Yazıları

 

subHeader_l

  Gönül Sohbetleri                                                                                                Sabri Tandoğan

 

HAYATIN ANLAMI NEDİR?
Eklenme Tarihi : 6.1.2012 14:54:10

Âlemde susamış kişilerin su aradığı gibi su da, susamış kişileri arar. Doğuştan gelen sevgi duygusu insanda yön bulamayınca sorunlar başlar. Günümüzde sevgisizlik egemen. Her gün gördüğümüz, tanığı olduğumuz sıkıntılar, bunalımlar, stresler, huzursuzluklar, saldırganlıklar, sabırsızlıklar, kabalıklar, sevgi azlığının göstergesi değil midir? Mevlânâ, “Sevgiden bakır altınlaşır.” diyor. Günümüzün çağdaş Neronları, Nemrutları, Firavunları trafikte yarım dakika bekleyince çılgına dönüyorlar. Deli gibi kornalarına basarak etrafa dehşet saçıyorlar. Kalbinde zerre kadar sevgi olan insanlar hiç bunu yaparlar mı? Sessizliğin bile sesi vardır. Geceleri kervanlar geçer. Mânâ yolunun kervanları… Geceleri yapılan ibâdet, zikir, tefekkür, geceleri okunan kitap, yazılan yazı bir başka olur… İnsan daha arınır, temizlenir, güzelleşir. Gece sohbetleri bir başka olur. O sohbetten amaç, bir hâli, bir edebi, incelik, güzellik ve zerâfeti bir gönülden başka bir gönüle aktarabilmektir. Öylesine büyük, yüce, temiz, asil ruh halleri vardır ki, orada söz durur, kelimeler susar. Hâl konuşur. Orada insan, “Ve bir an yaşıyorum, bütün bir ömre bedel.” der.
Dünyada kötü insan yoktur. İçindeki güzelliği, yüceliği ortaya çıkaracak ortamı bulamamış insan vardır. Hiç zemheride bahar çiçekleri açar mı? İnsan, dışıyla karşılanır, içiyle uğurlanır. Bilmem diyen öğrenir. Bilirim diyene ne verilir? Her an uyanık, dikkâtli, edepli, zarif ve ince olabilmek yaşamak sanatıdır.
Günümüzde çok insanda bulunan yaygın bir hastalık var: Herkesi kendi gibi sanmak… Ne büyük yanılgı. Oysa her insan, ayrı, apayrı bir varlık. Kendine özgü. Hiç kimseye benzemeyen. Ama biz insanları ille istediğimiz, sandığımız gibi görmek istiyoruz. Bunun için de üzülüyor, hayal kırıklığına uğruyoruz. Halil Cibran ne güzel söylüyor; “Seviniz, seviliniz, ama bir olduğunuzu unutmayınız.” Yunus, büyük Yunus “Hiç kimse bilmez bizi, biz ne işin içindeyiz.” diyordu. “Beni bende demen, bu ben değilim, bir ben vardır bende, benden içeri.” diyordu.
Kalp aydınlanmadıktan sonra, bilgi ne işe yarar? Mevlânâ’ya sormuşlar: “Aşk nedir?” “Ben ol da bil.” demiş. Bir kaya kovuğunda kalan bir böcek, bütün hayatı, yerleri ve gökleri bu delikten ibaret sanır. Ne olur biz de böyle olmayalım. Olaylara bakış açımız, o daracık, o bencil, o nefsânî perspektiflerden kurtulsun. Amerika’da bazı yapıların, iş merkezlerinin üstünde, büyük harflerle yazılmış çok ilginç bir yazı var: “Amerikalı, büyük düşün!”
Aşkta varmak değil, yolda olmak, aramak esastır. Çağımızın büyük psikologlarından E. Fromm, günümüz hastalıklarına koyduğu teşhisi ne güzel özetlemiş: “İnsanın varoluş probleminin cevabı aşktır.” Hiç acı çekmemiş olanlar düşüncesiz olurlar. Cahile en güzel cevap susmaktır. Hayatınızdan memnun değilseniz, sıkıntı ve bunalım içinde çırpınıyorsanız, düşüncelerinizi değiştirin. Düşüncelerini değiştirmeyenler yalnız aptallar ve ölülerdir. Kendi ayıbını görenler ne güzel insanlardır.
Mütemâdiyen insanları yargılayanlar, ne yaptıklarının farkındalar mı? Bir gün kendilerinin de acımasızca yargılanacaklarını biliyorlar mı? Mü’min, ayıplamaz, kınamaz, kötü söz söylemez.
Bir şeyi sevmeden onu anlayamayız. Mutlu olmanın en kolay yolu, başkalarına mutluluk vermektir. Mesnevî “Dinle” diye başlar. Dinlemesini bilen bir insan için, her zerre, her an, yepyeni mesajlar vermektedir. Ahmet Rifâî Hz. “Ben sessizlikle emrolundum.” buyuruyor. Yalnızlık hâlâ insanların en insanca yönü. Bütün büyük düşünceler yalnızlık ve sessizlikte şekil alırlar. Bir güzellik, bir yücelik, ancak sessizlik ve yalnızlıkta algılanabilir, özümlenebilir. Kartallar yalnız uçarlar, kargalar sürü halinde.
Yunus “Bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı.” der. Lotüs, bataklıkta yetişen bir bitki türü. Lotüs, çevresindeki bütün kötü kokuları nefis bir kokuya dönüştürüyor. Neden biz de Lotüs gibi olmayalım. Mümkün mü? Neden olmasın…


HAK-SES DERGİSİ
TEMMUZ 2011

...::Bu yazıyı arkadaşına gönder::...

Geri Dön

 

[Ana Sayfa] [Sabri Tandoğan] [Kitapları] [Yazıları] [Röportajları] [Resim Albümü] [Sizden Gelenler] [Dosya Arşivi] [Arama] [İletişim]