Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Bir Hak aşığını ziyaret notları.
Gönderen : Çiğdem
Tarih : 18.6.2019 12:09:31


.
Aziz Babacığım, Çok Değerli Dostlar, hepinizi en kalbi duygu ve dileklerle selamlıyor ve bir ziyaret notunu sizlerle paylaşıyorum.

Hayırlı günler dileğiyle hürmetler, sevgiler.

Ç.S. Gürel

.

BİR ZİYARETTEN NOTLAR

Ankara’nın biraz yabancısı olan Umre yolcusu çok değerli Gönül Dostu kardeşlerimize refakat ediyoruz bugün ve onların önceden niyet ettiğini öğrenerek Sayın Büyüğümüzden sonra Ankara’nın yaşayan manevi sultanlarından bir Annemizi ziyaret etmek üzere onlarla birlikte yola koyuluyoruz. Huzur içindeki sokağa girdiğimizde yol boyu adeta yorulmadan ilerlemize yardım ediyor izlenimi veren bir hava akımı hissediliyor. Güzel bir ikindi saatinde annemizin kapısını çalıyoruz. Her zamanki çoşkulu hali, içi gülen neşeli gözleriyle bizleri buyur ediyor.

Gönül Dostu:

-Efendim uzaklarda olsak da gönüllerimiz bir.

- En hızlı vasıta gönüldür yavrum. Bir yerde sormuşlar en hızlı vasıta nedir diye? Kimi şu demiş, kimi bu, kimi babamın atı demiş… Yok demişler, en hızlı vasıta gönüldür. Bir yerde olmak istediğinde bak kendini orada gibi hissedersin hemen. Bu gönülle oluyor. Mesafe diye bir şey yok.

- Biz de bu kardeşlerimiz Umrede iken gönlümüzle yanlarında olursak onlarla gibi oluruz o halde?

- Yavrum, biz zaten hiç gelmiyoruz ki oradan, gidelim.

Gerçek sevgili ile dost olun. O sizi, sizi sevecek olanlara ulaştırır. Kalbinizi daima ebedi olana bağlayın. Herkes, her şey fani.

Ne ararsanız o sizde var. Her şeyi kendi içinizde arayın. Mutluluk, huzur her şey sizin içinizde, arayın bulun.

Bugün insanlar kendi mürşitlerini haşa Peygamberin önüne geçirmeye kalkabiliyorlar. Ben böyle bir şeyi kabul etmiyorum. En büyük mürşit Resulullah Efendimizdir. Allah Onun için “Habibim” diyor. “Adını Adımla beraber yazdım” Buyuruyor. Var mı ötesi??

Ben alışverişe çıkmam, Allah her şeyi gönderir.

Ben öyle ilaç filan da bilmem. Resulullah Efendimiz şifanın nerede olacağını bildirmiş: “İki şifa kaynağına devam ediniz, birisi Kur’an, diğeri baldır” Buyurmuş. “Bal şerbetine devam ediniz” Buyurmuş. Bunlara devam eden hasta olmaz. Ben sık sık bal şerbeti içerim, limon suyu içerim. Pekmeze katar içerim. Öyle ilaçmış filan ben anlamam.

Sahurda benim yemeğim içine limon katılmış pekmezdir. Limonu kabuğu ile ezerek sıkarım. Bardağa biraz pekmez koyar, üzerine de limonlu su ekler içerim. Bu kadar.

Gönül Dostu:

-Efendim, hakiki bal bulabilsek de yesek.

-Yavrum sen iste, o gelir.

-Efendim, size gelir de, ya biz??

-Biz gerçekten bir şeyi istersek o şey olur. Biz istemesini bilelim.

Merak ederek soruyoruz:

-Efendim, bal şerbetini ne zaman içmeli?

-Ne zaman istersen. Sabah, akşam, yatmadan önce.

-Peki bir kaşık balı su ile yutsak aynı şey yerine geçer mi?

-Olmaz. Bal suda eridiğinde doğrudan kana karışır. Su ile yutarsan önce mideye uğrar, hazmedildikten sonra kana karışır. Aynı şey değil.

(Limonun şifası ile ilgili Ahmet Kayhan Hz’nin de tavsiyesi olduğunu ve onun da limonu cebinden eksik etmediğini hatırlayarak limon konusunu açma gereği duyuyoruz )

-Limonun kabuğu da katılmalı mı içildiğinde?

-Evet, kabuğunu da biraz suda bekletir, ezip katarım suyuna.

(Annemiz sonra bir genç kız çevikliğiyle kalkıyor)

“Ayran ikram edeyim size durun”diyor. (Yardım teklifimizi kabul etmiyor. ) Benim burada otomotik bir ayran yapma makinem var. Ben şimdi onunla yapar getiririm.

(Biz de içimizden herhalde yeni çıkan ayran makinalarından olacak diye geçirirken içeriden karıştırılan ayranın çıkardığı sesler işitiliyor.)

Sonra Annemiz mırıldanıyor, “Yahu,” diyor, “bizim ayran bile Allah diye zikrediyor. Durun hemen getiriyorum” diyor. Bardakları getirmek için yardım etmek üzere kardeşimiz mutfağa gidiyor ve elinde üzerinde bir karıştırma kolu bulunan küçük plastik ayran kabıyla geliyor, bardaklara boşaltıyor. Ayran, bu pratik el makinasında en az otomotik makinadaki kadar lezzetle hazırlanmış. Yanında gelen yine nefis börekten oluşan ikramı kabul etmekte zorlanmıyoruz elbette.

“Lokum da alın yavrum” diyor. “Bakın bakayım öncekiler bitirmişler mi?”

Artan lokumlardan ve küçük şekerlerden de alıyoruz.

-Misafire hizmet, Allah’a hizmettir doğrudan. Misafire yapılan ikramdan sorguya çekilmek yoktur. İstediğin kadar ikramda bulunabilirsin, israf olmaz.

Siz verin. Hep verin. Allah size onun yerine daha fazlasını gönderir.

Hacı Bayram’da bir satıcı dükkanın camına “Kefene cep dikilir” diye yazıp asmış. Bir hanım ziyaretcim görüp şaşırmış, geldi bana anlattı. “Yavrum o adam şaka yollu bir şey ima etmek için öyle yazmış” dedim. Şimdi insanlar şu şu iyilikleri yaptık diyorlar, ben de diyorum ki sen kimin malını kime veriyorsun. O malları sana gönderen Allah. Sen O’nun sana verdiğinden veriyorsun. Ben bana gelenleri dağıtırım, eğer artarsa yerim. Kalmazsa şükrederim. Ne olacak yani?

(Bir süre sonra pencerenin önüne geçerek çok sevdiği kuşlarını yemlemeye başlıyor.) “Onlar da” diyor “Allah’ın nimetinden paylarına düşeni alsınlar.”

Sonra anlatıyor:

-Bir gün Umreye niyet etmiştim. Hacı Bayram türbesine gidiyor, ilgileniyordum o ara. Türbedar bana “Biz gidersek burası ile kim ilgilenir” deyince vazgeçtim ve yerime oralara gitme imkanı olmayan bir evladımızı göndermeye karar verdim. Her şeyini karşılarız, git sen kaydol, dedim. Sonra o yetişemedi, kayıtlar dolmuş. Neyse. O akşam bana Allah’ın 99 Esması olan bir hat hediye geldi. Başkasını kendine tercih etmenin mükafaatı hemen geliyor. (Duvardaki 99 Esmanın yer aldığı büyük tabloyu işaret ediyor.)

(Elinde çevirdiği tespihini çekmeye devam ederek)

-Hakikatı yaşamaya çalışın. Bir an Hak’tan gafil olmayın yavrum.

Ben herkesi, her şeyi severim. Ama hiç ayrım yapmadan. O şuymuş, şunu giyermiş, buna inanırmış, şuna inanmazmış demem. Her şeyi kucaklamak istiyorum böyle sımsıkı. (Elleriyle kollarını sarmalayarak gösteriyor) Biz hepimizi biriz, her şey bir noktada toplanıyor. İşte bu salonun atrafı hep oturulacak yer (etrafta yer minderleri yer alıyor) Geçen kandil akşamıydı, burada her yer doluydu, yenildi, içildi. Tabi maksat yemek yemek değil, gönüllerin bir olması. Ben istiyorum ki herkes benim yaşadığım güzellikleri yaşasın. Ben öyle mutluyum ki. Bu güzelliği herkes tadsın istiyorum. Bu sofranın asıl amacı bu.

Benim hiç telefonum susmaz. Birini kaparım, öbürü arar. Bu arayanların hepsi evlat benim için. Artık o kadar çalıyor ki telefonum, arayanın sesini hemen anlayamadığım oluyor. Akşam dokuz buçuktan sonra ise açmam. Ondan sonra artık kendi dünyama çekilirim.

Gönül Dostu:

-Bazı yaşadığımız olaylar oluyor geçmişte, yanlış anlaşılıyoruz, sonra da üzüyor bizi.

- Sabredin yavrum, sabır her zorluğu aşar. Zamanla her mesele hallolur. Doğru ortaya çıkar. Siz merak etmeyin. Eskiye takılıp kalmayın.

Gönül Dostu:

-Umrede oruç tutmak uygun olur mu Anne?

-Ben umreye gittiğimde üç aylardı. Her zaman üç aylar orucu tuttuğum için orada da bırakmadım. Oruçlu olarak o sıcak altında ziyaretlerimi, tavafımı yaptım. Ama sizlere bir şey diyemem. Ben fetva vermeyi sevmem.

-Biz asıl hac ile emrolunduk. Haccı muhakkak yapın yavrum.

Gönül Dostu:

-Efendim, yazıldık ama maalesef bugün kura ile gidiliyor ve çıkmıyor hemen.

-Çıkar yavrum, çıkar, siz gönülden öyle bir isteyin ki bakın nasıl çıkıyor. Bir şey olmuyorsa biz onu gereğince istememişiz demektir.

Gönül Dostu:

-Anneciğim yanıma tesbih almayı unutmuşum burada sizdekilerden rica etsem bir tane?

-Yavrum, sen orada bir tane edinirsin. Bakarsın bizim tespihimiz oralara layık olur, olmaz.

Gönül Dostu:

-Size bir şey sormak istiyorum. Acaba hanımların, özel günleri hac ve umre zamanlarının bir kısmına denk gelir endişesi ile o günleri geciktirmek için ilaç kullanmaları doğru olur mu?

-Yavrum, biz niye Allah’ın işine karışalım? O neyi dilerse öyle olur. Hem O’nun verdiği bir ruhsat var. O dönemde kadının ibadet mükellefiyeti yok. Siz de o zaman bol bol zikir çeker, selavat okursunuz. Kimi menapoz sıkıntısı filan diyor. Ben hiç öyle bir korku yaşamadım, hiç de bir sıkıntım olmadı. Her şey Allah’tan. Endişe edecek ne var??

(Kendi kendisiyle (ve aslında Rabbiyle) çok mutlu ve barışık olduğunu gösteren bir hareketle kollarıyla kendini kucaklayarak parlayan gözleriyle bize bakarak muzip bir neşeyle gülümsüyor:)

-Oooğooohhhhh ne güzel...

Gönül Dostu:

-Efendim, sokağınız ne kadar huzur dolu, gelirken de farkettik.

-Sokak sakinleri bana iyi ki buradasınız. Biz de sizin varlığınızla burada huzur içinde yaşıyoruz diyorlar. Bugün sabahtan beri şükrediyordum. (Pencerenin önünde bu yıl doğduğu anlaşılan genç kumru kuşlarının konup havalandıkları ağacı işaret ederek) “Bugün yağan yağmurla yaprakları yıkandı. Tertemiz oldu. Buna kimin gücü yetebilir. Bakın şu güzelliğe. Sabahtan beri bakıp bakıp şükrediyorum her şey için.”

Allah bir iyinin hürmetine bütün memleketi ayakta tutar bazen. Bir yere bir bela inerse oradaki büyüğün de gönlünü inciten bir hal olmuş ve o hal onun bedduasıyla ortaya çıkmıştır.

Sonra bir torbaya küçük şekerlerden doldurmaya başlıyor. “Bunları Medine-i Münevvere’de çocuklara dağıtın. Bol bol verin. Arada siz de ağzınıza atın.” diyor.

Gönül Dostu:

-Hay hay efendim, sizin gönderdiğinizi söyleriz de verirken.

-Yok gerek yok yavrum. Onlar bilirler.

(Artık ayrılmak üzere izin istiyoruz)

Kapıda uğurlarken:

-Ömür çok kısa yavrum, her anımızı değerlendirmeye bakalım.

Yavrum oralarda bol bol zikir okuyun, selavat okuyun. Onların mekanları oralar.

Dilinizi damağınıza yapıştırın, olumsuz hiçbir şey konuşmayın, düşünmeyin.

Oralarda vesvese vermeye kalkan şeytanlar çok olur. Siz hiçbir şey düşünmeyin. Kalbinizi rahat tutun. Bol bol zikir okuyun, dua edin.

Allah’tan ilim ve hilim (yumuşaklık) isteyin.

Gönül Dostu:

-İlmi ledünü mü kastediyorsunuz?

Annemiz gülüyor, “Kaldırmaya aklınız kesiyorsa onu da isteyin tabi.”

Gönül Dostu:

- Orada nasıl dua edelim?

-Allah’ım bana ve aileme sahip çık deyin. Vatana, millete, dostlarınıza hayır duada bulunun. Allah’ım nasuh tevbesi nasip et deyin.

Gönül Dostu:

-Efendim, ben de şimdi içimden tam nasuh tevbesi diyordum.

-Ee biz de böyle söyleriz yavrum.

Haydi yolunuz açık olsun. Bakarsınız ben sizden önce varırım. Haydi yolunuz açık olsun.

(El öpmemize izin vermiyor.) “Birine öptürüp başkasına öptürmezsek gücenir, olmaz,” diyor.

Sarılıp, veda ederek ayrılıyoruz. Sonra bizi uğurluyor ve “Arkanızdan su dökeyim de kolayca gidip dönün” diyor.

(Arkadan su dökmenin bir açıklaması var demek ki diye düşünerek merdivenleri iniyoruz. Dışarı çıkınca pencereden bir iki bardak su döküyor arkamızdan ve tekrar hayırlı yolculuklar dileyerek bizleri uğurluyor.)

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]