Yazıları

 

subHeader_l

  Gönül Sohbetleri                                                                                                Sabri Tandoğan

 

DOĞRU DÜŞÜNEBİLMEK
Eklenme Tarihi : 5.08.2005 17:50:47



     Geçen gece bir telefon geldi, telefondaki ses beyefendi diyordu, sizden yardım istiyorum, kafam öyle karışık, öyle karışık ki... Bazen yaşamak istemediğim oluyor, kararsızım, hayatî meseleler karşısında şaşırıp kalıyorum. Karar verilecek zamanlarda karar veremiyorum, ne olur bana yardım edin, çok mustaribim. Telefondaki zât ile uzun uzun konuştuk, konuştukça açıldı, ferahladı, sükûnet buldu. Sonra günlerce bu meseleyi düşündüm, sadece o telefon eden zât değil, pek çok kimse bu durumda. Bazen kalabalık caddelerden geçerken gün oluyor insan korkuyor, ürperiyor. Aman Ya rabbi diyor, öyle çehreler, öyle ifadeler görüyorsunuz ki karmakarışık kelimesi bile durumu izaha yetmiyor. Bu satırları yazmak için masaya oturdum, telefon çaldı, Antalya’dan bir hanımefendi telefon ediyordu. Dini konularda büyük bir karmaşa yaşadığını, halletmek için kime müracaat ettiyse iç dünyasının biraz daha allak bullak olduğunu söyledi. Sordum, kimlerle görüştünüz? Dedim. Saydığı kimselerin mânevî hayatımızla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktu. Efendim dedim, sizin limon ihtiyacınız var, almak için çarşıya çıktınız, kırtasiyeciye gidemezsiniz ki, kumaş satan bir mağazadan da limon temini mümkün değildir. Nasıl limon almak için manava gitmek gerekiyorsa burada da öyle hareket etmeniz gerekir. Hanımefendi biraz durakladı sonra çeşitli sorular sordu. Sorular cevaplandıkça memnun oldu ve çok teşekkür ederim, içim ışıkla aydınlıkla doldu dedi.



     Bugün toplumumuzda bazı önemli noktalarda bulunan kişilerde aynı zihin karışıklığını görüyoruz, filanca zât üniversitede öğretim üyesi, iyi güzel de bir dediği bir dediğini tutmuyor. Gönlü de kafası da allak bullak. Öğretim üyeliği gibi, bazı dini görevlerde bulunmak gibi, gazetecilik, yazarlık gibi topluma karşı sorumluluk makamında olan bazı kimselerin çok daha dikkatli olmaları, çok daha uyanık hareket etmeleri gerekiyor. Kırk yıldır okuyucusu olduğum Hakses Dergisini çevresine kötüleyen, dini makam işgal eden birisinin durumunu nasıl izah edebiliriz? Bence zihin karışıklığının asıl sebebi doğru düşünmesini bilmemekten geliyor. Çünkü çocukluğumuzdan itibaren bize doğru düşünmek nasıl olur öğretilmiyor. İstisnalar dışında ne ailede, ne okulda, ne de toplumdaki herhangi bir müessesede bize öğretilenler, bize aşılananlar çok zaman bir takım önyargılar, peşin hükümler, kara çalmalar. Bir örnek mi istersiniz, işte Darwin. Vaktiyle Darwin diye bir adam çıkmış, bir teori ortaya atmış, dikkat buyurun, bu sadece bir teori. Hiçbir zaman teori olmanın da dışına çıkamamış ama ne yazık ki günümüzde isminin başında koca koca sıfatlar yazılı olan bir çok kimse bunun farkında değil. Mümkündür ki sayın Darwin’in dedesi bir orangutan olabilir, bir şey diyemeyiz. Ama bilim adına konuşma yetkisini kendisinde bulan bazı kimseler, bunun bir teori değil de bir bilimsel kanun olduğunu söylerse o zaman iş değişiyor. Doğru düşünmek o kadar önemli ki, bunu yalnız felsefeyle uğraşanların bir meşgalesi olarak görmek çok yanlış. Doğru düşünmek kadın erkek, genç ihtiyar hepimiz için, yeryüzündeki bütün insanlar için hayati bir mesele. Hayatta atılan yanlış adımlar, insanlarla güzel ilişkiler kuramama ve hayatta mutlu olamama, hep doğru düşünmesini bilmeyişimizden ileri geliyor. İnsan doğru düşünemeyince, doğru düşünmesini öğrenmeyince yanlış kararlar alıyor, isabetsiz adımlar atıyor ve ölünceye kadar sonu gelmeyen bir yanlışlıklar trajedisi başlıyor. Allah’ım diyorum, nasıl olur? Hakses gibi ilk sayısından bu güne kadar hep iyi, güzel, temiz duygular ve düşünceler aşılayan bir dergi nasıl kötülenir, nasıl yasaklanır? Muhakkak ki bu işi yapan kardeşimiz de iyi bir insan, güzel, temiz bir insan ama sahip olduğu önyargılar, peşin hükümler onun doğru düşünmesine, doğruya varmasına engel oluyor. Acaba yarın Allah’ın huzuruna çıktığı zaman bunun hesabını nasıl verecek bunu hiç düşündü mü? Vaktiyle bir şarkı vardı, bir yerinde “Sonunu düşünmeden neden tuttun elimi?” diyordu, onun gibi biz de doğru düşünemediğimiz için gerek kendimize, gerek başkalarına büyük haksızlıklar yaptığımızın bir farkına varabilsek. Bir İslam büyüğü, “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından zevk alır.” diyordu. Gönül istiyor ki bütün insan kardeşlerimiz de güzel düşünsünler, hayatlarından zevk alsınlar. Yaşamak bin bir güzelliklerle dolu, Allah’ın mucizelerinin her an görüldüğü muhteşem bir olay. Kur’an-ı Kerim’de, ne yana bakarsan bak, Allah’ın vechi oradadır.” buyuruluyor. Yunus Emre, “Aşk gelicek, cümle eksikler biter.” diyor, “Sevelim, sevilelim dünya kimseye kalmaz” diyor. Hayat güzel, çok güzel, inanılmayacak kadar güzel bir olay, ne olur nefsimizin pençelerinden kendimizi kurtarabilsek de bu güzellikler, mucizeler, harikuladeliklerle dolu dünyayı aşkla, hayranlıkla seyredebilsek.



     Bu güzelliği Allah cümlemize nasip etsin...

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]