.
Efendim,
Dün akşam devlet tiyatrolarına gitmiştim. Orada sizi de gördüm. Benden beş sıra önde oturuyordunuz. Herkes piyesi can-ı gönülden alkışlarken siz, her zamanki vekarlı halinizle sükut edip oturuyordunuz. Bu satırları size yazmak ihtiyacını duydum. Çünkü bu piyesi beni çok rahatsız etti, gece uyku uyuyamadım. Sizin kanaatlerinizi inandığım ve güvendiğim için soruyorum. Bu piyesi nasıl buldunuz? Sizin samimiyetinize herkesten daha çok güvendiğim için herzaman olduğu gibi samimi düşüncelerinizi yazacağınıza inanıyorum. Lütfen beni aydınlatır mısınız?
Ellerinizden öpüyor, saygılar sunuyorum.
--------------------------------------------------------------------------------
Sayın Sabri Tandoğan Efendi Hz'nin cevaben yazdıkları :
Sayın Gülseren Buğdaycı,
5.4.2009 tarihli mailinizi aldım.
Kıymetli yavrum, piyes, beni de rahatsız etti. Hem çok rahatsız etti. Gittiğime gideceğime pişman oldum. Şimdi düşüncelerimi yazıyorum.
1-) Bu piyes zahiren hayata idealist başlayan bir öğretmenin serüvenini anlatıyor. Ne yazık ki bu öğretmen güzelliğini koruyamıyor. Asaletini devam ettiremiyor. Günün adi, aşağılık, rezil havasına kendisini kaptırıyor. Bu piyeste resmen rüşvetin savunması yapılıyor. Piyesten çıkan özet işini yaptırmak istiyorsan rüşvetini vereceksin. Allah belasını versin bu düşüncenin. Bu düşünceyi savunanların da Allah belasını versin. Ne yazık ki hayata iyi niyetlerle başlayan bir öğretmen inançları sağlam olmadığı için temiz yolunda devam edemiyor. Eğer hayırlı bir iş rüşvetle devam edecekse ve rüşvetle bitecekse o işe de lanet olsun. O işi yaptıranlara da lanet olsun. Bir örnek: Hazret-i Ömer harbe gider, yerine bakanlar ona bir sürpriz yapmak isterler. Bir cami yapılıp kendisine hediye edilecektir. Yalnız bu caminin yapılması için bir yahudiden arsasının bir kısmının alınması gerekmektedir. Arsayı para mukabilinde isterler. Yahudi müsaade etmez. Benim rızam yok der. Onun üzerine parayı yed-i emine yatırırlar. Ve cami yapılır. Hazret-i Ömer harpten gelir. Yahudi derhal Hazret-i Ömer’e şikayete gider. “Ya Ömer”, der, “hani sen inanılan, güvenilen insandın. Senin adamların benim arsamı zorla elimden aldılar. Bu mu senin adaletin?” Hz. Ömer durumu tahkik ettirir, yahudinin haklı olduğunu öğrenir ve caminin derhal yıkılması için emir verir. Onun üzerine yahudi, ürperir, gözleri yaşarır, İslamiyeti kabul eder.
Birşey ille yapılacak diye kanun yok. İyilikle, güzellikle olmuyorsa rüşvet yoluna gidilmez. Ondan vazgeçilir. Rüşvetle yapılan okuldan hayır gelmez. O okulda okuyan talebe önce ailesinin, sonra cemiyetin başına bela olur. piyeste resmen rüşvet gerekliymiş gibi gösterildi, rüşvetin savunması yapıldı, ve ben hariç bütün seyirciye alkışlatıldı. Bu ne hazin tecelli. Utandım...
2-) Bir türlü anlayamadık. O elinde içki kadehi, siyah elbiseli fahişe tavırlı kadının rolü neydi? Niçin sahnede vardı? Gerçi o fahişe rolünü güzel oynadı. Ama ne gereği vardı? Şimdi biliyorum, bazı kimseler ukala ukala başlarını sallayacaklar, bana “Vah zavallı, vah cahil” diyecekler. Türkiye’de kimin tiyatrodan en iyi anladığını Allah’a bırakalım. Ben, bu yavşak ağızlı adamlarla münakaşa etmem.
3-) Piyes, çılgın bir dansla başladı. Yarı çılgın, yarı seksi bir dans. Ne gereği vardı? Ortada daha bir diskotek yoktu ki. Kasıklarına kadar yırtmaçları olan birtakım kimseler bacaklarını göstermekle neyi anlatmak istiyorlardı. Güya idealist bir insanı anlatan bir piyesti. O bacak şovunun ne ilgisi vardı? Biz, porno bir piyese gitmedik ki. Bu rezillikler bize piyes boyunca mütemadiyen gösterildi.
4-) Mütemadiyen bir gurup geliyordu, erotik şov yapıyorlardı. Lütfen o sanat eseridir demeyin. Rezil bir danstı. Erotik bir danstı. Havsalanın almayacağı bir danstı. Tasvir etmeye, söylemeye utanırım. O kadar adiydi ki ona dans demek dansa hakaret olur. Düpedüz pornoydu. Onu sahneye koyanın Allah belasını versin. Piyesten çıkarken bütün temiz genç kızların, temiz delikanlıların dünyaları yıkılmıştı. İçlerindeki en güzel duygular tarümar olmuştu.
5-) Milletin parasıyla böyle rezil piyesleri sahneye koyanın da koyduranın da ...
Değerli yavrum, çok üzgünüm. Benim bütün gençliğim tiyatro salonlarında geçti. Benim için hakiki üniversite oydu. Carl Ebert’den ve onun talebelerinden çok şey öğrendim. Onlara sonsuz kültür borcum var. Ne yazık ki bugün tiyatro bütün anlamını kaybetmiş durumda. Sadece utanç verici bir çizgide.
Değerli yavrum, o kadar üzgünüm ki içimden hüngür hüngür ağlamak geçiyor.
Selam, sevgi ve saygı ile.
Sabri Tandoğan
Aziz Ruhları Şad Olsun.