Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Onu bunu bırakalım da bir hasataya bir tas çorba götürelim...
Gönderen : Sabri Babadan Mektup
Tarih : 7/19/2019 9:09:23 AM


.
ONU BUNU BIRAKALIM DA BİR HASTAYA BİR TAS ÇORBA GÖTÜRELİM, BİR YETİMİN BAŞINI OKŞAYALIM
Kıymetli yavrum,
Bir milletvekili arkadaşım anlatmıştı. Bir gün belinden ra­hatsızlanır, gitmediği doktor kalmaz, çare bulamaz. Bir dostu der ki, Belediye Hastanesi’nde çok kıymetli bir fizikçi var, ona git, muhakkak faydasını görürsün. Tedavi başlar. Bir gün tedavi sırasında hastane personelinin şöyle bir konuşmasına şahit olur. “Birazdan top atılacak, iftar için peynir ekmek alacağız, bir de çay kaynatıp içeceğiz.” Çok merak ediyorum, çayın kay­naması için belediyeden aldığımız elektriğin hesabını yarın Allah’ın huzurunda verebilecek miyiz acaba? Olayı işittiğim za­man gözyaşlarımı tutamadım. Yarabbi şu ruh asaleti, şu mânevi güzellik ne ürpertici bir olaydı. Şimdiki zamanda insanlar söze değil, davranışa bakıyorlar. Dil ile öğüt vermek kolaydır, iş fiili ile örnek olmaktır. Geçenlerde radyo dinliyordum, bir hanımefendi anlatıyordu. Kocam Bağ-Kur emeklisi, ayda şu kadar emekli maaşı alıyorum. Söylediği rakam, o kadar ama o kadar azdı ki, huzurunuzda tekrarlamaya teeddüp ederim. Sözlerine şöyle devam etti. “Allah’ım! Sana sonsuz şükürler olsun. Bana bu nimeti verdin. İki günde bir, bir şişe süt alıyorum, bir ekmek alıyorum, acıktıkça ekmeğimi süte batırarak karnımı doyuru­yorum.” Tekrar ediyordu. “Allah’ım! Sana sonsuz şükürler olsun, olmayanlara da ver Yarabbi.” Hanımın konuşması bittiği zaman gözlerim dolu dolu olmuştu.

Önemli olan, hayatta her şeye rağmen temiz, dürüst, efendi kalabilmektir. Şu şöyle, bu böyle diye başkalarının kusurlarını, ayıplarını, yedi düvele ilân edeceğimize, kendimizin minicik de olsa bir hayırın, bir güzelliğin peşinde olabilmesi, daha mertçe, daha yiğitçe bir hareket değil midir? Sanırım yarın âhiret âle­mine intikâl ettiğimizde, bizden sorulacak olan da bu değil mi­dir? Ne olur gece yatarken ellerimizi açsak, sadece anamıza, babamıza, âhirete intikâl eden akrabalarımıza değil, bütün in­sanlar için dua edebilsek. Allah’ım desek, yeryüzünde ne kadar hasta varsa, sen onlara şifâ ver, güçsüzlere derman, borçlulara edâ nasip eyle. Istırap çekenlerin sen yardımcısı ol Yarabbi, diye dua etsek. Yeryüzündeki bütün insanları, hayvanları, bit­kileri, eşya ve cemâdâtı Muhammedî bir aşkla kucaklayabilsek. Doğru yoldan ayrılmışlar için, günaha gömülmüşler için, hayır dua edebilsek ne kaybederiz.

Bugün bütün insanlar mânevi bir susuzluk içinde. Sevginin, saygının, dostluğun, kardeşliğin, arkadaşlığın, şefkâtin, iyilik ve tebessümün susuzluğu içindeler. Bağırları şahrem şahrem ya­rılmış. Milyarlarca insan, bir yudum sevgi için çıldırıyor. Tıpla ilgilenenler bilirler, bugün pek çok hastalığın sebebi, sevgiden, saygıdan, şefkâtten, ilgiden uzak yaşamaktır. Mânevi inanç, böyle zamanlarda, böyle toplumlarda en büyük şifâ kaynağı oluyor. Ondan uzak yaşayanlar perişan oluyorlar, hastalıklara yenik düşüyorlar. Eğer bu toplumda, bu çağda bir kimse:

“Madem ki okşamaz, sevmez kimseler,

Sen öp alnımdan, sen öp seccadem”

diyemiyorsa vay haline. Bugün insanlık, tarihin hiçbir döne­minde görülmediği kadar aşktan, ihlâstan, güzellikten uzak ya­şıyor. İşte bu dönemlerde yapılacak iş, oturup sabahtan akşama kadar şu hırsız, şu uğursuz, şu namussuz diye sayıp döküp, dedikodu yapmaktansa, bir hastayı ziyaret etsek, bir açı do­yursak, zeki, yetenekli bir memleket çocuğunun elinden tutup onu okutsak, bir fakir kız evlenirken çeyizine yardımcı olsak, acıdan, yalnızlıktan, ıstıraptan göz yaşı dökenlerin sıkıntılarını paylaşsak daha iyi olmaz mı? Bazen bir öksüz çocuğun başını okşamak, bir âmâya yolun bir tarafından bir tarafına geçerken yardımcı olmak, bir kimseye aklının havsalasının almayacağı kadar sevap kazandırabilir. Bizim de sırat köprüsünü geçme­mize yardımcı olabilir. Büyük Yunus “Sevelim, sevilelim, dün­ya kimseye kalmaz” diyor.

Peki biz ne bekliyoruz? Ölümün ne zaman geleceğini biliyor muyuz? İyilikleri, güzellikleri hep erteliyoruz. Çocukluk günle­rimin bir şarkısı vardı. Seyyal Hanım söylerdi, artık taş plâk­larda kaldı. “Yarın olsun, yarın olsun diye günler soluyor, neye baksam, neyi görsem bana bin dert oluyor.” Bilmem ki neden, biz de küçücük de olsa, minicik de olsa yapacağımız iyilikleri, güzellikleri, hayırları hep yarınlara erteliyoruz, hep yarın olsun, yarın olsun diyoruz, iyi güzel de yarın hayatta olacağımızı ne biliyoruz. Ah bir bilsek, bir tek tebessüm bazen bir insanı ölümden, intihardan döndürebilir, ona enerji, güç, kuvvet, ya­şama sevinci kazandırabilir. Bazen bir tek tebessüm, bütün dünyayı dolaşabilir.

Ne olur, onu bunu bırakalım da, bir hastaya, bir tas çorba götürelim. Bir gün, bir hastaneye gidelim, hiç ziyaretçisi olma­yan bir hastayı ziyaret ederek, onu sevgiyle, saygıyla, Allah rı­zası için selâmlayalım, hatırını soralım. Çocukken babaannem derdi ki “Yavrum ne verirsen elinle, o gider seninle.” Önemli olan yapılan hayırların, iyiliklerin, güzelliklerin azlığı veya çok­luğu değil, onların Allah rızası için yapılıp yapılmadığıdır. Haydi bizler de el ele verelim ve Yunus gibi söyleyelim:

Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım,

Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz

Hepinize sonsuz sevgiler, saygılar…
Sabri Tandoğan
Aziz Ruhları Şad Olsun.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]