Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Bir çorba getir, krizsiz olsun.
Gönderen : Durdu Güneş
Tarih : 9.3.2018 14:31:38


.


Değerli Büyüğüm,
zevk, mutluluk ve küresel mali kriz ile ilgili bir deneme yazımı gönderiyorum.
Değerlendirmelerin bu konudaki ufkumu genişleteceğini umuyorum.
Selam ve saygılarımla.


Durdu GÜNEŞ


ZEVK, MUTLULUK VE KÜRESEL MALİ KRİZ


Av. Durdu GÜNEŞ



Başlığa bakarak fantastik bir kurgudan mantıklı bağlantılar çıkaracağımız düşünülebilir.



Küresel mali kriz ekonomi ve maliyenin konusu olmakla birlikte insanın doğasında var olan zevk ve mutluluk duygularıyla da yakından ilgili olduğunu düşünüyorum.



Kavramlar arasında kurulan bağlantılar düşünce açılımlarını genişletmekte ve gerçeği kavramakta ciddi katkı sağlamaktadır.



Kavramlar arası ilişkilerin ortaya konmasında izlenecek yol öncelikle kavramların anlamlarını açıklamakla mümkündür. Bunu yaparken eskilerin belirlediği gibi tanımların “efradını cami, ağyarını mani, mahiyetini muhtevi” olması gerekir.



Ancak kavramların bir sözlük anlamı olmakla birlikte; yazarların, düşünürlerin kullanımıyla anlam genişlemesi ve farklılaşması söz konusu olmaktadır.



Düşünürlerin kavramlara yeni yorumlar katması bir yandan bizim ufkumuzu aydınlattığı gibi bir yandan da bizi belirsiz bir felsefi derinliğe çekmektedir.



Zevk sözlük anlamı olarak hoşa giden bir durumun yaşanmasından duyulan haz, tat, lezzet anlamına gelmektedir.



Mutluluk ise, Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre; “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık” anlamında kullanılmaktadır.



Zevk ve mutluluk günlük hayatta bazen aynı anlamda kullanılır. Oysa farklıdır.



Esasen zevkte mutlulukta hayatın bir gerçeğidir. İdeal olan bunların hayatımızda belli bir dengede oluşmasıdır.



Zevk ve mutluluk kavramlarını kendi açımdan değerlendirmemin tartışmaya açık bir husus olduğunu belirtmeliyim. Burada zevk ve mutluluk kavramlarını ayrıştırarak konuyu aydınlatmaya çalışacağım.



Zevk, daha ziyade bizim hayvanlarla paydaş olduğumuz maddi hazları kapsamaktadır. Algılama daha çok bedenseldir. Zevki herhangi bir organımızla hissederiz. Onun için etkisi sınırlı ve geçici hazlardır. Örneğin yemek yeriz. Damak zevki duyarız. Yeme eylemi bitince haz da ortadan kalkar. Rivayetlere göre Roma kralları damak zevkini sürekli kılmak maksadıyla yemeği yer sonra tüylerle boğazlarını gıcıklayarak kusarlar sonra tekrar yemeğe başlarlarmış.



Mutluluk ise herhangi bir organla değil doğrudan ruhen hissettiğimiz hazlardır. Sevgi duymak, erdemli olma hali gibi. Mutluluğu bedensel bir organla hissetmediğimiz için etkisi süreklidir. Tolstoy, Mutluluğu ihtiraslarda değil kendi yüreğinizde arayın. Mutluluğun kaynağı dışımızda değil içimizdedir.” demiştir.








Zevk ve Mutluluk Arasındaki Farklar



1- Zevk duygusu insanı egoist yapar. Çünkü kişi bedensel haz veren ne kadar araç varsa daha fazlasına sahip olmak ister. Bunları başkasına vermek zevk araçlarını azaltacağından paylaşmak istemez. Mutluluk ise paylaşıldıkça çoğalır. Sevgi, bilgi, erdem gibi manevi hazlar başkalarıyla paylaşıldıkça kişinin iç dünyasındaki manevi hazzı artar. Konfüçyüs “Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verir isem ikimizin de birer yumurtası olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var. Ben sana bir bilgi verirsem sende bana bir bilgi verirsen ikimizin de ikişer bilgisi olur.” diyerek bilginin paylaşıldıkça çoğaldığını vurgular.


2- Zevk alma duygusu ileri boyutlara vardıkça insanın mahvolmasına yol açar. Bedensel hazlar ancak belli bir dengede ise yararlı olur. Ama zevkin niceliği artıkça ruhsal ve bedensel arazlara yol açar. Aşırı yemek, aşırı seks, aşırı uyku bedenin iflasını doğurur. Bala yapışıp ölen bir sinek gibi zevk hüsrana dönüşür. Bedensel hazların etkisi sınırlı ve geçici olduğundan, insanın onu sürekli kılmaya çalışması gibi bir eğilimi vardır. Onun için “İştah yedikçe açılır.” “uyku uykunun mayasıdır.” gibi sözler bu gerçeği ifade etmektedir. Mutluluk ise arttıkça insanın kendini aşmasını kendini gerçekleştirmesini sağlar. Maddi her şeyi olmasına rağmen intihar edenler yani bazı yazarların “refahın bunalımı” diye ifade ettikleri durum, insanların esasında mutluluğu zevk araçlarında arayıp onun sonundaki boşluğu görünce hayatı anlamsız bulmalarındandır.


3- Zevke giden yollar dış başarıya yani servete, makama, şöhrete yöneliktir. Çünkü makamla, servetle, şöhretle daha fazla zevk araçlarına sahip olmak mümkündür. Mutluluğa giden yollar ise iç başarıya yöneliktir. Yani iç barış, özgüven, özsaygı, erdem, bilgi ve sevgi gibi iç zenginliklere sahip olmak önemlidir. Zevk araçları insanı kibre, hırsa, kapitalist anlayışa sürüklerken, mutluluk duygusu insanı hoşgörüye, paylaşmaya, alçak gönüllülüğe yönlendirir. Roma Katolik Kilisesi lideri Papa 16. Benediktus, yaşanan küresel mali krizle ilgili olarak, "Hayatlarını sadece başarı, kariyer ve para gibi gözle görülür ve hissedilebilir şeyler üzerine bina edenler, evlerini kum üzerine kurmuşlardır. Gerçekmiş gibi görünen bu şeyler eninde sonunda geçip gidecektir" demiştir. İnsanı mutlu eden manevi hazların gerekliliğine dikkat çekmiştir.


4- Zevk araçları insanı çoklukta boğulmaya, mutluluk ise birlikte huzura ermeye sevk eder. Zevk araçlarının her bir duyu organıyla ayrı ayrı hissedilmesi ve insanın çeşitli zevkleri tatmak istemesi sonucu çoklukta boğulmayı doğurur. Kişi her şeye sahip olmak ister. Erich Fromm “Sahip Olmak ya da Olmak” isimli kitabında; her şeyi elde etmek, kar tutkusu, açgözlülük, bir de ihtiras demek olan sahip olmak biçimindeki davranışın yanlış olduğunu, insanları huzura, mutluluğa ve diğer insan kardeşlerini sevmeye yöneltecek olan 'olmak' biçimli bir dünya görüşüne geçilmedikçe kurtulmalarının mümkün olmadığını belirtir. Aslında Fromm bizim burada anlatmaya çalıştığımız zevk kavramıyla “sahip olmak” anlatılmakta, mutluluk kavramıyla da “olmak” anlatılmaktadır. Mutluluk ise herhangi bir organla değil tek bir ruhla hissedildiğinden birlik vardır. Mutluluğun sırrına ermiş kişi tüm insanları kardeş, tabiatı ise insanlık âleminin bahçesi gibi görür. Kendine topluma ve doğaya yabancılaşmaz. Her şeyde bir birlik ve anlamlı bir ahenk olduğunu hisseder.


5- Zevk tutkusu hayatı sıradanlaştırarak insani değer anlamında kutsallığı devre dışı bırakır. Mutluluk duygusu ise insana yüce bir anlam yükleyerek hayatı kutsallaştırır.


6- Zevk araçları bize dışardan etki eden bir nesneye dayandığından rahatlıkla elimizden alınır. “zenginim deme bir kıvılcım yeter.” sözüyle anlatılmak istenen de budur. Ama mutluluk ruhsal yapımızda oluştuğundan onu elimizden kimse alamaz. Biz nefes aldıkça devam eder.



Bu farklılıkların sayısını artırmak mümkündür. Ama burada önemli olan konunun anlaşılmasıdır. Bu nedenle bu kadarla yetinelim.





Küresel Mali Krizde Zevk, Mutluluğun Yeri Nedir?



Kapitalist anlayış insandaki sahip olma duygusunu körüklemektedir. Onu daha çok üretmeye ve tüketmeye yönlendirmekte, zevk araçlarını hayatın amacı haline getirmektedir.



İnsanı kutsallarından uzaklaştırarak onu tüketimin kölesi yapmaktadır. Bunu yaparken insanı değil, karı esas almakta bu uğurda doğanın, insanın ve toplumun sömürülmesini meşru görmektedir.



Bu sakat anlayış sonucu “İnsan insanın kurdu” olmakta, acımasız bir rekabet anlayışı içinde büyük, güçlü, hızlı olanlar küçük, zayıf ve yavaş olanları yutmaktadır. Adeta vahşi doğadaki kanunlar hüküm sürmektedir.



“Küreselleşme” “globelleşme” “yenidünya düzeni” gibi idrakimize ambalajlanarak sunulan ama esasında kapitalizmin tekelleşmesi olan süreç, yeni insanlık trajedilerini beraberinde getirmektedir.



Kapitalizm insanı özünden uzaklaştırır. İnsan-insan ilişkileri yerine insan-eşya ilişkilerini yerleştirir. Böylelikle insan hem kendine, hem topluma yabancılaşır. Doğa da ticari bir meta olarak görüldüğünden doğayla da yabancılaşma başlar.



İnsandaki şükür, kanaat, tevekkül duygusunu yok ederek insanı bir hayvan gibi sadece maddi hazlara yönelik bir varlık haline getirerek ekonomik trajedilere kapı açmaktır. Hem kaynakları kıt olarak görüp hem de sonsuz bir iştihayla onu sömürmeye çalışmanın elbette bir sonu olacaktır.



Yenilenebilir bir ekonomi ve insanın özüne uygun bir hayat düzeni oluşturulmadıkça kapitalizm insanları mutsuzluğa sürüklemeye devam edecektir.



Bir kanser hücresinde bir de kapitalizmde sadece büyümek için büyümek davranışı vardır. Kanser bünyenin mahvına kapitalizm ise insanlığın mahvına yol açar.



Her şey insanla başlayıp insanla bitmektedir. Eğer insanın sadece maddi yönüne hitap eden ve zevk araçlarını çoğaltmaya yönelten kapitalizm insan ruhundaki mutluluk ihtiyacını gözden uzak tuttuğu müddetçe her zaman krizler hep var olacaktır.



Sorunumuzun kaynağı insanın ruh ve bedenden oluştuğunu unutup onu bir hamam böceği ya da bir kavak ağacı gibi biyolojik varlık olarak görmemizdir.




İnsan ruh ve bedeniyle uyum içinde yaşarsa, bu uyumu toplumla ve doğayla anlamlı bir bütünlük içinde sürdürürse krizler olmayacak ya da krizler son bulacaktır.



İnsan onuruna yaraşır bir hayat ve dünya diliyorum.



--------------------------------------------------------------------------------


Sayın Sabri Tandoğan Efendi Hz'nin cevaben yazdıkları :


Sayın Durdu Güneş,


Efendim, önce güzel düşüncelerinizle sitemizi ziyarete geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz. Ben ve site mensupları sizi çok seviyoruz, yolunuzu gözlüyoruz. Daha önce de belirtmiştim, ben krize inanmıyorum. Bu bir varsayım. Birtakım dünyayı idare eden para babalarının oyunundan başka birşey değil. Ne küresel kriz var, ne de yersel kriz var. Olay şu: İnsanoğlunun rızkı yaşadığı imtihanların bir sonucu olarak zaman zaman daralır, zaman zaman genişler. Gerçek insanlar, gerçekten adam gibi adam olanlar rızıkları genişlediği zaman kendilerini şımarıklığa, firavunlaşmaya bırakmazlar. “Rabbim beni bollukla, zenginlikle imtihan ediyor. Ben, çok dikkatli olmalıyım, şükürden, edepten, dikkatli olmaktan, saygılı olmaktan uzaklaşmamalıyım.” diyerek efendice yaşantısına devam ederler. Resulullah Efendimiz, “Dere kenarında abdest alıyorken bile suyu tasarruflu kulanın.” Buyurur. Cemaattan biri “Ya Resululullah” der, “derenin suyu zaten akıp gidiyor. Ben tasarruflu kullansam ne olur, kullanmasam ne olur? Peygamberimiz bu soruyu cevaplar: “Önemli olan derenin akıp gitmesi değil, senin her an, her yerde tasarruf terbiyesi içinde olmandır.” Bu hepimizi bir ömür boyu düşündürmesi gereken son derece önemli bir Hadis-i Şeriftir.


Rızk daraldığı zaman yapılacak iş onu da bir imtihan kabul edip her zamankinden daha büyük bir dikkatle, saygıyla edeple , incelikle yoluna devam etmektir. Hani ortaokulda okurken görmüştük, bir gel-git olayı vardı. Eskilerin med-cezir dedikleri. Ekonomik hayat da öyle. Bazan rızk genişler, bazan daralır. Yıllarca evveldi. Rahmetli eşim Rana Hanım’la beraber babamdan kalan parayla bir ev alalım dedik. Para yetmedi. Borçlanmamız gerekti. O evi almak istiyorduk. Çünkü vasıtaya binmeden Danıştay’a gidip gelebilecektik. Müteahhit, öyle bir rakam söyledi ki her ay ikimizin maaşını ekleyip müteahhide verdiğimiz zaman geriye bir kuru ekmek parası kalıyordu. Bu bir imtihandı. Rana ile beraber borcumuz bitene kadar kuru ekmek yedik, musluk suyu içtik, hiç de paniğe kapılmadık, hiç de kriz var demedik. Bir dilim kuru ekmeğimizi yerken, bir bardak suyumuzu içerken Allah’a sonsuz şükürler ettik. “Allah’ım,” dedik “ olmayana da ver. Bizi bu nimete layık et.” Sonra borcumuz bitti, normal hayata döndük. Yine her zaman olduğu gibi bir çeşit yemek yapıyorduk. Onu bitinceye kadar şükürle, Besmeleyle yiyorduk. Yine sonsuz şükürler ediyorduk.


Bugün, bir kriz lafıdır gidiyor. Kesinlikle inanmıyorum. Sadece bir imtihandan geçiyoruz. Rızkların daralma döenmindeyiz. Fabrika kapatmak, işçi çıkarmak bence son derece yanlış bir iş, firavunluktan başka birşey değil. Sanki işçimizin rızkını veren bizmişiz gibi. Evet, talep azalabilir, çeşitli nedenlerle. Olabilir, mümkündür. Yapılacak iş nedir bütün çalışanlar toplanır, durum en ince nüanslarıyla çalışanlara anlatılır. “Arkadaşlar” denir, “bu durumda sizin düşünceniz nedir? Fabrikayı kapatalım mı, yoksa dişimizi sıkıp son derece azla yetinip üretime devam mı edelim.?” Duruma göre üretim de azaltılabilir. Ama hayat yürüyor. İnsanların ihtiyaçları devam ediyor. Nasıl olsa satışlar yine olacak, hayat yine devam edecek. İnsanlar doğacak, büyüyecek yiyecek, içecek , okuyacak, binbir ihtiyaçlarını temin etmeye çalışacak. Ama zaman zaman rızklar açılır, genişler, zaman zaman daralır. Hayata bir bakalım. Amerika’da bir bankanın hesapları başka bir ülkeye gizlice naklediliyor, sonra da kriz var diye feryada başlanıyor. Bütün gazeteleri, televizyonları elinde bulunduran kuvvet emrediyor, “kriz edebiyatına başlanacak” diyor. Bir kriz lafıdır ortalığı kaplıyor. Kriz aşağı, kriz yukarı. Hani insanın lokantaya gittiği zaman garsona “Evladım, bir çorba getir, krizsiz olsun” diyeceği geliyor. Arkasında işçi çıkarmalar, işyerini kapatmalar, bir şempanze kopyacılığyla devam ediyor. Çünkü insanların rızkının Allah tarafından verildiğine inanılmıyor. Anadoluda bir laf vardır, derler ki: “Ağılda kuzu doğunca yaylada otu biter.” Ben üç yaşındayken rahmetli babannem bir masal anlatmıştı. Şöyle bitiyordu: “Allah kara gecede, kara taşın üzerindeki kara karıncanın bile rızkını gönderir.” Durum böyle sevgili dost. Şimdi hepimiz bir imtihan geçiryoruz. Yapılacak iş sükunetle , edeple, saygıyla yolumuza devam etmektir. Hepimiz çok dikkatli olalım. Dere kenarında abdest alırken bile suyu tasarrufla, itina ile, dikkatle kullanalım. Nur içinde yatsın, rahmetli annem, “Sel her zaman kütük getirmez” derdi. Hayat bu, bir günü başka bir güne benzemiyor. Beni okuyanlar bilirler, çok sevdiğim, çok kullandığım bir söz vardır: “Önemli olan hayattaki olaylar değil o olaylar karşısında takınmış olduğumuz tavırdır.” Aman dikkatli olalım, gün doğmadan neler doğar. Yeni şartlara kendimizi adapte ederek yolumuza devam edelim. Lisede çok sevdiğim bir müzik hocamız vardı. Onun harikulade güzel bir bestesi vardı: İleri Marşı:



“Yürü bu yol şeref, zafer yolu


Karşında bekliyor seni tanyeri


Yürü, atıl, devir karanlığı


Durma yürü, haydi ileri...”



Selam, sevgi ve saygı ile.



Sabri Tandoğan


--------------------------------------------------------------------------------


Sayın Durdu Güneş'in cevaben yazdıkları :


Mailime cevap verdiğiniz ve değerli düşüncelerinizi açıkladığınız için çok teşekkür ederim.


Esas itibariyle manevi değerlerin mutluluğa yol açacağını mutluluğun ise krize yol açan sebepleri ortadan kaldıracağını açıklamaya çalışmıştım.


Meselenin manevi cephesini de aydınlatarak, ufkumu açmanızdan mutlu oldum.


Selam ve saygılarımla.
Durdu GÜNEŞ

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]