Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Hayır söyle işine hayır gelsin başına.
Gönderen : Fatih
Tarih : 24.09.2020 00:07:44


.
HAYIR SÖYLE İŞİNE HAYIR GELSİN BAŞINA
Soru-Cevap

Sayın hocam,

Yazılarınıza bakıyorum da hepimiz aynı dertten mustaribiz. Bu hayatın gerçeklerine 5 dakika bakmak bile insan ruhunu kirletmeye yetiyor. Artık bu çağda yaşamak vicdanlı, akıllı, görgülü, temiz, efendi bir insana utanç veriyor. Çevremize baktığımız zaman mutlu ve huzurlu bir insan neredeyse göremiyoruz. Diyeceksiniz ki bu rezillik içinde kendi dünyamızı kuralım. Kursak bile yine insanlarla sürekli ilişki içerisindeyiz, toplumdaki bütün hastalıklar, ahlaksızlıklar, rezillikler sizi de etkiliyor, bundan tamamen kaçmaya imkan yok. Bir mahallede yangın varsa, sizin eviniz yanmasa bile huzurla oturabilir misiniz? İnsan ancak sağlıklı bir toplum içinde tam mutlu olabilir.

Eskiden de hayat dört dörtlük değilmiş, yine kötülükler, yanlışlıklar varmış ama genelde insanlar arasında saygı, birlik, beraberlik varmış ve herşeye rağmen insanlar genelde mutluymuş. Şimdi dünyanın kendisi kokuştu hocam. Peki ne oldu da dünya böylesine kokuştu? Bence insanlar refaha ve bolluğa kavuştukca, ruhları da fakirleşti. Siz bakmayın insanların ekonomik sıkıntıdan şikayet ettiklerine. İnsanlar niye daha çok param yok diye ağlıyor. Bu devirdeki varlık hiçbir devirde olmamış.

Hani Yunus Emre demiş ya, “Bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı” diye. Sanki bizim çağ için söylemiş. Siz, hiç bir eli yağda, bir eli balda olan veli duydunuz mu? Hepsi yokluklar ve sıkıntılar içinde olgunlaşıp, pişmişler. Maddenin nasıl kanunları varsa insan ruhunun da kanunları var. Varlık ile ruh güzelliği bir arada olmuyor.
Belki size garip gelecek ama biz insanlar ruhumuzu ancak büyük belalar, sıkıntılar, dertler ve yokluklarla kurtarabiliriz diye düşünüyorum.
Allah’tan bela istemek gibi olmasın ama bela olmadan da belalardan kurtulunmuyor.

Hani Nasrettin Hoca, damdan düşünce; Bana doktor değil, damdan düşen adam getirin, diye demiş ya. Beni anlayacağınızı ümit ediyor, başınızı ağrıttıysam affınızı diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla

Faruk Çakır

--------------------------------------------------------------------------------
Sayın Sabri Tandoğan Efendi Hz'nin cevaben yazdıkları :

Sayın Faruk Çakır,

Kıymetli yavrum, çocukken mahallede arkadaşların oyun oynarken söyledikleri bir söz vardı: “Alın da kaçan mı”, “anan güzel mi”. Değerli yavrum, mutluluğu toplumun iyiliğine, güzelliğine, asaletine bağlıyorsun. Ne olur darılma, gücenme, senin mailini okuyunca aklıma bu sözler geldi. Kusura bakma hayata ve insanlara hep önyargılar içinde bakıyorsun. O senin dediğin asil, temiz, güzel toplum hiç bir zaman olmadı, olmayacak da. Böyle bir toplum bekleyenler hep avuçlarını yalayacaklar.

İlk insana gidelim. Hazret-i Adem’in çocuklarından Habil, Kabili öldürdü. Ne oldu da böyle oldu? Kabil’in tuttuğu takımın başına Aragones isimli bir geri zekalı manyak mı getirildi? Takımın taraftarı kan kusarken buna takımının başkanı ve yönetim kurulu sadece seyirci mi kaldı? Ne oldu yani? Hayat böyle yavrum. Daima insanlar birbirini anlamayacak. Taraftar ıstırap içindeyken gece uykularını kaybetmişken başkan ve yönetim kurulu sağ omuzlarını mahalle çocukları gibi iki kere havaya kaldırıp “bana ne, bana ne” diyecekler. Bazı kimseler sanıyor ki Yunus’un, Mevlana’nın zamanında insanlar melek gibiydi. Ama onların şiirlerine bakalım. Yunus diyor ki:

“Bu dünya dopdolu kalleş
Herbirinden bir ses gelir
Hak’kı gerçek sevenlere
Cümle alem kardeş gelir."

Sevgili yavrum, olay sadece bakış açısında değişiyor. Sandığın gibi bütün veliler yoksulluk, sıkıntı çekmedi. Bazıları o kadar zengindi ki muhteşem konaklarında otururken bir su isteseler kırk hizmetkar ellerinde kırk bardak suyla geliyorlardı. Bütün mesele büyük veli Kenan Rıfai Hazretleri’nin dediği gibi kötülük senin sınırına gldiği zaman orada duruyor mu durmuyor mu, önemli olan burası.

Yalnız ıstırap insanı Allah’a götürmez, iyilikler, mutluluklar, güzellikler de bolluk, refah, saltanat da Allah’a götürür. Sana kim söylemişse kuşun bir kanadını görmüş. Öbürünü görememiş. Lütfen yavrum, tevhidden uzaklaşmayalım. Bakış açımız tek taraflı olmasın.

Herhalde maillere verilen cevapları muntazaman takip etmiyorsun. Bizim sitemiz bir üniversite. Oradan biz hazret-iinsanı yetiştiriyoruz. Birkaç gün önce bir maile verdiğimiz cevapta çocukluk günlerimi, oturduğumuz mahalleyi anlatmıştım. Sağımızda pezevek Hüsniye Hanım teyze, solumuzda yankesici Mustafa beyamca vardı. Karşımızda belediye tebhirhanesine her hafta genelev kadınları muyene için gelirlerdi. Ben hacı hoca arasında büyümedim, zemzem içerek yetişmedim. Ama Cenab-ı Hak o pislik içinden beni tertemiz çıkardı. Bu yaşa geldim, çok şükür tertemiz yaşadım. Haklısın, televizyonu açıyoruz, binbir rezillik, gazeteyi elimize alıyoruz binbir iğrençlik, sinemaya gidiyoruz Recep İvedik isimli it iki saat boyunca herkese sövüyor, hakaret ediyor, binbir kabalık yapıyor, sonra da çılgınca alkışlanıyor. Bunlar doğru. Ama yine de önemli olan bütün bu pislikler, rezillikler, iğrençlikler bizim sınırımıza gelince duruyor mu durmuyor mu, mesele orada yavrum.

Ben bir mezbele içinde yetiştim. Bir mezbele içinde bu günlere geldim. Ama şükürler olsun Allah’ın lütfuyla tertemiz çıktım. Bugün yetmiş beş yaşındayım. Birçok hastalıklar içinde çırpınıyorum. Ama günde yirmi dört saatte yirmi saat insanlara izmet ediyorum. Şu anda saat gecenin dördü. Herkes uyuyor. Ama ben sizlerin hizmetindeyim. Bu bana sonsuz mutluluk veriyor. Acaba diyorum dünya üzerinde benim kadar mutlu kaç insan var? Hayat böyle yavrum. Şair Özdemir Asaf:

“Açık ve bilinen bir yönü yok insanların
Onu biz yaratıyoruz”

diyordu. Hayat böyle yavrum. Sen nasıl bakarsan hayat o şekilde tecelli ediyor. Lütfen o önyargılardan kurtul. Onları sana kim aşıladıysa belki iyi insanlar ama hayatı anlamamışlar, İslami tevhide ulaşamamışlar. Onları bir tarafa bırak. Hep iyiye, güzele, mutluluğa doğru koş, hep hayrı iste, hep güzelliği iste.

Söyleyeceklerim bu kadar. Yeni maillerini bekler, selam, sevgi ve saygılarımı sunarım.

Sabri Tandoğan
Onun ve Hakk'a Göçen Ailesinin Aziz Ruhlarına Fatihalarla.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]