Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Nedir sualin, odur kemalin...
Gönderen : Emin Öztürk
Tarih : 7.9.2018 00:35:37


.



Efendim,


Sizleri televizyondan ve yazılarınızdan bir süredir takip ediyorum.Düşüncelerinizden ve derin kültür birikiminizden her insanın öğrenebileceği bir şeyler olduğunu düşünüyorum.Allah sizlere uzun ve sıhhatli ömürler versin.










Ben üzerinde çok fazla konuşulmayan ama çok önemli gördüğüm bir soru sormak istiyorum.










Soru sorma adabı nasıl olmalıdır?










Efendim günlük hayatta,iş yerinde,televizyonda insanları görüyoruz.İnsanların özel hayatlarıyla,işleriyle veya inançlarıyla ilgili öyle sorular soruyorlar ki belki de karşı tarafın gizli kalmasını istediği,cevaplamaktan çekineceği sorular bunlar.










Bir Allah dostu , yolda karşılaştığınız bir arkadaşınıza nereye gittiğini sormayın,ola ki söylemekten çekineceği bir yere gidiyordur demiş.










Ayrıca soru sormak için belli düzeyde bilgi sahibi olmak gerekmez mi?İnsanlar öyle cahilce sorular soruyorlar ki cevap vereni de zor durumda bırakıyorlar.Bu konuda güzel bir hikaye anlatılır:





Adamın biri, bir şeyler bildiğini ima ederek: ”Hocam!” demiş. Hani bir peygamber vardı ya! Onu, amcaları kaçırıp, havuza atmışlardı. Sonra onu, oradan, eşkıyalar alıp götürmüştü… O, Musa Peygamber miydi?





Hoca şöyle bir düşünmüş… “Yahu , ben bunun neresini düzelteyim! Bir kere o, Musa değil, Yusuf Peygamberdi. Ona, amcaları değil; kardeşleri tuzak kurmuştu. Sonra onu havuza değil kuyuya atmışlardı. Onu, eşkıyalar değil, oradan geçen bir kervan bulmuş ve alıp götürmüştü…” demiş.










Değerli düşüncelerinizi almak ümidiyle en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.










Emin Öztürk










--------------------------------------------------------------------------------





Sayın Sabri Tandoğan Efendi Hz'nin cevaben yazdıkları :





Sayın Emin Öztürk,





Kıymetli yavrum, mailinde çok önemli bir konuya değinmişsin. Gerçekten soru sormak çok incelik isteyen bir iştir. Eskiler “Nedir sualin, odur kemalin” derlerken bu durumu ne güzel belirtmişlerdir. Gerçekten günümüzde gazetelerde olsun, televizyonlarda olsun soru sorma adabına hiç riayet edilmeden soruluyor. O soruyu soranlara insanın sorası geliyor: “Be kardeşim, bu soruyu niye soruyorsun, öğrenip de eline ne geçecek? Kaldı ki sizin de belirttiğiniz gibi soru sormak o kadar incelik isteyen bir iş ki sokakta rastladığımız arkadaşa nereden geliyorsun veya nereye gidiyorsun demek bile İslam adabına sığmıyor. Çünkü o insan o anda söylemek istemediği, söylenmesinde sakınca gördüğü bir yerden geliyor olabilir. Onu utandırmaya, mahçup etmeye, zor durumda bırakmaya ne hakkımız var? Bir de saçma sapan sorulan sorular soran insanın ne kadar aptal, geri zekalı olduğunu göstermiyor mu? Yani kardeşim akşam ıspanak mı yedin, fasulya mı yedin kabilinden sorular soruluyor. Yahu ıspanak yesem sana ne, fasulya yesem sana ne, bunun sana ne faydası olacak? Bu senin kültürüne ne katacak? Ancak bilmediğimiz, öğrenemediğimiz, tereddüt ettiğimiz bir soruyu ehil bir kimseye sorarsak meraktan kurtulur, manen birçok şeyler kazanabiliriz. Tereddütlerimiz gider, daha güzel, daha temiz, daha berrak düşünmeye başlarız. Ölçü hep bu olmalı. Yoksa o sorulan soruların dedikodudan ne farkı kalır? Lütfen kendi kendimizi kandırmayalım. Unutmayalım ki aldanışların en kötüsü insanın kendi kendini aldatmasıdır.





Sevgili yavrum, duygularını, düşüncelerini, hayat ve insanlar karşısındaki tesbitlerini belirten yeni maillerini bekliyor, selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.





Sabri Tandoğan


Sırları Âli Olsun.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]