir şey hissetmiyordu artık. Sadece konuşabiliyor ve başını hareket ettirebiliyor bundan başka hiçbir şey yapamıyordu. Fakat arkadaşı hastanede gözlerini açar açmaz hayata tüm bunları bildiği halde gülerek başlamış. Üniversite sınavlarına hazırlanmış Boğaziçi Üniversitesi Turizm işletmeciliği ve otelciliği kazanmış fakat orda çıkması gereken çok basamak olunca başka bir bölüme geçiş yapmış çıkılacak basamak sayısı daha az olan Bilgisayar programcılığı ve Bilişim sistemleri bölümüne geçmiş. Burayı 4. lükle bitirmiş, onur derecesi ve rektörlük ödülü almış. Üniversite onu aynı zamansa Texas'a yollamış. Şu anda bir bankanın bilgi işlem merkezinde yarı zamanlı çalışıyor. Yarı zamanlı çünkü tüm gün oturmaması gerekli durumundan dolayı. Ailesinle yaşarken birden bire kendi başına ev tutmak istemiş ve tutmuş da. Kendi ayaklarının üzerinde durmak istemiş. Ve bakıcı tutarak hayatını ailesinden uzakta kendi başına geçirmeye başlamış. İşte bu sırada arkadaşım Özlem ona bakabileceğini ve herşeyini üstlenebileceğini söylemiş. Birlikte başlamışlar yaşamaya. Kısa zaman sonra Özlem ona aşık olmuş çünkü onun düşüncelerine aşık olmuş, beynine, kalbine aşık olmuş. Fakat O istememiş. Tahmin ettiğim kadarıyla Özlem normal olduğu için onun hayatını değiştirmek ve ona bağlı yaşamasını istememiş çünkü normalde o da onu sevmiş. Ama Özlem bana konuşma sırasında dediki "Gözde ne yakışıklılık, ne maddiyat ne de başka birşey her şey gelip geçiyor.İnsanlar yaşlanıyor, güzelik, para pul gelip geçici şeyler ama sohbet kalıcı". Özleme bi kat daha yakın hissettim kendimi çünkü ben de aynı şeyi düşünmüştüm ve anlatamamıştım derdimi. Eflatun'nun "şölen" adlı kitabını okumuştum ve orda da Özlem'in dediği gibi şöyle yazıyordu "kendine eş seçerken öyle bir eş seç ki ikiniz bir aradayken zamanın nasıl akıp geçtiğini bilmeyin sohbet ederken. Sohbet edebileceğiniz bir eş seçin. Çünkü beden çürür, solar ama geriye tek kalan birbirinizle ettiğiniz sohbettir". İşte ben bunu bizzat yaşayan biriyle karşılaşmıştım. Çıkarsız, beklentisiz sadece onu olduğu gibi seven ve sohbetine aşık olan. İşte Pamuk dedecim, böyle sıkıntılı bir anımda Özlem bana iki şeyi açıdan farkında olmadan öğretti ve bazı şeyleri bana farkkettirdi. 1. si Hakan Bey'in tüm zorluklara rağmen göstermiş olduğu mücadele ve hiç bir şeye engel tanımaması bana engelleri kafamıza kendimizin koyduğunu öğretti. Bir engel varsa o da kendimiziz. 2. Herşey güzel düşünerek olur. Beynin güzel düşünüyorsa inanın her şey güzel olur. Önemli olan sohbet ve maneviyattır. Biz bu dünyaya neden geldik ki bunu da her zaman düşünmek lazım. İşte ben bu iki insan için ancak şunu derim Kalp gözleri açık, masmavi ve tertemiz. Sevgi ve sağlıcakla kalın.


--------------------------------------------------------------------------------


Sayın Sabri Tandoğan Efendi Hz'nin cevaben yazdıkları :


Sayın Gözden,


Kıymetli yavrum, gönderdiğiniz maili baştan sona bir muhteşem şiir gibi okudum. Herkesin, hepimizin çeşitli yönleriyle ibret almamız, ders almamız gereken bir durumu ne güzel anlatmışsınız. Evet, bütün mesele düşüncede. Eğer sitemizi takip ediyorsan sık sık tekrarladığım bir söz vardır, “Önemli olan hayattaki olaylar değil, o olaylar karşısında bizim takınmış olduğumuz tavırdır”. Lütfen bu sözü bir kağıda güzelce yaz, ve hergün okuyabileceğin bir yere as. Bizim aldığımız tavra göre hayat bir anlam kazanıyor veya değerini kaybediyor. Herşey düşünceye bağlı. Yunus “Seni deli eden şey, yine sendedir sende” diyor. Bizler ne yapıyoruz, kafamızın içindeki savaşı barışa, uzlaşmaya, anlaşmaya götüreceğimiz yerde hep dışımızda nedenler arayarak kendimizi kandırıyoruz. Geçen gün bir hanım telefon etti, yana yakıla derdini anlattı, “kocam beni mutlu edemiyor” dedi. Ona “hanımefendi” dedim, “kimse kimseyi mutlu edemez ki, mutluluk, insanın kendi kafasının içinde”. Kafamız her an kendi kendisiyle, hayatla kavga halinde iken karşımızdaki karımız veya kocamız ne yapabilir, elinden ne gelir. Ne yazık ki bu aldanmaca bugün pek çok insanda değişik durumlarla devam ediyor. Hep suçu başkalarında arıyoruz, bunu bir marifet sanıyoruz. Yunus, bütün nüanslarıyla gerçeği ortaya koyuyor ve “Seni deli eden şey, yine sendedir sende” diyor. Kıymetli yavrum, o arkadaşına ve onun temiz aşkına büyük saygı duydum. Onların ikisi de eli öpülecek mübarek, güzel insanlar. Selam, sevgi ve saygı ile.


Sabri Tandoğan
Aziz Ruhları Şad Olsun.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]