Sizden Gelenler

 

subHeader_l

Konu : Sabri Baba ile hatıralardan, güzel bir günden notlar.
Gönderen : Çiğdem
Tarih : 28.08.2021 20:08:53


.

SABRİ BABA İLE UNUTULMAZ HATIRALARDAN-GÜZEL BİR GÜNDEN NOTLAR

Okuyucu Mektubu

Aziz Büyüğümüz ve Çok Değerli Dostlar,
Hepinize sağlık, huzur ve mutluluklar içinde olmanız dileğiyle merhaba…

Efendim, 21 Kasım 2009, Cumartesi günü, sonsuz şükürler olsun, yine unutulmaz güzellikte bir gün yaşadık sevgili büyüğümüzün konferansı münasebetiyle. Bilebildiğimiz kadarıyla İstanbul’dan, İzmir’den, Antalya’dan gelen gönül dostları aramızda idi. Bizzat orada bulunmasalar da kalbî olarak bizlerle olduğunu hissettiğimiz çok değerli gönül dostları da vardı şüphesiz… Daha konferansın başında Sayın Büyüğümüz işaret etmişlerdi, aramızda velî hanımefendiler ve beyefendiler bulunuyordu ve bu manevi atmosfer içinde farkında olsak da olmasak da onlarla birçok güzelliği birlikte yudumluyor ve değerli bir gönül dostunun mailinde anlattığı gibi bir duygu yoğunluğunu yaşıyorduk...

O gün, o mübarek çatının altında yine eşsiz bir konuşma dinlemiştik… Konferansın sonuç bölümünde yer alan bir cümle bütün ibadetleri bir potada eriterek sonuca şöyle bağlıyordu:

“Gerçek ibadet, her an Allah’ın huzurunda; namaz-ı dâimûnda olabilmek, sokakta yürürken bile her haliyle insanlara Allah’ı hatırlatan bir kimse olabilmektir.”


İşte bütün ibadetlerin lâyıkıyla yaşanmasının ardından ortaya çıkacak muhteşem güzellik. Allah onu cümlemize nasibetsin. Amin.
Konferans sonrası yaklaşık otuz beş kişilik bir gurupla gidilen yemek ve sohbet ise yine bir ibadet niteliğindeydi. Bu güzel sohbette notlar alan çok değerli gönül dostları inşallah onları paylaşacaklardır. Orada aramızda bulunan mânevi sultanlardan birisi de Kezban Anne idi şüphesiz. Kezban Anne, eşinin vefatından sonra çocuklarını geçindirebilmek için karda kışta ayakkabı boyacılığı yapmış, limon satıp, maydanoz satıp çocuklarını okutmuş ama kimseye el açmamış bir güzel insan… Bir hatıralarını paylaştılar yemekte ki manevi sultanları o noktaya taşıyan sırlardan birisini ifşâ ediyordu bize göre. Unutulmadan paylaşalım:

Kezban Anne bir gün evinde güzel bir etli yemek pişirir. Mahallelerindeki çok yoksul bir kimse akşam üstü evine dönerken kokusunu alır yemeğin ve çok canı çeker, adeta kıvranır. Yemeği pişirdiğini tahmin ettiği bir komşuya sorar, o da “Bizde değil ama” der "Kezban Hanım'larda olabilir." “Elinde,” diyor Kezban Anne “küçük bir çay tabağı ile geldi. Utana utana bir tadımlık istedi.” “Verdiğiniz şey önce göz doyurmalı.” diyor Kezban Anne. Komşusunu içeriye buyur etmiş, eline el bezlerini vermiş, “Haydi,” demiş “tencereyi olduğu gibi al ve doğruca evine götür, çoluk çocuğunla afiyetle ye.”

Şaşırmış komşusu, “Ya,” demiş “beyin akşam geldiği zaman ne der?”. Kezban Anne demiş ki “Sen işin bu tarafına karışma. Beni ya sokağa atar ya da Allah razı olsun der.”

Akşam olunca eşi gelmiş, ellerini yıkamış, eve sinen güzel kokuyu alarak “Bu akşam ziyafet var anlaşılan” deyince “Durumu izah ettim.” diyor. Eşi (Allah rahmet etsin) çok duygulanmış ve “Allah senden razı olsun hanım.” demiş. (Bu mektubu ilk yayınladığımız tarihte Kezban Anne hayatta idi, geçen yıl o da Hakk'a vuslat eyledi, Allah gani gani rahmet eylesin. Amin.)

Sohbet ilerledikçe Sayın Büyüğümüz Sabri Baba'mıza soruyoruz:
“Efendim, sitemize mail yazmak, orada bir güzelliği paylaşmak da bir ibadet midir?” Sabri Baba gülüyor: “En büyük ibadet işte bu.” diyor. Değerli gönül dostu Aynur Hanım’a sitem ederek, “Sen de,” diyor “sitemizi epeydir ihmal ediyorsun.” Ve ibadetlerde az da olsa devamlı olmanın önemine işaret ederek: “Bir ibadeti Allah katında değerli kılan hususlardan biri de az da olsa devamlı yapılmasıdır.” diyor.
…

Efendim, sadece bir ikisini anlatmaya çalıştığımız bu eşsiz sohbet dakikalarının yanında o gün yaşadığımız bir başka güzellik de çok değerli gönül dostlarının ortak bir noktada buluşmuş olmalarıydı. Hepsi de sizi hayat hocası olarak benimsemişler, size dört elle sarılmışlar, sizden pek çok güzellikler özümleyerek onları hayat felsefesi haline getirmişler ve böylece kendilerini ne kadar da güzelleştirmişlerdi. Edep onlar için önemliydi, sevgi dolu olmak önemliydi, paylaşmak önemliydi, estetik önemliydi, incelik önemliydi, tevazu önemliydi, affetmesini bilmek önemliydi, her varlığa ulu nazarla bakmak, ya hayır söyleyip yahut susmak çok önemliydi… Eseriniz olan bu güzel insanlara hayran olmamak, size ise hürmet ve sevgiyle dolmamak mümkün değildi…

Sevgili Büyüğüm,
Bütün gönül dostu öğrencileriniz olarak siz çok değerli hocamızın ellerinden hürmetle, sevgiyle, minnetle öpüyoruz. Yüce Rabbimizden size hayırlı ömürler ve kolaylıklar içinde birçok yeni öğrenciler yetiştirmeyi, sesinizi bütün dünya insanlarına ulaştırarak onlara da aynı güzellikleri tattırmayı nasip etmesini niyaz ediyoruz.
Efendim, sözü burada “Düşünceler” başlıklı yazınızın ikinci bölümüne bırakıyor, bütün dostlarımızı ve çok değerli öğretmenlerimizi saygı ve sevgilerin en içten geleniyle selamlıyorum.

Sonsuz hayırlar ve esenlikler dileğiyle efendim,

Hoşçakalın…
Çiğdem



********************************

SABRİ BABA'DAN BİR YAZI-DÜŞÜNCELER...
Düşünceler (2)

İnsanoğlu nazlı bir kuş gibidir, kanatlarına kin, nefret, ihtiras, edep ve hayâdan mahrumiyet bağlanmışsa olduğu yerde kalır, yüceliklere ulaşamaz. Hayatta kötü ve çirkin insan yoktur. Çeşitli nedenlerle içindeki iyilik ve güzellikleri ortaya çıkaramamış insan vardır. Mevlana, “Ey kardeş, sen yanlız duyuş ve düşünüşten ibaretsin. Geri kalan sadece et ve kemiktir.” diyor. Her an, her insan yeni ve farklıdır. Her an hayat yeniden oluşuyor. Kur’an-ı Kerim’de “Allah her an yeni bir “şe’n”dedir.” buyruluyor. Yunus, “Her dem taze doğarız, bizden kim usanası.” diyor. Ağız mübarek bir uzuvdur. Onu kirletmemelidir. Hayır için açık, şer için kapalı olmalıdır. Olaylara sükûnetle bakabilmek, olgun insanların harcıdır. Önemli olan her an yeni bir güzelliği yakalayabilmektir. Ancak manevi güzellik içinde olanlar, hayattaki o çok ince, o çok hassas dengeyi bulabilirler. Hele günümüzde bir hayır bir iyilik yaparken, bir güzelliğe katkıda bulunurken bile, son derece hassas, dikkatli, uyanık olmak gerekiyor. Denge çok mühim. Evet, tevazu güzel, çok güzel, harikulade güzel bir olay, tekamüle giden yolun anahtarı. Ama mütevazı olalım derken zillete düşersek, mütevazı olalım derken dostu ağlatır, düşmanı sevindirirsek, yaptığımız hayır, ürküttüğümüz kurbağaya değmez.

Hayat dengeler üstüne kurulmuş. Her konumda, her an, her yerde dengeli olmamız gerekiyor. Bir bardak çaya on şeker konulursa, bir içimlik çorbaya yarım paket tuz konursa, o ne yenir, ne içilir. Unutmayalım, bardağı taşıran bir yudum sudur. Sadece iyi niyet yetmiyor. Son derece dikkatli, son derece uyanık olmamız lazım. Düşman hiçbir zaman çiçek göndermez. Resûlullah Efendimizin iyi niyeti, gayreti, çabası Ebu Cehil’i, Ebu Leheb’i yolundan çeviremedi. Son nefeslerine kadar onlar şer yolda direndiler, düşmanlıklarını gösterdiler. Bugün, onların torunlarından farklı bir davranış beklersek, bu bizim sadece gaflet deryasında yüzdüğümüzü gösterir.
Gözlerim açık diye, her şeyi gördüğünü mü sanıyorsun? Her varlık, kâinat kitabının bir kelimesidir. Eğrinin doğrusu, doğrunun eğrisi, yine eğridir. Her an hayat, yeniden var oluyor, yeniden yok oluyor. Farkına varılmayan, bizim için yok demektir. Balık denizde yaşar ama ne denizi bilir, ne kendisini…

Müslüman odur ki, diğer insanlar onun dilinden ve elinden selamette olurlar. Muhakkak nefis kötülüğü emreder. İnsanı şer yollarda yenemeyen şeytan, bu defa başka yolları dener. Bizi kendi emellerine esir edebilmek için, olmayacak şeyler bulur. Bize öyle işler yaptırır ki, dostu ağlatır, düşmanı güldürür de farkına bile varmayız. Son derece dikkatli olmak zorundayız. İstişare şarttır. Kainatın Efendisinin, en çok tekrarladığı Hadislerinden birisi de istişare üzerinedir: “İstişare edin. İstişarede sizin için hayırlar vardır. Yanlız istişare ettiğiniz şahıs, emin insan olmalıdır.” buyurur. Herkes, her meseleyi, kendi hesabına yeniden düşünmek zorundadır. Göz açıp kapayıncaya kadar da olsa nefsimizle baş başa kalmamaya çalışmalıyız. Bir fikir matematik kadar açık bile olsa, onu yeniden ele almak lazımdır. Ancak o zaman, Yunus’un dediği gibi “Her dem taze doğarız, bizden kim usanası.” hali tecelli eder.

SABRİ TANDOĞAN HZ.
Aziz Ruhlarına Fatihalarla.

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]