Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Rilke kitabından bir bölüm...
Gönderen : Sabri Babadan
Tarih : 7.9.2018 16:04:24


.


Efendim,
Rilke Kitabınızdan bazı bölümleri hürmet ve sevgilerimle paylaşıyorum. Bu güzel ve anlam yüklü yazı için çok teşekkür ediyorum.


Ellerinizden öpüyorum.


Sevilay


SABRİ TANDOĞAN, RAİNER MARİA RİLKE BÖLÜMÜ, GÖNÜL SOHBETLERİ, 6. CİLT’TEN


Cakla cuku alt alta getirip şiir yazdığını sananlar ne kadar gaflet içindeler. Ünlü Alman yazar Rilke, “Sadece gözleriyle değil bütün varlığı, bütün hücreleriyle görmek istiyordu. Gördüğü her şey onda heyecan uyandırıyor, görmenin arkasında gizlenen görülmeyeni bulmak, ele geçirmek, yaşamak, kendine katmak istiyordu. Beklemek ve özlemek en sevdiği kelimelerdi. En uzaktakinin olduğu kadar en yakınındakinin de özlemini duyuyordu. Her yerde, her şeyde, sırların sırrını, Allah’ı arıyordu. Güneşin doğuşu, kuşların ötüşü, derelerin ezgiler söyleyerek akışı, ormanlar, kır zambakları, geceleyin yıldızların görünüşü onu biraz daha Allah’a yaklaştırıyordu. Algının kapıları aralandılırsa her şey, insana, gerçekte olduğu gibi, sonsuz görünecektir.
Rilke, kesinlikle inanıyordu ki biz dikkatimizi dışarıya, başkalarına çevirince kendi temel varlığımızı unutuyoruz. Kendimizi bulmamız için zaman zaman çevreden ayrılıp içimizden gelen sesi dinlememiz gerekir. Etrafımızdaki eşyanın bilincine erdikçe yaşamak bir dua olur. Rilke’nin yazdığı şiirleri okurken Allah ile beraber olan insanın yüceliğini görürüz. Genellikle insanların istediği kendini unutmak, ciddi konulardan ve düşüncelerden kaçmaktır. Rilke, insanın kendi üzerinde durup düşünmesini istiyordu. Kainatın en büyük şairi Yunus, “Bir siz dahi sizde bulun benim bende bulduğumu” dememiş miydi?
Rilke, bütün Empresyonist sanatkarların yaptığı gibi görmekle işe başladı.


“Görmeyi öğreniyorum. Her şey içimde daha derinlere gidiyor ve her şey içimde evvelce sona varmış gibi göründükleri yerde kalmıyor. Evvelce varlığından hiç haberdar olmadığım iç alemim var.” diyordu. O, görmenin alfabesini önce her şeyi beraber yaptığı Rodin’den öğrendi. Bu çalışma evvela görmeyi, işitmeyi, koklamayı ve dokunmayı öğrenmekten ibaretti. Hayatın sırrını içinde duyan ve sezen Rilke insana ilk bakışta renksiz ve anlamsız görünen bu hayatta, ne kadar güzel renklerin ve ahenklerin gizli olduğunu gösterdi.
Eşyayı anlamak için sevmek, daha iyi sevebilmek için onları anlamak, anlayabilmek için de görmek gerekiyordu.
İçinize dönün, hayatınızın kaynadığı derinlikleri yoklayın.
“Ah, gençken yazılan mısraların kıymeti zaten nedir ki? Beklemeliydi ve bütün bir ömür boyu mümkünse uzun bir ömür boyu, mana ve lezzet toplamalıydı ve sonra tamamen sonunda belki iyi on mısra yazılabilirdi. Çünkü mısralar insanların dedikleri gibi, hisler değil (his, pek erken başlar) tecrübelerdir. Bir mısra için insan, birçok şehirler görmelidir. İnsanlar ve eşyalar görmelidir. Hayvanlar tanımalıdır. Kuşların nasıl uçtuğunu hissetmelidir, küçük çiçeklerin sabahları hangi kımıldanışlarla açtığını bilmelidir. İnsan meçhul semtlerdeki yolları, beklenmedik tesadüfleri ve uzun zamandır gelmekte olduğu görülen vedaları düşünebilmelidir. Hala anlaşılmamış, çocukluk günlerini, bizi sevindireceğini sanarak hazırladıkları (ama ancak bir başkasını sevindirebilecek) bir sürpriz yüzünden anlamayıp incittiğimiz anne ve babayı; o kadar çok, derin ve müphem değişmelerle acaip ve tuhaf başlayan çocukluk hastalıklarını; sessiz, kapanık odalarda geçen günleri ve deniz kıyısındaki sabahları, denizi, denizleri, üstümüzde esen ve bütün yıldızlarla uçan yolculuk gecelerini düşünebilmelidir; bütün bunların hepsini düşünebilmek de yetmez, insanın birbirinden farklı birçok sevda gecelerine ait hatıraları olmalıdır; doğuran kadınların haykırışlarına ait içine kapanan, hafif beyaz, uyuyan lohusalara ait hatıraları olmalıdır. Ama hem de can çekişen kimselerin yanında oturmuş bulunmalıdır; kesik kesik gürültü duyulan penceresi açık odada ölülerle durmuş olmalıdır. Ve insanın hatıraları olması da kafi gelmez, hatıralar çoksa onları unutabilmelidir. Ve insanın hatıralar gelecek diye beklemekte büyük sabrı olmalıdır. Çünkü hatıralar da henüz o değildir. Hatıralar ancak hücrelerimizde yerleştikleri, bakış ve hareketlerimizde okundukları ve artık bizden ayırd edilemedikleri zaman, işte ancak o vakit, çok nadir bir saatte bir mısranın ilk kelimesi hatıraların ortasından ve hatıralardan tecelli eder.”


Sabri Tandoğan
Rainer Maria Rilke kitabından alındı.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]