KUR'AN'DA BEREKET VURGUSU
Bereket sözcüğü verilen nimetin sabit ve daim kılınması, bolluk ve onun
devamı mânasına gelmektedir. Madde ve mânaya taalluk eden bu kelime
gönüllerde şifa bulması gereken bir kavramdır. Aslı semâda ve bize,
medeniyetimize aittir.
Bereket birşeyde olan ilâhî hayırların sabit halidir. Bu mânada
"mubârek" kelimesi de bereke'den türemiştir.[5]
Kur'an-ı Kerim'in nurunda bu kavrama eğilmeye çalışalım:
Mubarek kelimesi Kur'an'ın sıfatı olarak zikredilmiştir.
"İşte bu (Kur'an) da, bizim indirdiğimiz mubarek bir öğüttür. Şimdi onu
inkâr mı ediyorsunuz?" (Enbiya: 50)
"Resûlüm! Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı
olanlar öğüt alsınlar diye indirdik." ( Sad: 29)
İsa Mesih'in (a.s) sıfatı olarak zikredilmiştir:
"Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana
namazı ve zekâtı emretti." (Meryem: 31)
Kadir Gecesi'nin sıfatı olarak gelmiştir:
"Biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz
uyarıcıyızdır."(ed- Duhân: 3)
Yüce Allah Nuh'a (as) gemide kendisine şöyle dua etmesini buyurdu:
"Ve de ki:'Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirenlerin en
iyisisin." (Mu'minun: 29)
Yeryüzüne hayat veren gökten inen suyun sıfatı olarak zikredilmiştir.
"Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla
bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu
hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların
diriltilmesi de böyledir." (Kaf: 9-11)
Ancak bugünkü suların önemli bir kısmı rahmetten ve bereketten ziyade
azap olarak iniyor, çamur sellerine sebebiyet verip, ekinleri sular
altında bırakıp şehirleri târumar ediyor..
Bereke kökünden gelen "tebâreke" kelimesi Allah'ın (C.C) sıfatı olarak
Kur'an'da zikredilmiştir.[6]
Al-İsfehânî tebâreke vasfının Allah'a izafesinin mânasını diğer
âyetlerde zikredilen bereketin muhtevasında olan tüm hayırların
kaynağının Allah'a ait olduğunun beyanıdır diye açıklar.[7] Yani
bereketin kaynağı Allah Teâla ve Tebâreke'dir. Onu kullarına kendisinin
koyduğu ilâhî bir yasa çerçevesinde bahşeder, şöyle ki:
"Eğer o ülkelerin ahalisi iman edip Allah'a karşı gelmekten
sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız)
bereketler açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları
kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik/cezaya çarptırdık. (A'râf:
96.)
"İnsanlık Tarihini" yönlendiren, hareketini etkileyen bu yasa Kur'an ve
Sünnet perspektifinden bakıldığında âşikar iken materyalist
perspektiften bakıldığında ise hurafe gibi durmaktadır. Demek ki mesele
perspektifinizin mahiyetiyle yakından alakalıdır.
PEYGAMBER HAYATINDA HAYATI KUŞATAN BEREKET KAVRAMI VURGUSUNA DAİR BİR DEMET HADİS
Allah Rasulü (sas) bereketi duayla hayata nakış nakış işler ve bunu
mü'minlere de öğretirdi:
Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sas), evlenen bir kimseyi
şöyle tebrik ederdi: "Allah sana (evliliği) mübarek kılsın, üzerine
bereket indirsin, ikinizin arasını hayırda birleştirsin."[8]
Selamlaşmayla gelen rahmet:
Hz. Enes (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sas) bana buyurdular ki: "Ey
oğulcuğum, ailene girdiğin zaman selam ver ki, selamın, hem senin
üzerine hem de aile halkına bereket olsun!"[9]
Sahura kalkarken bereket arayışı:
Hz. Enes (ra) anlatıyor: "Resulullah (sas) buyurdular ki: "Sahur yemeği
yiyin, zira sahurda bereket var."[10]
Sahur yemeğindeki bereket sahura kalkarken kuşanılan ibadet niyeti ve
huşû ile mündemiçtir..
Ticarette bereket:
Hakim İbnu Hizâm (ra) anlatıyor: "Hz. Peygamber (sas) buyurdu ki:
"Alıp-satanlar" birbirlerinden ayrılmadıkça (vazgeçmekte)
muhayyerdirler. Alıp-satanlar alış-verişi sıdk ve doğruluk üzere yapar
(kusuru) beyan ederlerse alış-verişleri her ikisi hakkında da mübarek
kılınır. Yalan söylerler (kusurları) gözlerlerse, belli bir kâr
sağlasalar bile, alış-verişlerinin bereketini kaybederler."[11]
Yaşadığı mekana bereket duası:
Hz. Enes (ra) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle dua
buyurdular: "Allahım! Mekke'ye verdiğin bereketi iki katıyla Medine'ye
de ver!"[12]
Yılın ilk turfanda meyvesini dua ile bereketlendirme:
Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: "Resûlullah'a (sas) (yılın turfanda) ilk
meyvesi getirildiği zaman şöyle buyururlardı:
"Allahım, bize Medine'mizi, meyvelerimizi, müddümüzü, sa'ımızı bereket
üzerine bereketle mübarek kıl." Resûlullah bu şekilde dua ettikten sonra
getirilen meyveyi, orada hazır olan çocuklardan en küçüğüne
verirdi."[13]
Sadaka ile malı bereketlendirmek:
Modern insan zihin telakkisinde sadaka verilen mal eksilir, zâhiren de
eksiliyor gibi görülür, ancak İslam tasavvurunda Allah için verilen
sadaka malı bereketlendirir. Mutlak Mâlik olan Allah, malından sadaka
veren insana malını artırma yollarını ilham eder, diğer kalpleri sadaka
veren insanın ticaretine yönlendirir, böylece onu bereketlendirir. Bu
hadise metafizikten uzak matematiksel dar kalıplarla düşünen modern
zihnin asla algılayamayacağı bir hakikattır.
Resûlullah (sas) buyurdular ki: "Mal sadaka ile eksilmez.''[14]
Bir rivâyette de şöyle buyurdular: "Mallarınızı zekatla koruyun,
hastalarınızı sadaka ile tedavi edin, belalara karşı duâlarla hazırlıklı
olun."[15]
Ne kadar mânidardır; "zekat" kelimesi Kur'an-ı Kerim'de 32 kere
tekrarlanırken, "bereket" kelimesinin tekrarlanış sayısı da 32dir.
Cimrilik etmek malı artırmadığı gibi, Allah katında da azabı celbeder:
"Allah'ın, kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik
edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır o,
kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde
boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah
yaptıklarınızdan haberdardır." (Ali İmran: 180)
İnsan öldükten sonra bile bereketin devamı:
İnsanlığa bir diğer ifadeyle ötekilere faydalı olan ameller öyle tür bir
amel cinsidir ki, kişi öldükten sonra bile işlediği hayrın faydasını
görür:
Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sas) buyurdular ki: "Bir insan
ölünce üç kişi hariç herkesin ameli kesilir: Sadaka-î câriye (bırakan),
veya istifade edilen bir ilim (bırakan) veya kendine dua edecek sâlih
evlat (bırakan)."[16]
Seküler tasavvurda olan buraya ve şimdiye ait amel perspektifi İslam
amel perspektifinin ufkuna ulaşamayacağı açıktır. Modernite, bencilliği
erdem haline getirerek insanlığı yücelteceği iddiasını sürdüre dursun,
İslam diğergamlığı insanın fâni bedeni bu dünyayla ilişkisini kesse de
onun amelinin azizliğinin gereği olarak yaptıklarını ebedileştiriyor ..
Resûlullah'ın (sas) bekeret kelimesine gösterdiği titizlik:
Hz. Rasulullahın bereket lafzının azizliği üzerine titremesini gösteren
bu rivâyet var ki çok mânidardır: Hz. Câbir (ra) anlatıyor: "Hz.
Peygamber (sas) Ya'la, Bereket, Eflah, Yesâr, Nâfi ve benzeri isimlerin
kullanılmasını yasaklamayı arzu etmişti. Sonra onun bu mevzuda sükut
ettiğini gördüm. Sonra da yasaklamadan vefat etti."[17]
Ebu Dâvud'un rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "...Zira kişi "Bereket"
burada mı?" diye sorar da "hayır yok!" diye cevap verirler."
[1] Buhâri: 6/2590, hn. 6652; Müslim: 4/2057, hn. 2672.
[2] Tirmizi: 4/567, hn. 2332; Musnedi Ahmed: 2/537, hn. 10956.
[3] Bknz: Ibn Hacer, Ahmed bn Ali al-Askalânî: Fethu'l Bârî, (Beyrut:
Daru'l Ma'rifeti)2 /522; Mubârekfûrî, Muhammed Abdurrahman: Tuhfetu'l
Ahvazî, (Beyrut: Daru'l Kutubi'l İlmiyye) 6/514.
[4] Tirmizi: 5/31, hn. 2653; Dârimî: 1/99, hn. 288; Mustedrek alâ
es-Sahîheyn: 1/179, hn. 338.
[5] Bknz. Al-İsfehânî: Al-Mufredât fi Ğarîbi'l Kur'ân: s: 44. Ayrıca
"bereket" sözünün geçtiği şu âyetlere baknz: el-A'râf:137, Hud: 48,
İsra:1, Enbiya: 71-81, Sebe: 18, Saffat: 113, Fussilet: 10.
[6] Bknz. Furkan: 1-10-61, Zuhruf: 85, el-Mulk:1, El-Muminun: 14,
Ğafir: 64:
[7] Al-Mufredât fi Ğarîbi'l Kur'ân: s: 44.
[8] Ebu Davud: 2/241, hn. 2130; Tirmizi: 3/400, hn. 1091; Musnedi Ahmed:
2/381, hn. 8943.
[9] Tirmizi: 5/59, hn. 2698.
[10] Buhari: 2/678, hn. 1822; Müslim: 2/770, hn. 1095; Tirmizi: 3/66,
hn. 708.
[11] Buhârî:2/743 hn. 2004; Müslim: 3/1164, hn.1532; Ebu Dâvud: 3/273
hn. 3459.
[12] Buhârî : 2/666, hn. 1782; Müslim: 2/994, hn. 1369; Müsnedi Ahmed:
3/142, hn. 12475.
[13] Müslim, 2/1000, hn.1373; İbn Mâce: 2/1105, hn. 3329.
[14] Müslim: 4/2001, hn: 2588; Tirmizi: 4/376, hn. 2029, Musnedi Ahmed:
2/235, hn. 7205.
[15] Suneni Beyhakî: 3/382, hn. 6385; Mu'cemu'l Kebir: 10/128.
[16] Müslim: 3/1255, hn. 1631; Ebu Dâvud:3/117, hn. 2880; Tirmizî:
3/660, hn. 1376.
[17] Muslim: 3/1686 hn. 2138; Ebu Dâvud: 4/290 hn.4960. Hadisin lafzı
Müslime aittir.
http://sozola.com'dan alınmıştır.