Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Güzellik kainatın altın anahtarıdır.
Gönderen : Sabri Babadan Hayat
Tarih : 13.11.2019 10:24:00


.
SABRİ BABA İLE SOHBET
GÜZELLİK KAİNATIN ALTIN ANAHTARIDIR
Efendim,
Bugün ne yazık ki çağımızın insanı kendi kendisiyle barışık değil. Karmakarışık bir ruh hali içinde. Asıl kavga çevresiyle değil, kendi kendisiyle. Bir türlü kendisiyle dost, arkadaş, sevgili olamıyor. Ne yazık ki bu içteki çatışmalar dışa da yansıyor. Dışarıyla da mütemadiyen düello ediyor. Oysa hayat, yaşamak, varoluş o kadar güzel ki. Güzellikler çevremizi sarmış. Bizden en ufak bir sevgi, ilgi bekliyor. Günümüzde en trajik olay evliliklerde oluyor. İki tarafın da kafası karmakarışıksa, iki tarafın da iç dünyası her an kendi kendisiyle çatışma halindeyse ortaya çok trajik durumlar çıkıyor.
Efendim, bütün mesele insanın kendi içindeki çatışmayı barışa, dostluğa, sevgiye dönüştürebilmesi. O zaman bütün kainat renkle, ışıkla, pırıltılarla dolacak. Ne zaman ki kavganın yerine sevgiyi, nizanın yerine paylaşmayı koyduğunuz zaman hepimiz o güzelliği yaşayacağız.
İçte ne varsa dışa da yansır. Bir insanın kafası küçük yaşından itibaaren hep madde ihtirasıyla, para hırsıyla, şehvet duygusuyla, hasetle, kıskançlıkla, bencillikle, egoizmle dolmuşsa bu insan kadın olmuş, erkek olmuş ne farkeder. Bu insanlar evlilikle biraraya geldiklerinde bir güzelliğin, bir inceliği, bir edebi, bir aşkın yaşanmaı mümkün olur mu? Zaten ilk iğrençlik, ilk rezillik daha evlerine gitmeden ikah memurunun önünde başlıyor. Şu kepaze ayağa basma hikayesi. Yarabbi yıllardır düşünüyorum, midem bulanıyor. Kusacak gibi oluyorum. Evlilik gibi en yüce, en kutsal olayın önünde başlayan bu cinayetten bin beter pislik nedir? Egolar çarpışıyor. Biz henüz içimizi temizlememişken, kalbimiz vıcık vıcık efsaniyetle doluyken bu ego yarışına kalkışmak insanlık kültürü adına, hayat adına utanç verici bir olay değil midir? Daha nikah memurunun önünde başlayan trajik olay hakimin önünde bitiyor. Evlilik ki o en yüce, en muhteşem, en büyük birleşme akdi bir ömür boyu el ele, diz dize, gönül gönüle bir mutluluğu, bir sonsuzluğu kapsayan en yüce duygu değil mi? Bizler onu ne kadar kirletiyoruz. Aman Yarabbi. Efendim, çocuklarımıza ailede, okulda, toplum içinde bir güzel, bir hoş, bir yüce manevi terbiye verilmedikçe bu hep böyle devam edip gidecek. Günümüzün iletişim araçları olan gazeteler ve televizyon ekranları mütemadiyen negatiflik kustukça onların zehirleriyle büyüyen çocuklarımız da iyi adına, güzel adına, temiz, nezih, büyük, yüce adına birşey beklemeye hakkımız olur mu? Pek tabiidir ki biz çocuklarımızı böyle serseri mayınlar gibi yetiştirdiğimiz sürece onlar daha okul sıralarında birbirlrini bıçaklayacak çeteler kuracak, öğretmenlerini dövecek, büyüyünce de aman okulunu bitirsin diye dersanelerle, evdeki telkilerle onların sinir sistemini bir yay gibi gerip onlara yarış atı muammelesi yaptığımız sürece kimden ne bekleyeceğiz. İşte caddeleri dolduran işsiz, güçsüz, amaçsız, idealsiz, bedbin, karamsar yüzbinlerce gencimiz. Kendi yaptığımız, kendi kurduğumuz insanlık dışı düzenin acı sonuçları. Bugün yaşanan realite bu. İsteyen buyursun, itiraz etsin, güneşi balçıkla sıvamaya çalışsın. Sevgili dost, insan dünyaya bir melek gibi geliyor. Her doğan çocukta ayrı bir güzellik, ayrı bir istidat, ayrı bir kaabiliyet. Ama, istisnalar dışında aile, okul, toplum üçlüsü el ele veriyor, o meleklerden canavarlar üretmek için elinden geleni yapıyor. Birgün muvaffak da oluyor.

“Bıçak soksan gölgeme, sıcacık kanım damlar
Gir de bir bak ülkeme, başsız başsız adamlar”

“Ağlayın su yükselsin, belki kurtulu gemi,
Anne, seccaden gelsin, bize dua et emi”

Belki bu satırları karamsar bulabilirsiniz. Cevaben kesinlikle hayır derim. Ben ışık dolu, ümit dolu, bekleyiş dolu bir insanım. Ama gördüklerimi, tesbit ettiklerimi de açıkca söylemekten çekinmem. Realite bu. Peki yapılacak olan nedir? İşe önce kendimizden başlayarak yeni bir insan, yeni bir nesil ortaya koymak. Mümkün mü? Neden olmasın. Her şey önce “bir” den başlıyor. Önce biz örnek bir kişilik ortaya koymaya çalışalım. Düşünceleriyle, duygularıyla, yaşantısı ile yeni, yepyeni, tertemiz, güzel bir insan. Bu durum insana öyle bir çekim kabiliyeti verir ki diğerleri kendiliğinden ona doğru yol alır. Bir makasın yanına iğneler koyun, sonuç bellidir.

Her şeye rağmen içimizdeki umudu, sevgiyi canlı ve dik tutalım. Yılmayalım. Son nefesimize kadar mücadele edelim. Her gün daha iyiye, daha güzele, daha mükemmele ulaşabilmek için çırpınalım. Sevgi, saygı, hoşgörü, tevazu, edep, incelik, sabır, şükür, kanaat, yaşantımıza yön verse. Konfüçyüs der ki: “Çevrende ışık bulamadın diye neden üzülüyorsun? Sen kendin ışık olsana!”

Mesele burada efendim. Bilmem yanılıyor muyum?
Selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Sabri Tandoğan
Aziz Ruhlarına Fatihalarla.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]