Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Hak aşıkları ile tanışmak ne muhteşem bir duygudur.
Gönderen : Sabri Babayla Sohbet
Tarih : 7.10.2019 16:56:34


.
HAK AŞIKLARI İLE TANIŞMAK NE MUHTEŞEM BİR DUYGUDUR
Sabri Baba ile Sohbet
Muhterem Büyüğümüz Sabri Baba'mıza soruyoruz:

Talebe:

− Efendim, siz hayatınız boyunca nasibolmuş, çok güzel insanlarla karşılaşmış, onlara karşı önyargılı davranmamış, kıymetlerini bilmişsiniz. Ancak, sâde karşınıza çıkan durumları değerlendirmekle kalmayıp, hayatınıza damga vuracak bazı in­sanları da kendiniz arayıp bulmuşsunuz. Sizde her konuda çok büyük bir tecessüs ve merak duygusu var aynı zamanda?

Sabri Baba:

− Evet yavrum öyle oldu. Ama her insanda çok büyük bir gerçeği arama aşkının ve merakının olması lâzım. Biz bunun için bu dünyaya gönderildik! Ben meselâ çocukluğumdan beri eve gelen misafirleri, okula başladığımda koridorda yakaladığım öğretmenlerimi soru yağmurlarına tutardım. Hatta bir öğret­menim “Sabri, senin sorularından kurtulmak için emekli olmaya karar verdim,” demişti. Ben sanmıyorum ki bir başka insanda bu kadar gerçeği arama aşkı, öğrenme aşkı olsun. Meselâ Şemsettin Yeşil Hazretleri’nin ağzından bir tek cümle öğre­nebilmek için her hafta sonu Rânâ ile birlikte tutar İstanbul’a giderdik. Sadece bir tek cümle öğrenebilir miyiz diye. Şemsettin Yeşil Hazretleri’nin İstanbul’da sahaflarda küçük bir yeri vardı. Adı Yeşil Kitabevi idi. Kendisi de orada olur, bir köşede otu­rurdu. Ben onun o mütevazı haline rağmen çok büyük bir zat olduğunu keşfetmiştim. Ve sonra ona büyük bir aşkla bağ­landım. Şemsettin Yeşil Hazretleri Hakk’a göçtükten sonra Münir Derman Hazretleri’ni tanıdım. İslâm Dergisi’nin “Allah Dostu Der Ki” başlıklı bölümünde yazılar yazıyordu her ay. O yazıları okuyunca Onun çok özel bir insan olduğunu anladım. Dergiyi arayıp, telefonunu rica ettim. Arayıp randevu istedim, görüştük. Bana imzalı bir fotoğrafını hediye etti. O günden sonra onun peşinden hiç ayrılmadım. Her hafta sonu Rânâ ile Eskişehir’e Onun haftalık sohbetlerini dinlemeye giderdik hiç aksatmadan. Eğer onlar bana “Biz Allah yolunun, Peygamber yolunun kölesiyiz.” dememiş olsalardı, acaba bunu yapar mıy­dım? Ama onlar bana en güzel bir şekilde ışık tuttular, hayatıma renk verdiler, anlam verdiler.

Mesel⠓20. Yüzyılın Işığında Müslümanlık” kitabını oku­yunca da Samiha Ayverdi ve Safiye Erol Hanımlarla tanışmayı çok istedim. Önce Samiha Hanım’la tanışmak için İstanbul’a gittik. Sadece Caddebostan’da oturduğunu öğrenebilmiştik. So­kaklarda öylece dolaşıyoruz. Ama koca bir cadde. Ancak içimde çok büyük bir inanç var, bulacağız diye. Rânâ, o mübârek kadın da, öyle yanımda yürüyor. Bana bir kere olsun “Sabri, hiç böyle şey olur mu, hiçbir şey bilmeden ev aranır mı, nasıl bula­caksın...” bile demedi. Sonra giderken birden bir apartmandan bir pencere panjuru açıldı, bir hanım –Sabriye Hanım, ki o da velî bir hanımdı- başını uzattı, bize seslenerek “Samiha Anne’yi mi arıyorsunuz?” dedi. Bizi yukarıya buyur ettiler. Samiha Ha­nım’la tanıştık, üzerinde sarı ile yeşil arası uzun kollu, yakası yuvarlak, kapalı bir elbise vardı. Birbirimizi çok sevdik, çok iyi dost olduk. O da sonraları Ankara’ya geldiğinde bize uğrardı, çok güzel sohbetler ederdik.

Sonra başka bir zaman, aynı kitabın yazarlarından Safiye Erol Hanım’la tanışmak istedik. Onun da oturduğu yerle ilgili çok küçük bir ipucu edinebilmiştim İstanbul’da oturduğu yerle ilgili. Rânâ ile gittik. O civarda bir mahalle bakkalı gördük. Belki dedim, bu bakkaldan alışveriş etmiştir, ona bir soralım. Bakkal buraya pek çok kimse gelir, çoğunu tanımam diye cevap verdi. Yalnız orada kenarda duran meczup kılıklı bir adam atıldı, ben dedi tanıyorum. Ve evini uzun uzun tarif etti: Şuradan girilecek, sağa dönülecek, oradan filân yere, oradan tekrar sağa, sola... filân filân diye. Bana kalsa bulamazdım belki ama Rânâ’nın adres bulma yönü çok kuvvetliydi. Adam bize dairenin numa­rasına kadar anlattı. Filân apartmana gelince, filân kata çıkar­sınız, iki daire göreceksiniz, soldaki daire, dedi. Aynen tarif edildiği üzere evi bulduk, Safiye Hanım’la tanıştık. Birbirimizi çok sevdik. Onu Ankara’ya davet ettik. O da “Çocuklar eğer kısmet olur tekrar gelebilirsem, söz veriyorum, en önce size uğrayacağım.” dedi. Sonra döndük. Ama Allah’ın takdiri, bir hafta sonra vefat ettiğini öğrendik. Nur içinde yatsın.

Talebe:

− Efendim, bir an önce tanışmanız iyi olmuş demek ki. Biraz daha erteleseymişsiniz çok geç kalmış olacakmışsınız ve böyle bir dostluk kurulamayacakmış. Yalnız efendim, bir şey dikkâtimi çekti. O bakkalda rastladığınız meczup görünümlü adam, olayı size öyle rahat ve detaylarına inerek anlatmış ki. Oysa meczup haline rağmen yaptığı tarife ve Safiye Hanım’ı çok iyi tanıyor olduğuna bakılırsa, aslında o da özel bir kimseymiş. Ama kendisini sıradan biri gibi, bir meczup gibi gösteriyormuş galiba. Bu çok ilginç değil mi efendim? Hayatta aslında karşımıza çıkan olaylar, insanlar içinde sıradan gibi görünenlerin arkasından çıkıyor en ilginç haller?

Sabri Baba:

− Öyle yavrum. Doğru. Basit, sıradan sandığımız durumlar, rastladığımız insanlar çok önemli aslında. Onlara çok dikkât etmek lâzım, çok uyanık olmak lâzım.

Talebe:

− Efendim, sıradan sandığımız bazı insanlarda da muhte­şem bir mânevi enerji olabiliyor. Küçücük bir atom parçacığının koca bir şehri yok edecek gücü taşıyor olmasına benzetebilir miyiz bunu, çok çok küçük, hatta görülemeyecek kadar küçük olmasına rağmen, muhteşem bir enerji taşıyor olması nede­niyle?

Sabri Baba:

− Öyle yavrum. Çok doğru. Hayatta basit, önemsiz, küçük diye hiçbir şey yok, sıradan bir insan yok. Her şey, her insan bizim sandığımızdan çok ama çok daha önemli... Kimde ne olduğunu bilmek her insanın harcı değil...

Talebe:

− Efendim, Ahmet Kayhan Hazretleri’nindi sanırım, bir sözü olacak: “Sen,” diyor, “Allah dostlarını öyle kanatları filân olan insanlar mı sanıyorsun? Onlar da senin gibi, benim gibi kim­selerdir.”

Sabri Baba:

− Yavrum, meselâ bir gün, bir adam, bir büyük velî zata geliyor ve diyor ki “Efendim, bana bir nasihatte bulunun da, o nasihati uygulayarak hayatıma istikamet verebileyim. Ancak benim öyle uzun uzun öğütleri uygulayabilecek gücüm yok. Mümkünse çok kısa bir öğüt olsun.” Bunun üzerine o velî zat diyor ki: “Evlâdım, her geceni Kadir, her gördüğünü Hızır bil. Bu sana yeter.”

Talebe:

− Efendim, siz de bunu en güzel şekilde uygulayan kim­selerden birisiniz. Kitaplarınızda çok değer verdiğiniz insanlar hep halkın arasından seçilmiş, börekçi, odacı, çaycı, ayakkabı boyacısı, hamal gibi çok mütevazı kimseler. Ayrıca siz ya­şadığınız örnek hayat ve verdiğiniz hak, hukuk ve doğruları ölüm bahasına da olsa savunma mücadelesi ile bize göre Resulullah Efendimizin yaşantısının bugüne bir yansımasısınız. Peygamber Efendimiz, “Allah’a kasem ederim ki hiçbir insan dünyada benim kadar sıkıntı çekmedi.” buyurmuşlar. Tabi Onun yaşadığı, karşılaştığı her hadise, yapmış olduğu evlilikler vb. Ondan sonra gelenlerin benzer durumlar ortaya çıktığında ör­nek alması içindi. Siz de yaşantınız boyunca hep Hakk’ın, hak­lının zaferi için çalışmışsınız, hakkı dolu dolu verilmiş güzel bir hayat yaşayarak hayat yolunda karşılaştığınız insanlar ve olay­lardan en güzel dersleri çıkarmışsınız. Ortaya imbikten bir özsu gibi süzülerek çıkan çok değerli hayat görüşlerinizi ise, bütün nüanslarıyla şimdi de bütün insanlığa hiçbir ayrım yapmadan sunuyorsunuz. Bir de şurası çok önemli, siz yapmadığınız hiçbir şeyi söylemiyorsunuz. Meselâ bir fakir kızın çeyizine yardım etmek, kimsesi olmayan bir hastayı ziyarete gitmek, dertli bir insanın gözyaşına ortak olmak... gibi birçok tavsiyelerinizi bizzat kendiniz hayatınızda uygulamışsınız. Onun için sözleriniz in­sanlara bu kadar tesir ediyor.

Talebe:

− Allah sizden razı olsun, daha nice hayırlı ömürler ba­ğışlasın Efendim. Çünkü insanlığın yaşayan, canlı bir örnek olarak size daha çok ihtiyacı var. (Âmin)
*

SABRİ TANDOĞAN EFENDİ HZ.
AZİZ RUHLARINA FATİHALARLA

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]