Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : “Aşk gelicek cümle eksikler biter”
Gönderen : Neriman Öz
Tarih : 10.4.2018 14:39:07


.


Efendim,


Ben genç bir öğretmen hanımım. Halen Anadolunun bir vilayetinde görev yapıyorum. Annemle beraber oturuyoruz. Çevremdeki insanlara bakıyorum, mutlu olan, huzurlu olan kimseleri göremiyorum. Herkes bir çehre, bir surat. Bazan acaba diyorum kabahat benim mi. Bir suçum mu oldu. Ama bakıyorum olay benimle ilgili değil. Herkese, herkese karşı öyle. Sanki insanlar kabalık yapmak için, birbirini incitmek için fırsat arıyorlar. Minicik birşey yakaladıkları zaman sanki içlerindeki zehiri döküyorlar. Efendim, bu durum beni çok üzüyor. Ben, ne yapabilirim? Elimden ne gelir. lütfen açıklar mısınız?



Neriman Öz


--------------------------------------------------------------------------------


Sayın Sabri Tandoğan Efendi Hz'nin cevaben yazdıkları :


Sayın Neriman Öz,


Kıymetli yavrum, mailinde anlattığın ruh hali ile sanki hepimizi anlatmışsın. Hepimiz aynı dertten mustaribiz. Yalnız bu durumun seninle hiçbir ilgisi yok. Sen, tertemiz, pırıl pırıl aklı başında bir insansın. Ama içinde yaşadığımız çağ öyle kirlendi, öyle iğrenç bir hale gedi ki bazı kimseler ikide birde yerli, yersiz çağdaşız diyorlar. Bunu bir iftihar vesilesi olarak söylüyorlar. Hayretler içinde kalıyorum. Biz, öyle rezil bir çağda yaşıyoruz ki sömürü, istismar insanın kullanılışı en çirkin, en adi durumlara alet edilişi hep bu çağda. Artık bu çağda yaşamak akıllı, kültürlü, görgülü, temiz, efendi bir insana utanç veriyor. Geçenlerde bir edebiyat dergisinde okudum. Genç bir Fransız kadın yazar “Ben” diyor, “böyle bir sömürüyle dolu, şerefsizliklerle dolu bir çağda yaşadığım için utanç duyuyorum. Birisi bana çağdaş dese hakaret davası açarım. Derim ki ben ne namussuzluk yaptım ki çağdaş olayım? Ben o kadar adi miyim? Üniversitede akademik kariyer yapıyorum. Gecemi gündüzüme katarak çalışıyorum. Kendimi yetiştirmek, memleketime ve insanlara faydalı olmak istiyorum. Suçum bu mu, bana çağdaş diyenler utanmayacaklar mı?”


İşte böyle sevgili öğretmenim. Durum bundan ibaret. Necip Fazıl bir şiirinde



“Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana


Yükseldik sanıyorlar alçaldıkça tabana”



Elli beş yıl önce büyük tiyatroda Ahmet Muhip Dranas’ın bir piyesini seyretmiştim. Piyeste baba rolündeki Salih Canar şunları anlatıyordu:



“Ne kadar olmaz şeylerle cebelleşiyoruz. Yarabbi, şu küçük küçük kavgaların, didişmelerin ne manası var. Mühim olan içimizin bizi alıp götürdüğü dünya. Koşup koşup da treni, vapuru kaçırdığımız an mühim.”



İşte yavrum, böyle bir zamanda yaşıyoruz. Kimse ne yaptığını bilmiyor, nereye gittiğini bilmiyor. Yapılacak tek şey var, kendi içimize dönmek. Güzellikleri dışta değil içte aramak. Peygamber Efendimizi örnek almak. O’nun yaşadığı güzellikleri yaşamaya çalışmak. Sanki dünyanın çivisi oynamış. İnsanlığın gidişine bakıp da dehşet içinde kalmamak mümkün mü? Artık bazı üniversitelerin ilan panolarında eşcinsel klupler kurulduğunu yazıyorlar. “Gelin” diyorlar “bize dahil olun, bu dünya zevklerini siz de yaşayın”. Bunları üniversitede dekanlar, rektörler okuyorlar hiçbir tahkikat, soruşturma açamadan gülüp geçiyorlar. Bir Amerika kalkıyor, Irak’a, Afganistan’a saldırıyor. Sonra utanmadan bize geliyor asker verin diyor. Peki kardeşim senin orada ne işin var? Kimse çıkıp da bu soruyu sormuyor. Bir çılgınlıktır gidiyor. Utanç verici, rezil, şerefsiz bir çılgınlık her yeri sarmış. Bazı gazeteler genelev albümü gibi çıkıyor. Bu gidiş karşısında bizim gibi gariban, yapayalnız insanların yapacağı ne var? Sadece dehşete düşüyoruz, üzülüyoruz, boynumuz bükülüyor, ağlıyoruz. Ne yazık ki bu durumda dahi bir araya gelemiyoruz. Şu siteyi açtık. Tek amacımız var. Yedi milyar insanın acısına, ıstırabına, gözyaşına ortak olmak. Kaç kere yazdık. “Ey bu siteyi okuyanlar, tribünlerde oturmayın. Gelin bize yardımcı olun. El ele verelim. İyinin, güzelin, temiz, asil, büyük ve yüce olanın gerçekleşmesi için beraber çalışalım. Siz de mail gönderin.” Ne yazık ki bazı dostlarımızdan en ufak bir ilgi görmüyoruz. Şu anda saat 4:28. Biz gelen mailleri cevaplandırıyoruz. Siz uyuyorsunuz, biz sizler için gözyaşı döküyoruz. Lütfedip de bir mail bile göndermiyorsunuz. Ne diyelim, çaresizlikten başımız önümüze eğiliyor, “Sen bilirsin Yarabbi” diyoruz.



Sevgili yavrum, bütün güzellikler insanın mana aleminde. Biz de Hazret-i İbrahim gibi yapacağız. Çevresi Nemrut’un ateşiyle doluyken, O orada gül bahçesinde oturuyordu. O gül bahçesi bizim aşkımız, inancımız, sevincimiz, mutluluğumuz. Gelin bütün mutluluğu , bütün güzelliği kendi kuracağımız gül bahçesinde arayalım. Fazıl Hüsnü Dağlarca, bir şiirinde



“Bilimin bütün bulduğu, bulacağı sende”



diyor. Kıymetli yavrum, bütün güzellikleri kendi iç dünyamızda arayıp bulalım. Orada mana güzelleri ile dost, arkadaş, sevgili olalım. İşte Yunus’lar, Mevlana’lar, Erzurumlu İbrahim Hakkı’lar, Kastamonulu Hacı Şaban-ı Veli’ler, Somuncu Baba’lar, Eşrefoğlu Rumi’ler, Mısri Niyazi’ler bizi bekliyorlar. Sevgiyi, dostluğu, şefkati onlarda arayalım. “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz” diyelim. “Aşk gelicek cümle eksikler biter” diyelim. Ve öleceğimiz zaman Ömer Hayyam gibi



“Sevginle gireceğim toprağa


Sevginle çıkacağım topraktan”



diyelim.


Selam, sevgi ve saygı ile.



Sabri Tandoğan
Aziz Ruhlarına Fatihalarla.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]